Bugün 27 Ocak 2026 Salı
  • Antalya6 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7174.15
    %2
  • Dolar
    43.3924
    %0.12
  • Euro
    52.0638
    %0.97

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

TÜRKÇE’NİN SU YÜZÜNE ÇIKTIĞI AN

27 Ocak 2026 Salı 22:21

 

1893 yılının sisli bir kış günü, 15 Aralık, Danimarkalı büyük dilbilimci V. Thomsen, çok önemli bir açıklama yapacağını tüm dünyaya duyurdu.

Geçen yüz yıllık süreçte Orta Asya ve Sibirya bölgesine seyahat eden bazı seyyahlar, buralarda, üzerinde anlaşılamayan şekiller olan bazı taşlar gördüklerine dair bilgiler paylaşıyorlar ve açıkçası epeyce de merak uyandırıyorlardı. Avrupalı dil bilimciler bir taraftan bu yeni bulguları merak ederken, diğer yandan da, bunların hangi dile, hangi medeniyete ait olabileceğine dair tahminlerde bulunuyorlardı. Bazı araştırmacılar Avrupa kavimlerine, bazıları da uzak asya kavimlerine ait olabileceğini söylüyorlardı. Ama hiçbir araştırmacı, taş üzerine yazılmış bu yazıların Türkçe olabileceğini ve dolayısıyla yazıtların da Türklere ait olabileceğini söylemiyor, belki de söylemek istemiyordu.

Nihayet büyük Thomsen sahneye çıktı ve hiç tereddüt etmeden; “bulunan abidelerdeki metinleri çözdüm, yazı Türkçe’dir ve Türklere aittir” diye haykırdı! Büyük Thomsen’in “okudum” dediği taşlar, bizim şimdilerde “Orhon Yazıtları” diye bildiğimiz Göktürk hükümdarı Bilge Kağan ile onun kardeşi Köl Tigin’e ait mezar taşlarıdır. Yazıtlar dört metreye yakın dikdörtgen bir anıt şeklindedir ve her yüzeyinde muhteşem bir Türkçe ile yazılmış bilgiler vardır. Her iki yazıtta da konuşan kişi Bilge Kağan’dir.

Ve bu tarihten itibaren, başta Rus Türkologlar olmak üzere, pek çok Avrupalı araştırmacı, bu bölgeye hücum etti. Devletler yeni şeyler keşfetmek için resmen seferber oldular. Ve Avrupa’nın bu konudaki seferberliği 20. Yüzyılın ortalarına kadar hız kesmeden devam edecektir.  Hiç kuşku yok ki Orhon Abidelerinin bulunması ve okunmuş olması, Orta Asya Türk Tarihi açısından  ve hatta insanlık tarihi açısından büyük bir olaydır ve bütün tarihçiler bu hususta hemfikirdirler.

1914 yılının soğuk bir Şubat günü, bir İstanbul hanımefendisi, ürkek adımlarla Sahaflar çarşısında yürümektedir. Tesadüfen bir sahafa girer ve çantasından çıkarttığı eski bir kitabı dükkan sahibine uzatır. Hanımefendi, eski maliye nazırlarından birisinin kardeşidir, belli ki paraya ihtiyacı vardır, 30 lira istediğini söyler. Sahaf, değerini bilmediği bu kitabı emaneten alır ve raflardan birisine koyar.

Ali Emiri Efendi, zaman zaman sahafları gezen bir kitap kurdudur. Bir gün yine sahaf gezerken uğradığı bir dükkanda; “yeni bir şeyler var mı?” diye sorar ve sahaf da ona bu kitabı gösterir. Ali Emiri Efendi, böyle bir kitabın varlığından haberdardır, birden elleri titremeye başlar. Ederini sorar, sahaf 30 lira der, ödemeyi yapar ve soluk soluğa evinin yolunu tutar.

Ali Emiri Bey’in elindeki bu kitap, yüzlerce yıldır bir türlü ortaya çıkmayan, kayıp olduğu sanılan Kaşgarlı Mahmut’un o meşhur Divan-ı Lügat-it Türk adlı Türkçe sözlüğüdür. Kitabın Ali Emiri Bey’de olduğu bilgisi hızla duyulur. Ziya Gökalp kitabı görmek için Ali Emiri Efendi’nin yanına gelir, ancak Ali Emiri Efendi o derece kıskançtır ki bu hususta, dönemin en kudretli siyasi aktörlerinden birisi olan Ziya Gökalp’i bile gücendirmekten çekinmez ve kitabı göstermez.

Ziya Gökalp, meseleye odaklanmıştır bir kere. Ne yapıp edip, bu kitabı görmeli ve muhakkak yayımlanmasını sağlamalıdır. Kendisini durduramaz ve dönemin sadrazamı Talat Paşa’ya mevzuyu aktarır, Ali Emiri Efendi’nin bu konuda çok kıskanç olduğunu, yayımlanması hususunda ikna edilmesi gerektiğini söyler. Ve şöyle bir plan yaparlar; Ali Emiri Efendi’nin evinde bazı ileri gelen kişiler ziyarete gideceklerdir ve Başbakan Talat Paşa da, tesadüfen o eve uğrayacaktır!

Manzaraya bakar mısınız? Koskoca devlet erkanı, üstelik cihan harbinin en karmaşık zamanlarında, işi gücü bırakıp bir kitabın peşine düşmüş durumdalar! İnanılmaz bir teatral sahne ile karşı karşıyayız! Gerçekten de Talat Paşa gelir, sohbete katılır, Ali Emiri Efendiyi onore edecek sözler söyler ve kitabın basımı hususunda ondan izin ister. İzin çıkar, Ali Emiri Efendi verilen hiçbir ücrete de tenezzül etmez, Paşa onun elini öper ve mesele bu şekilde sonuçlandırılır. Ve kitap, 1917 yılında üç cilt olarak basılarak insanlığın hizmetine sunulur.

Gerek Orhon Yazıtları’nın ve gerekse Kaşgarlı Mahmut’un bu büyük eserinin bulunmuş olması, hiç abartmadan söylüyorum, bilim tarihinin en önemli yol ayrımlarından birisidir. Bu iki eser sayesinde tarih, dil bilimi, arkeoloji ve antropoloji gibi bilim dallarının önündeki büyük soru işaretleri ortadan kalkmış, Türklerin tarihi yolculuğunun hikayesi büyük ölçüde aydınlanmıştır.

Ve bazen bir kitap, yukarıda görüldüğü gibi, gerçekten de tarihin akışını değiştirebilir.

Bu yazı toplam 167 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim