- IMKB
% - Altın
6562.22
%-1.37 - Dolar
45.8992
%0 - Euro
53.3921
%-0.04
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 19:53 - SERİNLEMEK İÇİN GİRDİĞİ SUDA CAN VERDİ
- 17:33 - ARAZİ ANLAŞMAZLIĞI KAVGASI: 1 ÖLÜ, 2 YARALI
- 16:42 - VALİ ŞAHİN BABASIYLA GELDİ
- 16:33 - ARKADAŞINI KURTARMAK İSTERKEN BOĞULMA TEHLİKESİ GEÇİREN ÇOCUK HASTANELİK OLDU
- 16:28 - ISPARTA’DA OTOMOBİL TARLAYA UÇTU: 4 YARALI
- 16:17 - KURBAN KESİM ALANLARINDA YOĞUNLUK
- 15:58 - BAYRAMIN İLK GÜNÜNDE TATİLCİLER ANTALYA SAHİLLERİNE AKIN ETTİ
- 13:48 - MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN KESİMHANELERİ VATANDAŞLARDAN TAM NOT ALDI
- 13:38 - BURDUR’DA TARTIŞTIĞI ESKİ EŞİNİ TABANCAYLA VURAN ŞÜPHELİ YAKALANDI
- 12:03 - ANTALYA’DA AKRAN ZORBALIĞI
- 12:03 - OSMANİYE DEPREM ŞEHİTLİĞİNDE HÜZÜNLÜ BAYRAM
- 11:43 - ADANA’DA SİLAHLA RASTGELE ATEŞ AÇAN ŞAHIS GÖZALTINA ALINDI
- 11:43 - ADANA’DA KÖYLERDE ASIRLIK BAYRAMLAŞMA GELENEĞİ
- 11:33 - D-400 KARAYOLU’NDA KÖPRÜDE KISMİ GÖÇÜK: YOL TRAFİĞE KAPATILDI
- 11:28 - MERSİN ŞEHİR TİYATROSU, ORDU VE ARTVİN’DEN TAM NOT ALDI

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR


YENİDEN YENİDEN DOĞMAK VE MOLA HAKKINI GERİ ALMAK
Sekiz dokuz yaşlarında olmalı. Sırtında ağırlığı nedeniyle omuzlarını çökertmiş bir sırt çantası, küçük ama hızlı adımlarla, ayaklarını sürüyormuş gibi kendisini okula götürecek servise doğru ilerliyor. Minibüste cam kenarlarına, alamadığı uykusunu almaya çabalayan ya da gözleri yarı açık yarı kapalı, bakar görmez çocuk yüzleri sıralanmış. Hafta sonları onları bekleyen, anne babalarının kendilerinin yaşamayıp yaşatmayı istedikleri arzuları ya da toplumsal yarışın olur mu olmaz mı ister mi istemez mi uyar mı uymaz mı denilmeden, sürüklenerek götürülecek müzik, spor, dersle ilgili kurslar. Çok katlı binalarda, iş kulelerinde, ofislerde, bürolarda, odalarda ortada bir panoptikon olmadan yan yana dizilip çalışmaya başlamazdan önce metrolarda erişkinlerin başı öne düşüyor irkilip başlarını kaldırıyorlar. Duraklardan taşan, kendinin hem efendisi hem kölesi olan insan seli kentin caddelerini sokaklarını önüne katıp sürüklüyor. İşten eve dönerken maraton koşucusuna taş çıkartan gine de hep bir şeylere geç kaldıklarına inanan bu insanların zihninde evde neler yapacakları, hafta sonu görevleri oradan oraya koşuşturup duruyor. Trafik keşmekeşinden kendimi sıyırıp akşam üstü eve döndüğümde hangi yollardan geçtiğimi hatırlamayan ben, hemen mutfakta işe başlamam gerektiğini biliyorum. Daha okunacak makaleler var, başka işler var beni bekleyen…
Her tarihî dönemin kendine özgü hastalıkları var: virüsler, bakteriler, otoimmün hastalıklar, kanser vb. 21. yüzyıl başlarında Koreli yazar, filozof Byung-Chul Han, birçok insanın yaşadığı, bildiği ama adlandırmadığı bir rahatsızlığın isim babası oldu. Bu zorlu bir çaba sonrası ortaya çıkan ne fiziksel bir yorgunluk ne de dinlenmeyle geçen kalıcı bir bitkinlik. ‘’Ben’’ öznesi, dışarıda bir otorite tarafından izlendiğini hissetmese de kendi içinde yarattığı öz otorite, ondan bir performans beklemekte. Kendi kendisinden her an daha fazlasını, daha iyisini talep eden bir dürtüyü öylesine içselleştirmiş ki bu adeta zihninin vazgeçilmezi. İçine kendisini denetleyen sürekli kışkırtan bir iç gözetim kulesi inşa etmiş. Daha önce toplumda yasaklar, katı kurallar, kurumlar ve tanımlanmış bir hiyerarşi aracılığıyla kontrol sağlanırken günümüzde toplumsal yapı değişmiş. Artık egemen dil, merkezi bir görev kavramını sahiplenmekten çok bir güç diline dönüşmüş. Artık ‘’yapabilirsin, yapmalısın, başarabilirsin hadi ama daha ne duruyorsun?’’ dili geçerli. Geçen yüzyılların toplumunda disiplin itaati dayatırken çağdaş özne kendi kendinin fitilini yakıp kendi kendini eriten bir muma benziyor. Kimse kişiye emir vermese de, bir talep de bulunmasa da o, derslerinde, işinde, mesleğinde, sosyal medyada, özel hayatında ilerleme kaydetmek için tükenmeye, yanıp yok olmaya çoktan hazır nazır. Bu hazır olma durumunu ‘’yeterince başarılı olamayacağım çünkü yeterince çaba göstermiyorum’’ hissi önüne katmış kovalıyor.
Kişinin devamlı kendini değerlendirdiği, kendini başkalarıyla kıyasladığı, sürekli kendini ölçüp biçip tarttığı bir baskı düzeninde var olmaya çalışıyor kişi. Sadece mücadele etmekle kalmıyor; bu içselleştirilmiş performans modeli kişinin kendini sömürmesine yol açıyor. Yasakların olmaması nedeniyle özgür olduğuna inanmasının yanı sıra sınırsız bir öz beklentiye sahip olması onu kara deliğin içine çekiyor. Ancak bu kara delik ona her zaman yeterli olamadığı, olamayacağı fikrini işlemekte bir an tereddüt etmiyor. Performans beklentilerini karşılamaya devam edemediğine inanan insan, artık kendisinden beklenen veya kendisinin kendisinden beklediği tempoya ayak uyduramıyor. Başarısızlık, tek seferlik bir olay olmaktan çıkıp kalıcı bir duyguya dönüşüyor. Toplumda bu davet veya yasaklar yoluyla değil ‘’başarabilirsin söylemi’’ni teşvik ederek gerçekleştiriliyor. Her ne kadar bu söylem başarı odaklı bir motivasyon olsa da her şeyi kapsayıcı hâle geldiğinde, her şey optimizasyon açısından yorumlandığında yaşamda performansın gerekli olmadığı alanlar yitiriliyor. Hatta boş zaman bile dönüşüme uğruyor; dinlenme artık amaçsız değil, daha sonra daha iyi performans göstermek için dinlenmek anlamına geliyor. Boş zaman bir yatırıma dönüşüyor. Bir mola mola olmaktan çıkıp bir strateji hâline geliyor.
Teknoloji tek başına bir neden olmasa da bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Mobil telefonlar, bilgisayarlar, tablet gibi cihazlar ile oluşturulan kalıcı bağlantı, bilgiye sürekli erişim insana kendisini başkalarıyla anında karşılaştırma olanağı sağlıyor. Sosyal medya başkalarının başarılarını, gezilerini, mutlu özel yaşamlarını, edindiği varlıkları, mesleki gelişimlerini, yükseldikleri statüler gibi hayatlarının iyi, güzel, düzenlenmiş versiyonlarını gösteriyor. Buna sürekli maruz kalmak örtük bir standart oluşturup kişinin kendi gerçekliğinin bütünüyle değil optimize edilmiş bir seçimiyle karşılaşmasına neden oluyor. Yaşam maratonuna çıkmadan evvel insanın aynaya baktığında gördüğü ömürlük rakibi artık. Günümüz toplumu, Foucault’nun hastaneler, akıl hastaneleri, hapishaneler, kışlalar, fabrikalardan oluşan disiplin dünyası değil. Yerini çoktan başka bir rejime, spor salonları, ofis kuleleri, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve genetik laboratuvarlarından oluşan bir topluma bıraktı. Yirmi birinci yüzyıl toplumu artık disiplin toplumu değil, başarı toplumu. Sakinleri ise artık itaat değil, “başarı öznesi”.
Hayatın çok hızlı aktığını, ne kadar koşarsak koşalım hep geç kaldığımızı, işlerin bittiğini ama yapılacaklar listesinin sonunu hiç göremeyeceğinizi hissettiğimiz için yorgunuz. Sürekli motive, sürekli hedefe kilitlenmiş olmamızı ve sürekli en iyisini yapmamızı talep eden bir zihne sahibiz. Günümüz toplumu performansa, üretken insanlara, kendini aşanlara taptığından bizler hem katil hem kurban, hem efendi hem köleyiz. Artık daha az şey yapmanın değerini düşünmenin vakti. Acele etmeden durup sohbet etmek, amaçsızca dolaşmak, tamamen zevk aldığımız bir şeyler yapmak veya sadece pencereden manzaraya bakmak için zaman ayırmanın değerini düşünün bir. İşte bu ‘’verimli zaman’’: oyun oynamak, dolaşmak, düşünmek ve dilediğinizce, herhangi bir talep veya performans testine tabi olmadan ‘’ben’’e alan açan bir dinlenme, mola zamanı. Bizi özgür kılacak olan bağların yokluğu değil bağların ta kendisi. Arkadaşlarla, dostlarla, ailemizle, doğayla, sanatla ya da değer verdiğimiz, sevdiğimiz başka konularla oluşturduğumuz bağ, bizi özgürleştirecek. Artık mola verme ve bunu alışkanlık edinme zamanı. İlk başta ara verdiğimizde yüreğimizi can sıkıntısı kıskıvrak yakalayabilir; oysa can sıkıntısı hayal, düş ve yaratıcı fikirler doğuran verimli bir sessizliktir.
Sonunda ilkbahar geldi. Pablo Neruda’nın deyişiyle ‘’biz yeniden, yeniden doğmak’’ için doğduk. O zaman mola hakkımızı geri alacağımız yeni bir hayat bekliyor bizleri. Parktaki ağaçlar çiçeklenmiş beni çağırıyorlar. Kamerayı alıp aşağıda farklı açılar keşfetme zamanı. Mola…
HER ŞEY DEĞERLİ
Bir çimen yaprağının işinin,
daha az değer taşımadığına inanırım ben
tüm yıldızların bir günlük işinden,
ve bunlara eşdeğer mükemmelliktedir
bir karınca,
ve bir kum taneciği,
ve bir çalı kuşu yumurtası,
ve küçük bir ağaç kurbağası
ünlülerden geri kalmayan
büyük bir sanat şaheseridir,
ve yükseklere tırmanan bir ahududu çalısı
gökyüzü balkonlarını süsleyebilir,
ve dalga geçebilir
elimin en ufak ekleminin bir hareketiyle.
ve her heykelin üstesinden gelebilir
başı aşağıda mırıldanan bir inek,
ve ufacık bir fare
yeterli bir mucizedir
altmış kâfirin hakkından gelebilecek.
Gençler ve yaşlılara ne oldu?
Ya kadınlara ve çocuklara
ne olduğuna dair var mı bir fikrin?
Yaşıyorlar ve iyiler,
Kim bilir neredeler?
Gerçekte
ölümün olmadığını gösterir
en küçük filiz,
olsa bile
yeniden hayata yol alacaktır,
onu tutuklayacak
bir şey beklemez ki
yolun sonunda,
yaşam oluştuğu anda.
Her şey devam eder ve genişler
hiçbir şeyin üstüne çizgi çekilmez,
ve sandığından daha farklı
bir şeydir ölmek,
daha farklı.
Doğmanın bir servet olduğunu
hiç düşünen olmuş mudur?
Acele ediyorum söylemek için,
kadın olsun erkek olsun
ölmek kadar uğurludur,
biliyorum.
Ölümün arasından geçiyorum
göçenlerle,
doğumun arasından geçiyorum
yeni yıkanmış bir bebekle,
şapkamla çizmelerim arasında
değilim ki aslında,
birden çok nesneyi inceliyorum,
ikisi bile birbirine benzemeyen
ve hepsi güzel olan,
dünya güzel, yıldızlar da,
onlarla olmak güzel...
Tutto Vale Walt Whitman
Şiir çevirisi: Bahar Uysal Hamaloglu

'BİP BİP' SESLERİ ARASINDA KAYBOLAN BAYRAMLARMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
BİR GARİP GÖÇ EYLEDİKAHRAMAN KÖKTÜRK
'KENDİNE AİT BİR ODA' YA DAİRALİ İHSAN DİLMEN
BİR BAYRAM VARDI; KAPILAR DA GÖNÜLLER DE AÇIK OLURDU...DERYA DEMİR
SEN AT MI KOŞTURUYORSUN?VEDAT GÜRHAN
HOMO VİATORLUKLA FLANÖRLÜK ARASINDA KALMAK VE YÜRÜMEKBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
SİYASETİN KAYBETTİĞİ ŞEY: AHLAK VE GÜVENPROF DR RAMAZAN DEMİR
TURİZM, İNSANLIĞA MUTLULUK ÜRETİRNİZAMETTİN ŞEN
DENEMEYİ DENEMEKGAZANFER ERYÜKSEL
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ DE KAPATILIRKEN…TARIK ÇELENK
HÜSEYİN ÇİMRİNYAVUZ ALİ SAKARYA
ÖLÜ TOPRAĞINI ÜZERİMİZDEN ATMA ZAMANICEM ARÜV
BİR BİSİKLET TURU VE COŞKUN GÖĞEN (TECAVÜZ COŞKUN)YUNUS YAŞAR
ZAMAN VE MEKAN YİNE AĞIR ÇEKİMDEIŞIK YARGIN
DÜNYA EDEBİYATI'NDA DENEME TÜRÜMUHARREM YELLİCE
ÇEŞMELİ KİLİSE'NİN ERMENİCE KİTABELERİ VE ANA NEF İKONAGRAFİLERİYUSUF YILDIRIM
CAMUS VE SARTRE SENTEZİNDE ÇAĞDAŞ TAVIRGÖZDE SARI
DİPLOMASİAHMET İLBARS
İKİ İNSAN, BİR HAYAT, ORTAK BİR GELECEKHASAN YAKUP CANGÜVEN
19 MAYIS VE BİLİNMEYENLERİŞEBNEM YAPA ÖZTOPRAK
ONLİNE ALIŞVERİŞ SİTELERİNDE SAHTE YORUMLARAV İBRAHİM GÜLLÜ
19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI'MIZ KUTLU OLSUNOYA BOYSAN
GÖKYÜZÜNDEN GELEN ZENGİNLİK: TÜRKİYE HAZIR MI?HÜSEYİN BARANER
BİR SORU SORALIMNURİ SEZEN
KURBAN KESİM ALANLARINDA YOĞUNLUK
SMA VE DMD HASTASI ÇOCUKLAR İÇİN FARKINDALIK YÜRÜYÜŞÜ
YAVAŞ: "BAYRAMLAR KALPTEN KALBE KURULAN EN GÜÇLÜ KÖPRÜLERDİR"
ANNE KARNINDAKİ BEBEĞİN TIKALI İDRAR YOLU LAZERLE AÇILDI
MURATPAŞA'DA KURBAN KESİM NOKTALARI KULLANIMA HAZIR
KEMER'DE DENİZ DİBİ TEMİZLİĞİ
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ AİLESİ KURBAN BAYRAMI'NI KUTLADI
MEZUNİYET BELGESİNİ PROFESÖR OĞLU VERDİ

Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim






