Bugün 15 Mart 2026 Pazar
  • Antalya19 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7134.94
    %0
  • Dolar
    44.1623
    %0
  • Euro
    50.4857
    %0

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

ULVİYE KÜCCÜK İLE EDEBİYAT VE YAŞAM YOLCULUĞUNU KONUŞTUK

15 Mart 2026 Pazar 16:32

Efsaneler, mitoslar, söylenceler bir toplumunun kimliğini belirleyen kültürel yapısında önemli yer tuttuğu gibi insanlığın tarihsel-kültürel gelişimi hakkında da ipuçları verir. Bu efsaneler, zamanla bulunduğu coğrafyada -bazı değişikliklere uğrayarak- toplumların ortak kültürel değerleri haline gelmiş, evrensel bir nitelik kazanmıştır. 
Egemenler tarihler boyu, mitozları, efsaneleri, söylenceleri ya unutturmaya çalışmış ya da kendi egemenlik sistemini besleyen kültürel kaynaklara dönüştürerek deforme etmişlerdir. 
Oysa efsane kahramanları, çoğunca ezen-ezilen ilişkisi içinde ezilenlerin, baskı altında tutulanların, tarihe kalmış simgesel eylemlerinin özneleridir. 
Biz bu söyleşimizde gazeteci ve yazar Ulviye Küccük ile Nurhak Dağı Efsanesi-Direnişin Aşkı- adlı romanından yola çıkarak yazarımızın yaşam ve edebiyat yolculuğunu konuşacağız. 

Gazanfer Eryüksel: Gazetecilik zor ve yıpratıcı bir uğraş. Bilindiği gibi gazete, kağıtlı essah gazete elbette, ömrü 24 saat bile olmayan bir ürün. Dijitalleşen dünyamızda özellikle haberler, internet sayesinde, anında okurlar ile buluşuyor. Böylesine zorlu bir uğraş yanında edebiyat hele roman gibi özel bir disiplin isteyen çalışmalara nasıl vakit ayırdınız? Edebiyatla buluşmanız nasıl oldu? 

Ulviye Küccük: Gazetecilik benim için hayatın nabzını tutmak demekti. Sokakta olmak, insan hikâyelerine tanıklık etmek, acıyı ve sevinci yerinde görmek… Bu aslında yazarlığa giden yolun en güçlü hazırlığıydı. Gazete haberi kısa ömürlüdür; 24 saat sonra yerini başka bir habere bırakır. Ama insanın iç dünyasında birikenler o kadar çabuk silinmez.
Ben gazetecilikte gördüğüm hayatları, romanın daha derin ve zamana direnen diliyle anlatmak istedim. Günlük haber akışının hızından sıyrılıp insanın ruhuna, tarihine, köklerine inmeye ihtiyaç duydum. Edebiyat benim için bir kaçış değil; aksine gerçeğin daha derin bir ifadesidir.

Gazanfer Eryüksel: Sizin Nurhak Dağı Efsanesi adlı romanınız dışında farklı konularda özellikle kadın hakları, toplumsal sorunlar, bilim, doğa ve çocuk edebiyatı olmak üzere kitaplarımız da var. Bize o çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Ulviye Küccük: Benim için yazmak, yalnızca bir hikâye anlatmak değil; bir sorumluluk üstlenmektir. Kadın hakları üzerine yazarken susturulan sesleri duyurmak istedim. Toplumsal meseleleri ele alırken görmezden gelinen gerçeklere ışık tutmaya çalıştım.
Yazarlık yolculuğum Ulviye Ay adıyla yayımladığım Bir Cenin Ağlıyor romanı ile başladı. O roman, kadınların yaşadığı şiddeti, bastırılmış çığlıkları ve toplumsal suskunluğu anlatıyordu. 
İlk Aşk Öpücüğü romanı yine Ulviye Ay olarak yayımlandı Aşkın romantik yüzünden çok, insanın içsel büyümesini anlatan bir romandı. Aslında o kitapta da mesele aşktan çok insanın kendini tanıma süreciydi.

Bilim temalı çalışmalarımda özellikle kadınların bilim tarihindeki görünmezliğine dikkat çektim. “Bilimin Sultanları”nda tarihin satır aralarında kalmış kadın bilim insanlarını görünür kılmayı amaçladım.

Çocuk edebiyatında ise umut merkezde. “Güneşe Koşan Filiz” gibi eserde doğayla temas eden, toprağa dokunan, üreten çocukların dünyasını kurmaya çalıştım. Çünkü geleceği değiştirecek olanlar, bugünün çocuklarıdır.

“Mucizeler Sende Saklı” kitabı klasik bir öykü kitabı gibi değil; daha çok içsel bir yolculuk metni. Bu kitap bir ihtiyaçtan doğdu. Modern hayatın hızında insanın kendini kaybettiğini, dışarıda aradığı anlamı kendi içinde unuttuğunu gözlemledim. Hepimiz mucizeyi gökyüzünden inecek bir şey gibi bekliyoruz. Oysa bazen bir nefeste, bir fark edişte, bir uyanışta saklıdır mucize.
3 roman, 1 öykü kitabı, bir araştırma kitabı ve bir de çocuk dahil yayımlanmış ve satışta olan 6 eserim var.

Gazanfer Eryüksel: Toplumların kendilerini tanıtmalarında en kalıcı yöntem o ülkelerin ve kültürlerin sanatın her dalıyla ifadesiyle mümkün olduğunu düşünüyorum. Doğup büyüdüğünüz Maraş-Elbistan coğrafyası Nurhak Dağı Efsanesi adlı romanınızla geniş kitlelere ulaştı ve ulaşacak. Yaşar Kemal’in İnce Mehmet adlı romanı aslında bir Kütahya efsanesidir. Sizin romanınıza konu olan efsane de şüphesiz roman derinlik ve genişliği olmayan bir hikâyeydi. Bu efsaneyi romanlaştırma sebebiniz nedir? 

Ulviye Küccük: Efsaneler bir toplumun hafızasıdır. Nurhak Dağı Efsanesi yalnızca bir aşk hikâyesi değildir; aynı zamanda direnişin, inancın ve kimliğin hikâyesidir. Bu anlatı sözlü kültürde yaşayan, ama roman derinliğine kavuşmamış bir söylenceydi.
Ben o efsaneyi tarihsel ve toplumsal bağlamıyla yeniden düşündüm. Yaşar Kemal nasıl Anadolu’nun sesini epik bir dile dönüştürdüyse, ben de Nurhak’ın rüzgârını, taşını, isyanını ve aşkını romanın geniş ufkunda anlatmak istedim. Çünkü bazı hikâyeler yalnızca anlatılmak için değil, yeniden diriltilmek için vardır.

Gazanfer Eryüksel: Gazetecilik uğraşınızdan sonra sahaflıkla da uğraştığınızı biliyoruz. Uğraş alanınıza giren diğer konular hakkında bilgi verir misiniz? 

Ulviye Küccük: Sahaflık benim için bir ticaret değil, bir hafıza meselesiydi. Eski kitapların arasında dolaşmak, geçmişin düşünce izlerini sürmek çok kıymetliydi.
Doğa ve toprakla olan bağım ise çocukluğuma dayanır. Üretmek, ekmek, büyütmek… Bu yalnızca tarımsal bir faaliyet değil; aynı zamanda felsefi bir duruştur. Yazdıklarımda da bunu görürsünüz: Toprak, doğa, insan emeği ve direnç hep iç içedir.
Ayrıca edebiyat buluşmaları, kültürel etkinlikler ve gençlerle yapılan atölye çalışmaları da hayatımın önemli bir parçası.

Gazanfer Eryüksel: Yazarlara hep sorulur, tezgâhta hangi yeni kitap çalışmanız var? 

Ulviye Küccük: Yeni çalışmalarımda yine insanın direncini, umudu ve kültürel hafızayı merkeze alıyorum. Bu kez ülkeler arasında geçen bir roman konusu var. Türkiye ile Kırgızistan'ı içeren yaşanmış bir hikâye üzerinde çalışıyorum. 
Yazmak benim için kesintisiz bir yolculuk. Her biten kitap, yeni bir sorunun başlangıcı oluyor.

Gazanfer Eryüksel: Kendinize bir soru sorsanız o soru ne olurdu?

Ulviye Küccük: “Kelimeler gerçekten dünyayı değiştirebilir mi?”
Ve cevabım şu olurdu: Belki dünyayı bir anda değiştiremez; ama bir insanın kalbine dokunabilir. Bir kalp değiştiğinde, dünya da az da olsa değişir.

whatsapp-image-2026-03-15-at-13-09-44-3.jpeg

whatsapp-image-2026-03-15-at-13-09-45-3.jpeg

Bu yazı toplam 143 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim