- IMKB
% - Altın
7182.12
%0 - Dolar
43.8294
%0 - Euro
51.7046
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 15:28 - 28 ŞUBAT MAĞDURU ŞİMŞEK: "BAŞÖRTÜLÜ EŞİMİ TİCARİ TAKSİ İLE GECE ARKA KOLTUKTA SAKLAYIP LOJMANA GEÇİRİYORDUM"
- 15:23 - ANTALYA’DA KARAYOLU KENARINDA CESEDİ BULUNAN KADININ KİMLİĞİ BELLİ OLDU
- 15:23 - GAZİPAŞA’DA OTOMOBİL İLE MOTOSİKLET ÇARPIŞTI: 1 YARALI
- 15:13 - BAŞKOMİSER YALANIYLA 20 MİLYONLUK VURGUN PLANLI OPERASYONLA ÇÖKERTİLDİ
- 14:58 - CW ENERJİ’DE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ VE YATIRIM BULUŞMASI
- 14:53 - ISPARTA BELEDİYESİ’NDEN SÜTÇÜLER’DE YENİ ÖĞRENCİ YURDUNA YARDIM ELİ
- 14:48 - KEPEZ’DE 26 NOKTADA GÜRÜLTÜ VE TOZ ÖLÇÜMÜ
- 14:18 - ALANYA’DA ŞUBAT ORTASINDA DENİZ KEYFİ
- 14:08 - BAŞKAN GÖRGEL, İNGİLTERE’DE BİRLİK SOFRASINDA BULUŞTU
- 14:03 - KAHRAMANMARAŞ’TA GÜNLÜK 50 BİN HALK EKMEK ÜRETİLİYOR
- 14:03 - PUSULA MARAŞ’TAN RAMAZAN’A ÖZEL LEZZET ATÖLYESİ
- 13:53 - KAHRAMANMARAŞ’TA DEFORME OLAN YOLLAR SICAK ASFALTLA TAMİR EDİLİYOR
- 13:38 - ADANA’DA EVLENEN HER 3 KİŞİDEN BİRİ BOŞANDI
- 13:33 - MERSİN’DE ORMAN SUÇLARINA EŞ ZAMANLI DENETİM
- 13:33 - RAMAZAN’DA MİNİK ÖĞRENCİLERDEN ANLAMLI DESTEK

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR


TERS LALELERİN ISSIZLIĞI
Kent küçüktü, güzeldi. Kendine yeten bulvarları, caddeleri, sokakları vardı. Bulvarın iki yanında ağaç dalları serçelerin meskeniydi. Kulaklarımız kente küserdi gündüz boyu süren serçe serenatları kesildiğinde. Bizler üstümüze pislediklerinde bunun şans getireceğine inanan çocuklardık. Parklar vardı, güvercinleri, kuğuları, harçlığımızdan artakalan son beş, on kuruşla simit alıp beslediğimiz. Güvercinlerle dosttuk, henüz cam balkonlarımız yoktu. İlkbaharımız vardı kırk ikindileriyle baştan aşağı bizi berekete doyuran. Toprak, sonrasında mis gibi kokardı. Bunun petrikordan kaynaklandığına dair bilimsel açıklamalar yoktu o zamanlar. İçimize çekerdik ciğerlerimizi doldurana dek. Karın yerden kalkmadığı, evlerimizin önündeki bahçelerde zeytin gözlü, havuç burunlu kardan adamlarımız vardı. Kara, bata çıka yürür, ayak parmaklarımızı hissetmediğimizi eve varınca anlar, soluğu soba ya da kaloriferin önünde alırdık. Sokak satıcıları alıç, nohut satardı. Oynamaktan bıkmadığımızda, karanlığı biraz geçe eve döndüğümüzde boynumuzda yediklerimizden arta kalmış bir kaç alıç ve nohutun olduğu kolyelerimiz asılı olurdu. Biteviye uzanan şeker pancarı tarlalarının yanından geçerken, yolculuk için yanımıza aldığımız küçük bir kesecikte lokumlarımız, fındıklı akide şekerlerimiz olurdu. Ağzımızda bir iki çevirip çiğneyip yutmazdık. Hayatın tüm tadı saklıydı onlarda. Öyle erimeye bırakırdık; o tat damağımızla, dilimizle, aklımızla hemhal olsun da unutmayalım diye. Okuldan eve dönerken bir külah can eriğimiz ya da tuzlanmış bir salatalık olurdu elimizde eve döndüğümüzde de bir kap patlamış mısır ya da kestane masada. Ne monosodyum glutamatlı ne nişasta bazlı şeker içeren yiyecekler ne de raf ömrü iki üç yıllık gıdalar hayatımızdaydı. Çocuk olduğumuzu değil hep çocukluğumuzu hatırladık büyüdüğümüzde. Ana yurt hiç unutulur mu...
Kent küçüktü, güzeldi. Sinemaları vardı bu kentin. Benim sinemalarım. Okullar tatil olduğunda geceleri bir kafile halinde gittiğimiz yazlık sinemalar. Yolda şarkılar, marşlar söyleyip şamata yaptığımız, dolunayın bizimle birlikte güldüğü, gökyüzünden iğde, ıhlamur, gül, yasemin kokulu katar katar bulutların geçtiği. Devasa bir beyaz perde ve sıra sıra dizilmiş sandalyeler, kiralanan minderler, elimizde ayçiçeği külahları. Derin bir sessizliğe eşlik eden alçak tonda koro hâlinde bir çıt çıt sesi ve o hayal perdesine karışıp filmin kahramanı gibi gezinen bizler...Şimdi bir benzin istasyonun bulunduğu yerde üzgün ve terk edilmişliğinin kırgınlığında anılara gömülmüş bir yazlık sinema var.
Kent küçüktü. Her yer yürüme mesafesinde. Babamın deyişiyle kendimizi Akay yokuşundan aşağı salıverdikmi Kızılay’daydık. Babamla ben ayaklarımızın anatomik yapısından olsa gerek biraz da freni tutmayan arabalar gibiydik yokuştan inerken. Bulvara çıktığımızda mevsimlerden yazsa panama şapkalı, sinek kaydı traş olmuş beyler, delikanlılar, üstlerinde evlerdeki dikiş makinelerinde dikilen tayyör, kloş etekler, çiçekli elbiseler olan hanımlar ve anne babalarının ellerinden tutmuş çocuklara rastlardık. Tanıdıklarımız çıkardı aralarında, hal hatır sorardık, ''teşekkür ederim, bir şey değil, rica ederim, Allahaısmarladık'' sözcükleri olağandı, günlüktü, kulağımız ve dilimize yerleşmiş olanlardı. Zarafet yıllarıydı. Akay’ın köşesinden Büyük Sinema’ya varmamız yirmi bilemedin yirmi beş dakika sürerdi. Binanın Atatürk Bulvarı’na bakan ön yüzü İzmir mermeri, üst kısımlar da Eskişehir traverten taşlarıyla kaplıydı. Bu taşlar üzerinde ters lale şeklinde oymalar vardı. Bulvara bakan abanoz giriş kapısının yanındaki camekânlarda Gelecek Film ve Gösterilen Filmden fotoğraflar sergilenirdi. Giriş holünün iki tarafında iki bilet gişesi ve Pek Yakında Gösterilecek filmden fotoğraflar olurdu. Babam bilet almak için kuyruğa girdiğinde annem, kardeşim, ben fotoğraflara bakarak vakit geçirir ve bir an önce salona girmek için sabırsızlanırdık. Her pazartesi bir film gösterime girer, bazen biletler karaborsaya düşerdi. Saman kâğıdına basılı biletleri sakladığım da oldu şimdi attığım için pişmanlığım da.
Büyük Sİnema Kemaliye doğumlu bir iş adamı Kâzım Güven’in Viyana Opera Binasını ve Milano’daki Scala ‘yı gördükten sonra hayata geçirmek istediği düşüydü. Mimari projeyi hazırlayan Abidin Mortaş ile anlaşınca hayalleri gerçeğe dönüştü. Bekleme salonuna girdiğimizde tepedeki muhteşem avizeden yayılan o büyülü aydınlık bizi baştan aşağı yıkardı. Bin beş yüz elli, ahşabı cilalı, kahverengi deri kaplı koltuk, aradaki koridorlara serili kırmızı halılar bizi büyük bir şölene davet eder gibi karşılardı. Koltukların arkasında ortada büyük bir misafir locası yanında da sağlı sollu dörder müşteri locası daha vardı. Tavana beş tane yuvarlak, demirden, desenli bir kafes ve şeffaf menşurlar yerleştirilmişti. Perdenin üzerinde bir Elazığ oyunu olan Çayda Çıra Oynayan Kızlar tablosu bizi nahifçe selamlardı. Turgut Zaim, Kâzım Güven için yapmıştı. Önüme uzun boylu biri oturursa koltuğu kaldırır kenarına otururdum. Derken gong çalar, ses titreşimleri salonun en ücra köşelerine yayılır, kırmızı kadife perde rüzgârın önünde adeta dans edermiş gibi sürüklenerek iki yana açılırdı. Perde sinemaskop, filmler alt yazılıydı. Makinistin filmi oynattığı yerden genişleyerek gelen, bir daire şeklinde yanımdan geçen, o ışık demetinin içinde uçuşan tozcukları tutmaya çalışırdım tıpkı balkona çıkarken ters lalelere elimi sürtüp kokusunun elimde kalmasını hayal ettiğim gibi. Siyah beyaz Dünya Haberleri ile başlardı gösteri. Alt yazıdaki harflerden beyaz parlak ışık öbekleri sağa sola yukarıya aşağıya savrulur, sanki harfler küçülerek kaybolurdu. Filmi nasıl sabırsızlıkla bekliyorsam arayı da aynı sabırsızlıkla beklerdim. Ara verildiğinde koridorun başında, boynuna asılı bir tablada gümüşî beyaz folyoya sarılı Frigo buz olan satıcı belirirdi. O ferah, o damak çatlatan tadı belleğimde sarıp sarmalayıp saklamışım.
Yetmişli yıllarda televizyonun hayatımıza girmesiyle sinema salonları boşalmaya başladı. 1978 yılında Büyük Sinema bir iş hanına dönüşüverdi. 1997'nin Mart ayında çıkan yangında güzel olanlardan kalan tek tük ne varsa onlar da silinip gitti, Çayda Çıra Oynayan Kızlar da dahil. Bir tek bulvara bakan ön yüzde taşlara oyulmuş ters laleler kaldı. Ters lalerin ömrü kısadır; hüznün çiçeği, ağlayan gelin olarak bilinen bu çiçek birçok efsanenin konusu olmuş, Anadolu topraklarının gördüğü acılarla özdeş.
Sinemalarını terk eden bir kentin yüküdür ters lalerin omzundaki. Onlara bakıp geçtiğinizde sinemalarınızı, kentin ortak belleğini aklınıza getirirseniz bilin ki ters laleler can bulacak, ''kent kalabalığının yalnızı'' hissetmeyecekler artık kendilerini.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?TARIK ÇELENK
BENDE SAKLI KALMASIN -7OYA BOYSAN
HAYDİ ANTALYASPOR, BİR ZAFER DAHAVEDAT GÜRHAN
DAVUTOĞLU GEÇİNEMİYOR MU?ALİ İHSAN DİLMEN
BU NE SORUMSUZLUK?GÜRSEL KAYA
SANAT VE ELEŞTİRİHALİL ERDEM
ATTİLÂ İLHAN VE MÜDAFAA-İ HUKUKYUNUS YAŞAR
NE GÜZELDİ BAYRAMLARMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
DAMACANA SU FİYATLARI EL YAKIYORAV İBRAHİM GÜLLÜ
DEĞİŞKEN HİTAPLARŞEBNEM YAPA ÖZTOPRAK
ÇOKTAN SEÇMELİ / MEHMET RÜZGÂRNİNA ŞAHİN
ARDA TURAN İLE ANTALYASPOR SOHBETİKAHRAMAN KÖKTÜRK
HAYIR İŞİNDE DE BÖLÜNDÜK!..ERDOĞAN KAHYA
ZAMANINI AŞAN SESLER TÜRK DİL KURUMU'NDAŞENER METE
ANTALYA'NIN DİJİTAL EŞİĞİCEM ARÜV
RAMAZAN AYINI ANLAMAK VE ORUÇ TUTMAK…HASAN YAKUP CANGÜVEN
TÜRK MİTOLOJİSİNDEN SEMAVİ DİNLEREMUHARREM YELLİCE
ÖZÜR DİLEYEN AYDINLAR (2): NAZIM HİKMETEŞREF URAL
ANTALYASPOR DAHA RAHATLAMADITURGAY ALP
ŞEVKİ BEY'DEN ŞOSTOKOVİÇ'EGAZANFER ERYÜKSEL
TÜRKİYE'DE SİYASAL REJİM DÖNÜŞÜMÜPROF DR RAMAZAN DEMİR
MESAFENURİ SEZEN
SOKAK HAYVANI BARINAKLARIAHMET GEDİKAĞAOĞLU
SEVGİNİN EN GERÇEK HALİ: KADIN VE 14 ŞUBATGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
ALANYASPOR-BAŞAKŞEHİR: 1-2
'ORMAN YANGINLARINDA ATIKLARIN ROLÜ' PROJESİNDE SON TOPLANTI YAPILDI
DTİK'İN ALMANYA ÇALIŞTAYI ANTALYA'DA YAPILDI
'BURDUR EĞİTİM ÇALIŞTAYI' BAŞLADI
OTOMOBİL SÜRÜCÜSÜ VE EŞİ HAYATINI KAYBETTİ
73 YAŞINDA, DAĞCILIK YAŞAM BİÇİMİ OLDU
ANTGİAD: ORTAK AKIL, ORTAK GELECEK
TARTIŞTIĞI KIZ ARKADAŞI İLE ANNESİNİN ARAÇLARINI KUNDAKLADI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





