Bugün 06 Şubat 2026 Cuma
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6667.38
    %-1.01
  • Dolar
    43.5602
    %0.19
  • Euro
    51.2941
    %0.17

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

SİVAS'IN ŞEHİRLİ KADINLARI DAVETİ ÜZERİNE

05 Şubat 2026 Perşembe 23:21

“Açık ve Gizli Köylülük-Toplu Savrulma” kitabıma ilişkin Medyascope, T24, Oksijen ve Ülke TV gibi mecralarda nitelikli derin söyleşilerimiz vardı. BirGün bu söyleşilerden birini izleyen Sivas’tan “Şehirli Kadınlar” Derneği adına bana Ayşegül Coşkun Hanım ulaştı. Kitabın konusunun tam kendi inceledikleri konu olduğunu, beni dernek adına Sivas’a söyleşiye davet etti. Nazik ve içten bu daveti kabul ettim. Ancak konuyu doğrudan açık ve gizli köylülük olarak konuşmanın sakıncalarını göz önüne alarak başlığı güncel ve cazip “Ülkenin Geleceğinde Manevi Değerleri Hangi Gençler Taşıyabilecek” olarak belirledik.

Bu arada Sivas’a kışın gidebilmek nasıl bir şeymiş, iptaller ve ertelemeler ile onu da öğrenebildik.

Tarık Çelenk yazdı: Sivas'ın şehirli kadınları daveti üzerine
Tarık Çelenk yazdı: Sivas’ın şehirli kadınları daveti üzerine

Görebildiğim kadarıyla Sivas’a o kadar varsayıldığı gibi son dönemlerde kamu yatırımı yapılmamış. Türkiye’nin çoğu göç alan büyükşehir belediyesinin oluşturamadığı ortak kent kimliğini Sivas oluşturabilmiş. Yörük Türk’ü, Sünni’si veya Alevi’si, Kürt’ü rahatlıkla öncelikle içten “ben Sivaslıyım” diyebilmekte. Sivas Kongresi’nin adeta bu şehre muhafazakâr ruhu işlemiş. Kongre binasına verilen değer ve sahiplenme bunu göstermekte. Başta Mustafa Kemal olmak üzere tüm kongre üyeleri adeta hâlâ binadaymış duygusunu size verdirmekte. AK Parti tercihleri eleştirilse de seçmende CHP’ye bırakılabilecek bir kapı aralığı ben fark edemedim. Kürt sorunu veya çözüm süreci gibi tanım ve projelere çok soğuk bakılmakta.

Sivas’ı farklı kılan bir başka husus ise Selçuklu-Fars medeniyeti geçmişinin izleri. Buna Ermeni zanaatı ve sanatının etkilerini de ilave edebiliriz. Bu bakımdan Sivas’ın merkezi mega bir kasaba değil, 1000 yıla yakın geçmişinin sürekliliğini yaşatan bir şehir. Yüzölçümü bazında baktığınızda bu kadar yoğun Selçuklu ve beylik geçmişi olan medrese kalıntılarının bulunduğu bir Anadolu şehri hatırlamıyorum. Bu medreselerin önemli farkı da son 300 yıldaki gibi içtihada kapalı kelam-fıkıh ezberi odaklı müfredat içermemesi, odaklarının tamamen tıp, astronomi ve matematik gibi bilimsel alanlar olması.

Tarık Çelenk yazdı: Sivas’ın şehirli kadınları daveti üzerine

Bu medreselerden yapı ihtişamı ve müfredat açısından Buruciye Medresesi ilgi çekiciydi. Medresenin ana konuları fizik, kimya, matematik ve astronomi üzerine. Medreseyi yaptıran, 1273’te hadis âlimi İran Hemedan’dan gelen iş insanı Muzaffer Burucerdî. Vefat etmeden önce vasiyetini talebelerine yazdırdı. Bu vasiyet, türbenin kubbesinin içerisinde bir şerit hâlinde mavi ve siyah renkli çinili bir kitâbeye nakşedilmiştir. Şunlar yazmaktadır: Allah’ım! Beni sana yaklaştıracak bir amelim, onunla sana yol bulacağım bir sevabım yok… İhtiyacım, yalnızlığım, yokluğum, perişanlığım çok. Garipliğime merhamet et. Bu çukurumda bana yoldaş ol. Ancak sana sığındım, sana güvendim. Burucerdî ve vasiyeti bana bir ara yeni zenginlerimizin sorumluluklarını çağrıştırdı.

Bu arada özellikle kültür ve sanat varlıkları açısından Sivas’ın valiler bakımından oldukça şanslı bir şehir olduğunu hatırlatalım.

Sivas Şehirli Kadınlar Derneği kurucuları bireysel iş kadınları ve eğitimcilerden oluşuyor. Kalvinist muhafazakâr ve seküler birlikteliği izlenimini verdirmekte. Spordan kültüre veya toplumsal hayata siyaset üstü kalmaya çalışarak oldukça aktif ve etkililer. Derneğin bürokrasi ve iş dünyasıyla da etkili iletişimi var.

“Manevi değerler ve gençlerimiz” söyleşimiz eski taş medreseden dönüştürülen otantik bir kitap kafe mekânında gerçekleşti. Davetliler iş, bürokrasi ve eğitim dünyası temsilcileriydi. İdeolojik ayrım yapılmadan tüm Sivas’ın temsilinin yansıması vardı. Gençler de vardı.

Ayşegül Hanım dernek üyelerine son kitabımı önermiş ve hanımefendiler kitabı okuyarak zihin dünyama yabancılık çekmemişlerdi. Ancak hazirun açısından beklenti ve netlik konusunda farklı değerlendirmelerin olmasını beklemekteydim de.

Ben konuya değerlerin kökeninden girdim. İnsanlığın cennetten kopuşu sürecinde Roger Bacon ve Newton’un dediği, ün kendinde kalan ana unsurdan bahsettim. Bunlar vicdan, anlam arayışı ve yaratıcılık. Özellikle anlam arayışını felsefe, sanat ve estetiğin; yaratıcılığı da teknolojinin temsil edebildiğinden bahsettim. Bu anlamda bu unsurların bölünmez evrensel hakikatin kendisi olduğunu hatırlattım. Özellikle post-truth gerçeklikler üretme çağı ve kimlik kapanına yakalanma durumunun hakikati parçalayarak hakikat olmaktan uzaklaştırdığını, gençlerin bu bakımdan hakikat duyarlılıklarını kaybettiklerinden bahsettim. Tabii konuya girerken “Gençler İslami duyarlılıklarını kaybederken evrensel ahlaki duyarlılıklarını mı kaybettiler?” sorusu ile de başladım.

Konunun bir İslam medeniyeti ve dönüştüremediğimiz köylülüğümüzün krizi olduğundan bahsederken itirazlar da geldi. 100 yaşındaki tarih otoritesi Bernard Lewis bizim için “What went wrong? – Yanlış giden neydi” diye sorarken biz neden bu soruyu soramıyoruz, onu hatırlattım.

Toplantı konsepti çoğunluk davetli tarafından “bir eğitim sorunu tartışıyoruz” diye algılanmıştı. Bunda hatamız olabilirdi. Bu nedenle gençlerdeki bugünkü kurumsal İslam’ı reddetme, anlam arayışının dinden kayması bugünkü İslamcı ve milliyetçi popülizm ve İslam medeniyet krizi olarak değil de sadece aileler ve devlete ait bir eğitim sorunu olarak izleyiciler açısından gözükmekteydi. O açıdan eleştiriler ve kritikler sunum için soyut, akademik ve proje odaklı olmamaya ilişkindi.

Tarık Çelenk yazdı: Sivas'ın şehirli kadınları daveti üzerine
Tarık Çelenk yazdı: Sivas’ın şehirli kadınları daveti üzerine

Ben de mümkünce somuta inmeye çalıştım. İş dünyası sermayesi ve düşünce yatırımı, bunun şehirde somutlaştırılabilir örneklerinden bahsettim. Ailede ve okulda verilemeyen değerlilik duygusu, akla değil zekâya dayalı eğitimin mahsurlarını hatırlattım. Türk Ocakları Başkanı beyefendi Türk milliyetçiliğinin bir kimlik kapanı olup olmadığını sordu. Yanıtım, din ve milliyetçiliğin bireysel ve kültürel bazda kalmasının ülke aidiyeti için iyi olduğu, ancak siyasallaştırılmalarının bir beka sorunu olduğuydu.

Bam teli sorusu “Gençler bu ülkeyi terk etmek istiyorlar, sizin bunun cevabını vermediniz” oldu. Cevabım; bakın bu gençler ülkenin yarınında kendilerini dışlanmış ve yok görülüyorlar. Bu gençler ötekileştirilmişlerin olduğu yarının hikâyesinden kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Gerek şart, bu gençlerin yarının ülkesinde kendilerinin de olacağına ikna edilmeleridir, diyebildim.

Klasik soru ve duyarlılıklardan biri de “O kadar Müslüman mucit var, onlardan neden bahsedilmiyor ve ‘foncu’ Ruşen Çakır’da neden program yapıyorsun?” üzerineydi. Kendilerine son 500 yılda tatbikî Takiyüddin Rasathanesi, Lagari Hasan Çelebi ve Hezârfen Ahmet Çelebi gibi mucitler vardı; ancak bunlar mevcut zihniyet ve lobilerin etkisiyle önleri kesildi, sakıncalı kabul edildiler. Batı’da mucitler eziyet çekseler de özellikle iş tutma zihniyeti onların her bir birikimini bir sürece dönüştürdü. Batı’nın üstünlüğü zihniyette, yani nasıl düşünüleceğinin bilinmesinden kaynaklanmaktaydı.

Fonculuk cevabıma gelince, söyleşi başında sağ mahallede sermaye sahiplerinin öteki dünyada kazanç zihniyetlerinin köylü anlamda sadece bir al-ver ilişkisine dayandığını ifade etmiştim. Bu açıdan politik bir baskı olmadan düşünce ve iletişim yayını yapmaları beklenmemelidir, demiştim. Buna atıf yaparak dedim ki benim gibi insanların fikirleri ve gözlemlerini paylaşabileceği yerli sponsorların olabileceği kurum yok ne yazık ki. Ruşen Çakır’ın bu anlamda yerli sponsor bulma imkânı yoksa yasal AB veya benzer şeffaf fonlarla varlığını sürdürebilmesinden doğal ne olabilir; siz iş yaparken yabancı bankalardan uygun kredi almaz mısınız, diye yanıtlamaya çalıştım.

Tarık Çelenk yazdı: Sivas'ın şehirli kadınları daveti üzerine
Tarık Çelenk yazdı: Sivas’ın şehirli kadınları daveti üzerine

Söyleşinin en muhteşem değerlendirmesi ve özeti, genç meslek sahibi bir hanımefendinin soru-yorumu ile geldi. Şöyleydi: Siz gençlerde değer kaybı derken sadece din veya İslam ile endeksliyorsunuz. Peki kurumsal din olmadan gençler evrensel ahlak ve değerlere sahip olamazlar mı, biz sahip değil miyiz? Bu hanımefendiye kitabımı hediye ettim; dindar ailesi ile iletişiminin sancılı ve çok modern görünümlü olmasına karşı kısa süre önce tesettürlü olduğunu da öğrendim.

Bu genç hanım söyleşi hedefimizi ve derdimizi özetledi; ancak diğer ifade ettiğim soruların bir kısmını soranlar bu derdin farkında veya ciddiyetindeler miydiler, emin değilim.

Sivas’ta yaşadığım bu tecrübe, Türkiye’nin merkez-taşra, gelenek-modernlik ve din-ahlak gerilimlerinin sadece siyasi düzlemde değil, gündelik hayatın içinde de ne kadar derinleştiğini bir kez daha gösterdi. Gençlerin arayışı, aslında bir ideoloji değil; kendilerini dışlamayan, anlam üreten ve onlara gelecek hissi veren bir toplumsal hikâye arayışıdır.

Sivas Şehirli Kadınlara burada tekrar minnet ve şükran duygularımı ifade ediyorum…

 

Medyascope'tan alıntılanmıştır.

Bu yazı toplam 229 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim