- IMKB
% - Altın
6072.14
%-2.45 - Dolar
46.9945
%-0.09 - Euro
53.6613
%-0.08
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 17:13 - BOZYAZI’DA KAYIP KADIN İÇİN ARAMA ÇALIŞMASI BAŞLATILDI
- 17:13 - ANTALYA’DA 15 TEMMUZ ETKİNLİKLERİ
- 17:03 - EĞİRDİR’İN YENİ KAYMAKAMI DR. SERHAT DOĞAN GÖREVİNE BAŞLADI
- 16:48 - MEZİTLİ’DE KIRSAL MAHALLELERE HİZMET MESAİSİ
- 16:33 - ALANYASPOR DAYANIKLILIK VE TAKTİK ÇALIŞTI, PERFORMANS TESTİNDEN GEÇTİ
- 16:33 - ASAT’TAN BELEK, KADRİYE, ALTINTAŞ VE KUNDU’YA TURİZM YATIRIMLARI
- 16:18 - MANAVGAT’TA HAKKINDA 25 YIL 8 AY KESİNLEŞMİŞ HAPİS CEZASI BULUNAN HÜKÜMLÜ YAKALANDI
- 16:18 - ALANYA’DA HAVUZDA BOĞULMA TEHLİKESİ GEÇİREN 8 YAŞINDAKİ ÇOCUK HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
- 16:08 - ALANYA’DA HENTBOL ŞÖLENİ SONA ERDİ
- 16:08 - ALANYA FUTNET’TE ZİRVEYİ BIRAKMADI
- 16:03 - ARSUZ’DA "YÜREĞİMİZDEKİ IŞIK PROJESİ" YAŞATILIYOR
- 16:03 - VALİ MASATLI, PAYAS’TAKİ EĞİTİM YATIRIMLARINI İNCELEDİ
- 16:03 - YAYLADAĞI’NDA "HER GEBEYE BİR EBE" UYGULAMASIYLA EV ZİYARETLERİ SÜRÜYOR
- 16:03 - İNŞAAT HALİNDEKİ BİNADA ASANSÖR BOŞLUĞUNA DÜŞEN İŞÇİ YARALANDI
- 15:54 - ASAT'TAN MİLYARLARCA LİRALIK YATIRIM
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR


TERS LALELERİN ISSIZLIĞI
Kent küçüktü, güzeldi. Kendine yeten bulvarları, caddeleri, sokakları vardı. Bulvarın iki yanında ağaç dalları serçelerin meskeniydi. Kulaklarımız kente küserdi gündüz boyu süren serçe serenatları kesildiğinde. Bizler üstümüze pislediklerinde bunun şans getireceğine inanan çocuklardık. Parklar vardı, güvercinleri, kuğuları, harçlığımızdan artakalan son beş, on kuruşla simit alıp beslediğimiz. Güvercinlerle dosttuk, henüz cam balkonlarımız yoktu. İlkbaharımız vardı kırk ikindileriyle baştan aşağı bizi berekete doyuran. Toprak, sonrasında mis gibi kokardı. Bunun petrikordan kaynaklandığına dair bilimsel açıklamalar yoktu o zamanlar. İçimize çekerdik ciğerlerimizi doldurana dek. Karın yerden kalkmadığı, evlerimizin önündeki bahçelerde zeytin gözlü, havuç burunlu kardan adamlarımız vardı. Kara, bata çıka yürür, ayak parmaklarımızı hissetmediğimizi eve varınca anlar, soluğu soba ya da kaloriferin önünde alırdık. Sokak satıcıları alıç, nohut satardı. Oynamaktan bıkmadığımızda, karanlığı biraz geçe eve döndüğümüzde boynumuzda yediklerimizden arta kalmış bir kaç alıç ve nohutun olduğu kolyelerimiz asılı olurdu. Biteviye uzanan şeker pancarı tarlalarının yanından geçerken, yolculuk için yanımıza aldığımız küçük bir kesecikte lokumlarımız, fındıklı akide şekerlerimiz olurdu. Ağzımızda bir iki çevirip çiğneyip yutmazdık. Hayatın tüm tadı saklıydı onlarda. Öyle erimeye bırakırdık; o tat damağımızla, dilimizle, aklımızla hemhal olsun da unutmayalım diye. Okuldan eve dönerken bir külah can eriğimiz ya da tuzlanmış bir salatalık olurdu elimizde eve döndüğümüzde de bir kap patlamış mısır ya da kestane masada. Ne monosodyum glutamatlı ne nişasta bazlı şeker içeren yiyecekler ne de raf ömrü iki üç yıllık gıdalar hayatımızdaydı. Çocuk olduğumuzu değil hep çocukluğumuzu hatırladık büyüdüğümüzde. Ana yurt hiç unutulur mu...
Kent küçüktü, güzeldi. Sinemaları vardı bu kentin. Benim sinemalarım. Okullar tatil olduğunda geceleri bir kafile halinde gittiğimiz yazlık sinemalar. Yolda şarkılar, marşlar söyleyip şamata yaptığımız, dolunayın bizimle birlikte güldüğü, gökyüzünden iğde, ıhlamur, gül, yasemin kokulu katar katar bulutların geçtiği. Devasa bir beyaz perde ve sıra sıra dizilmiş sandalyeler, kiralanan minderler, elimizde ayçiçeği külahları. Derin bir sessizliğe eşlik eden alçak tonda koro hâlinde bir çıt çıt sesi ve o hayal perdesine karışıp filmin kahramanı gibi gezinen bizler...Şimdi bir benzin istasyonun bulunduğu yerde üzgün ve terk edilmişliğinin kırgınlığında anılara gömülmüş bir yazlık sinema var.
Kent küçüktü. Her yer yürüme mesafesinde. Babamın deyişiyle kendimizi Akay yokuşundan aşağı salıverdikmi Kızılay’daydık. Babamla ben ayaklarımızın anatomik yapısından olsa gerek biraz da freni tutmayan arabalar gibiydik yokuştan inerken. Bulvara çıktığımızda mevsimlerden yazsa panama şapkalı, sinek kaydı traş olmuş beyler, delikanlılar, üstlerinde evlerdeki dikiş makinelerinde dikilen tayyör, kloş etekler, çiçekli elbiseler olan hanımlar ve anne babalarının ellerinden tutmuş çocuklara rastlardık. Tanıdıklarımız çıkardı aralarında, hal hatır sorardık, ''teşekkür ederim, bir şey değil, rica ederim, Allahaısmarladık'' sözcükleri olağandı, günlüktü, kulağımız ve dilimize yerleşmiş olanlardı. Zarafet yıllarıydı. Akay’ın köşesinden Büyük Sinema’ya varmamız yirmi bilemedin yirmi beş dakika sürerdi. Binanın Atatürk Bulvarı’na bakan ön yüzü İzmir mermeri, üst kısımlar da Eskişehir traverten taşlarıyla kaplıydı. Bu taşlar üzerinde ters lale şeklinde oymalar vardı. Bulvara bakan abanoz giriş kapısının yanındaki camekânlarda Gelecek Film ve Gösterilen Filmden fotoğraflar sergilenirdi. Giriş holünün iki tarafında iki bilet gişesi ve Pek Yakında Gösterilecek filmden fotoğraflar olurdu. Babam bilet almak için kuyruğa girdiğinde annem, kardeşim, ben fotoğraflara bakarak vakit geçirir ve bir an önce salona girmek için sabırsızlanırdık. Her pazartesi bir film gösterime girer, bazen biletler karaborsaya düşerdi. Saman kâğıdına basılı biletleri sakladığım da oldu şimdi attığım için pişmanlığım da.
Büyük Sİnema Kemaliye doğumlu bir iş adamı Kâzım Güven’in Viyana Opera Binasını ve Milano’daki Scala ‘yı gördükten sonra hayata geçirmek istediği düşüydü. Mimari projeyi hazırlayan Abidin Mortaş ile anlaşınca hayalleri gerçeğe dönüştü. Bekleme salonuna girdiğimizde tepedeki muhteşem avizeden yayılan o büyülü aydınlık bizi baştan aşağı yıkardı. Bin beş yüz elli, ahşabı cilalı, kahverengi deri kaplı koltuk, aradaki koridorlara serili kırmızı halılar bizi büyük bir şölene davet eder gibi karşılardı. Koltukların arkasında ortada büyük bir misafir locası yanında da sağlı sollu dörder müşteri locası daha vardı. Tavana beş tane yuvarlak, demirden, desenli bir kafes ve şeffaf menşurlar yerleştirilmişti. Perdenin üzerinde bir Elazığ oyunu olan Çayda Çıra Oynayan Kızlar tablosu bizi nahifçe selamlardı. Turgut Zaim, Kâzım Güven için yapmıştı. Önüme uzun boylu biri oturursa koltuğu kaldırır kenarına otururdum. Derken gong çalar, ses titreşimleri salonun en ücra köşelerine yayılır, kırmızı kadife perde rüzgârın önünde adeta dans edermiş gibi sürüklenerek iki yana açılırdı. Perde sinemaskop, filmler alt yazılıydı. Makinistin filmi oynattığı yerden genişleyerek gelen, bir daire şeklinde yanımdan geçen, o ışık demetinin içinde uçuşan tozcukları tutmaya çalışırdım tıpkı balkona çıkarken ters lalelere elimi sürtüp kokusunun elimde kalmasını hayal ettiğim gibi. Siyah beyaz Dünya Haberleri ile başlardı gösteri. Alt yazıdaki harflerden beyaz parlak ışık öbekleri sağa sola yukarıya aşağıya savrulur, sanki harfler küçülerek kaybolurdu. Filmi nasıl sabırsızlıkla bekliyorsam arayı da aynı sabırsızlıkla beklerdim. Ara verildiğinde koridorun başında, boynuna asılı bir tablada gümüşî beyaz folyoya sarılı Frigo buz olan satıcı belirirdi. O ferah, o damak çatlatan tadı belleğimde sarıp sarmalayıp saklamışım.
Yetmişli yıllarda televizyonun hayatımıza girmesiyle sinema salonları boşalmaya başladı. 1978 yılında Büyük Sinema bir iş hanına dönüşüverdi. 1997'nin Mart ayında çıkan yangında güzel olanlardan kalan tek tük ne varsa onlar da silinip gitti, Çayda Çıra Oynayan Kızlar da dahil. Bir tek bulvara bakan ön yüzde taşlara oyulmuş ters laleler kaldı. Ters lalerin ömrü kısadır; hüznün çiçeği, ağlayan gelin olarak bilinen bu çiçek birçok efsanenin konusu olmuş, Anadolu topraklarının gördüğü acılarla özdeş.
Sinemalarını terk eden bir kentin yüküdür ters lalerin omzundaki. Onlara bakıp geçtiğinizde sinemalarınızı, kentin ortak belleğini aklınıza getirirseniz bilin ki ters laleler can bulacak, ''kent kalabalığının yalnızı'' hissetmeyecekler artık kendilerini.
GERÇEK ÖZGÜVEN SESSİZDİRAHMET İLBARS
2050'NİN ANTALYA'SICEM ARÜV
KART AİDATI PASTASIAV İBRAHİM GÜLLÜ
OLMAK YA DA OLMAMAK!GÖZDE DOLAYMAN
CUMHURİYETİN KADERİ, CHP’NİN KADERİEŞREF URAL
YÜKSELEN DUVARLAR, DARALAN ODALARGÖZDE SARI
VİTRİN ZENGİNLERİ, GÖNÜL FAKİRLERİ: 'MİŞ GİBİ' YAŞAMAKMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
BEDRETTİN CÖMERT'İ ANARKENYUNUS YAŞAR
AHMET TELLİ'NİN ARDINDANGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
ÇAYLAK OYUNUIŞIK YARGIN
HER İNSANIN MUTLAK BİR SINIRI VARDIRHASAN YAKUP CANGÜVEN
DOĞRUSU NEDİR?ALİ İHSAN DİLMEN
TEHLİKENİN FARKINDA MIYIZ?OYA BOYSAN
YAZ TATİLİNDE VELİ OLMAKPINAR TEYİN
NASILSIN YAPAY ZEKÂ?ŞENER METE
BAHAR FIRTINASI MI GELİYOR?..VEDAT GÜRHAN
İSLAMDA KIBLE NİYE KUDÜS’TEN MEKKE’YE DÖNDÜ?MUHARREM YELLİCE
GÖRMEK Mİ, BİLMEK Mİ? İŞTE BÜTÜN MESELE BU!BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ROZETGAZANFER ERYÜKSEL
DENİZ GÖKTAŞ: KİMLİĞİN MİZAH EŞİĞİTARIK ÇELENK
NEŞEMİZİ ÇALAMAYACAKLARNİZAMETTİN ŞEN
DİKKAT EKONOMİMİZİ DİKKATLİ KULLANALIMRAZİYE GÖK AKTAŞ
ÜÇ ÇEYREK ÖMÜRDE SON DÜZLÜKYALÇIN DUMAN
TÜRKLÜK ÜZERİNENURİ SEZEN
ASAT'TAN MİLYARLARCA LİRALIK YATIRIM
DOKUMAPARK'TA 'ARTESİNG 100 ESER SERGİSİ'
KOCAGÖZ, KEPEZLİLERİ DİNLEDİ
SULTANDAĞI KİRAZINDA REKOR BEKLENTİ
YAZ İSHALLERİNDEN KORUNMANIN 10 ETKİLİ YOLU
YAPAY ZEKA DESTEKLİ ROBOT SAHNEYE ÇIKTI
'DEMİR ADAM' BAŞARIDAN BAŞARIYA KOŞUYOR
YARIM ASIRLIK HİKAYE DEVLET ÖDÜLÜYLE TAÇLANDI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





