- IMKB
% - Altın
6954.28
%0.1 - Dolar
44.8496
%0.04 - Euro
52.8204
%0.14
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 23:36 - ÖZDEMİR, DÜNYA ÇOCUKLARINI AĞIRLADI
- 23:26 - KOMŞULARIN HALI SİLKELEME TARTIŞMASI: 2 ÖLÜ
- 22:03 - 62 KEZ MÜEBBET HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILAN MÜTEAHHİDİN CEZASI 22,5 YILA İNDİRİLDİ
- 21:58 - ANTALYA’DA KAYIP ZABITA İÇİN ARAMA ÇALIŞMASI BAŞLATILDI
- 21:49 - ZÜLFÜ LİVANELİ, ANSİAD'IN KONUĞU OLDU
- 21:48 - ALANYASPOR, BEŞİKTAŞ MAÇI HAZIRLIKLARINA BAŞLADI
- 21:18 - OSMANİYE’DE PARK HALİNDEKİ OTOMOBİL ALEV ALEV YANDI
- 21:10 - TEKİN'DEN OKULLARDA ŞİDDET TEPKİSİ: "BU BİR ZAAFİYETTİR, İRADE ZAMANI"
- 20:13 - DEPREMDE YERLE BİR OLAN ANTAKYA ULU CAMİ YENİDEN VATANDAŞLARLA BULUŞACAĞI GÜNÜ BEKLİYOR
- 19:57 - ANADOLU'NUN YÖRESEL ŞÖLENİ YÖREX BAŞLIYOR
- 19:43 - KAHRAMANMARAŞ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNE TURAN AKPINAR ATANDI
- 19:38 - OKUL SALDIRGANI FAİLİN ÖLMEDİĞİ İDDİALARINA YALANLAMA
- 19:18 - KAHRAMANMARAŞ’TA OKUL SALDIRISINDA YARALANAN 5 ÖĞRENCİNİN TEDAVİSİ SÜRÜYOR
- 18:30 - AKDENİZ'DEKİ İSTİLACI TÜRLER, BESİN ZİNCİRİNDE ÇIKMAZ YOL OLUŞTURUYOR
- 18:18 - FİZİKSEL ENGELLİ BİREYLER ASPENDOS ANTİK TİYATROSU’NU VR GÖZLÜKLERİ İLE SANAL ORTAMDA GEZDİ
NURİ SEZEN / KONUK YAZAR


YÜZBAŞI SELAHATTİN
Vatanın kurtuluşu için canla, kanla verilen mücadele adamı Selahattin.
Yok olmuş bir devleti yeniden kuran, Cumhuriyetin idealist hizmetkarları ve Cumhuriyet hizmetlerinden yararlanan üç nesli anlatır bu yazı. Bir başka ifadeyle, dedelerimiz işgalci düşmanla canla kanla mücadele etti. Babalarımız fedakârca Cumhuriyete hizmet etti. Ya onların çocukları? Bizler, Cumhuriyetin getirdiği nimetlerden yararlandık. “Önce Vatan” diyen bir toplumun yeni nesli için vatanın bir önceliği görülmüyor. İlk fırsatta kapağı yurt dışına atma arzuları o kadar yaygın ki, yurt dışı kapıları açık olsa neredeyse içeride kimse kalmayacak. Devletin okullarından, ülkenin imkanlarından yararlanmışlar ama, yurt kalkınması için verilmesi gereken idealist duygular yerini maalesef başka şeylere bırakmış. Üç neslin bu üç karakterini yazma düşüncemi yakın arkadaşlarıma açtığımda güzel olur. Dediler. Şair emekli öğretmen Ahmet Turan Kul Yüzbaşı Selahattin romanını okumamı tavsiye etti.
İlhan Selçuk'un 1973 yılında Yüzbaşı Selahattin'in notlarından ortaya koyduğu “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı” adıyla yazdığı kitabı sahaflarda buldum okudum.
İçinde yaşadığımız nesille o günkü nesil arasındaki fark dehşet verici. Yazar bu Roman için bir kişinin değil bir kuşağın romanı demek de
Yüzbaşı Selahattin koskoca bir imparatorluğun yıkılışını ve yerine bir devletin kuruluşunu yaşamış, yıllarca önemli kişilerle birlikte savaşmış İtalyan Harbi, Balkan Harbi 1. Dünya Savaşı, Milli Kurtuluş Savaşı'nda bulunmuş, iç ve dış çatışmaların, devrimlerin, isyanların, kahramanlıkların içinde yaşamış, ihanetleri görmüş bir asker.
Etnik yapıların isyanları ile parçalanan Osmanlı'yı ne Panislamizm ne Osmanlıcılık kurtarabilmiş. Yüzyıllarca Osmanlı nimetlerinden yararlanan gayri Türk unsurların isyanları, Türkçülük fikirlerini, özellikle askeri okullarda Turancılık, Türkçülük fikirleri son çare kurtuluş yolu olarak görülmeye başlamış. Türklüğü horlandığı yok sayıldığı bu dönemde Yüzbaşı Selahattin katı Turancı idealleri içinde İtalya, Balkan, Kafkaslar, Irak, Anadolu topraklarında ölümüne savaşlar vermiş bir asker. Günlükleri gazeteci İlhan Selçuk tarafından yayınlanarak kitabı olarak basılmış. Okuyucuların bu ülke için neler yapılmadığını bilmesini bir vazife addediyorum
Yüzbaşı Selahattin çocukları için yazdığı notlarında,” yüz yıl önce sonu felaket de bitmiş bir tutum 100 yıl sonra bilinmediği için aynı biçimde tekrar edilmiş ve gene aynı felaketi doğurmuş.” demekte. Özellikle Osmanlı'nın düştüğü hatalara ihanetlere fırsat verilmemeli. Dostu düşmanı bilmeli demekte.
Yıkılan Osmanlı, yerine Türklüğü koymak istiyordu. Bu nedenle 1. Dünya Savaşı'nın tüm cephelerinde yorgun argın dönen bir ulus, Anadolu'da bir Türk devleti kurabilme iradesi ile o gücü bulabiliyordu.
Bu kitaptan küçük alıntılarla konuyu vermeye çalışacağım.
Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı kavramı üzerine kurulmuş Devleti Kuran Türkler de Osmanlı'ydı. Araplar. Yahudiler Arnavutlar, Ermeniler de Osmanlı'ydı. Cumhuriyet döneminde herkesin Türk olduğu gibi. Meclis-i Mebusan ’da kürsüye çıkan her milletvekili “Biz Osmanlı'yız” diyerek söze başlayıp, etnik muhalefetine devam ediyordu.
Avrupa'da Fransız Devrimi ile başlayan siyasal milliyetçilik, Osmanlı'ya da sirayet etmiş, isyanlar başlamıştı. Herkesin milliyetçilik yaptığı bu ortamda, Türkçülük bölücülüğü kışkırtan bir tehlike olarak görülüyordu. Halbuki bölücülüğü yaratan Türkçülük cereyanı değil, Türkçülük, çöküşe karşı bir kurtuluş çaresiydi.
Türkçülük Turancılığı beraberinde getirdi. Yıkılan bir İmparatorluğun yerine yeni bir imparatorluk (Türk Birliği) kurma çabasıydı. Yüzbaşı Selahattin’i cepheden cepheye ölümüne koşturan düşünce bu idi!
Öksüz Selahattin,” Vatan benim anamdır.” diye diye savaşmış ama, vatan neresidir? Trablusgarp mı, Kafkasya mı, Irak mı, Orta Asya mı, Anadolu mu?
“Vatan büyük bir müebbet bir ülke” idi
O dönem kuşağı için Vatan bu idi. “Büyük ve müebbet bir ülke.”
1910 yılında Harbiye 1 sınıfta 16 askeri İdadi ’den öğrenciler toplanır. Bu sınıf orduya 422 piyade ,41 Süvari subayı vermiş. 1930'da 20 yıl sonra sınıf arkadaşları toplanır. Hayatta 54 kişi kalmış.
Uçsuz Bucaksız cephelerde bir o yana bir bu yana koşuşan subayların dramı.
Böylece önce Midilliye Rum isyanını, sonra Yemen'e Arap isyanını bastırmaya gidiyordu Henüz 6 yıllık evliydi. 6 ay ailesiyle oturamamıştı.
Bir gece Rahmi Selanik kahvesinde bana sordu
-Sen nesin?
-Harbiye talebesiyim.
-Başka?
-Bilmem.
-Düşün bakalım
-Osmanlıyım
-Başka
-Müslümanım. Sonunda Rahmi bana
-Hayır sen her şeyden önce Türk’sün! dedi
O vakte kadar biz yalnız köylülere Türk. derdik
Rahmi bana bir saat süren bir konferans verdi. Biz çok büyük bir milletmişiz. Asyaların ortalarından gelmişiz. Biz bir zamanlar dünyayı zapt etmişiz, sonra tembellik edip her şeyi unutmuşuz Şimdi ise Türklüğe sarılmanın zamanı lazımmış…
Gönüller böyle devam etti. Yavaş yavaş Türk olmaya başladım. Bir yandan da Türkçü… fakat kime bunu bahsetsem gülüyor kafasını çeviriyordu.
-Güle güle sen Türk ol. Benim aptal ve sersem olmaya niyetim yok… diyordu
İlk görev yerim İtalyanlara karşı Çanakkale sonra Balkanlar.
Şubat 1913 hastaydım biraz iyileşmiştim ne kadar zaman geçti ne bilmiyorum ziyaret için gittiğimde yollarda görülen manzara bir sürü ölü olduğu gibi kalmış, kokmuş bir kısmını köpekler yemiş, suratlarına bakınca mezardan fırlamış gibi sanılacak insanlar sopalara dayanarak yürümeye çalışıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu'nun haritasına 45 kilometre mesafede bulunan 100.000 kişilik Ordu aç, sefil, bakımsızdı. Tifüs, kolera, dizanteri askeri kırıp geçiriyordu. Ne ilaç yeterliydi ne doktor ne hastane.
Hele köyler, köylüler muhacir kafileleri yürekler acısıydı. Yolda giderken üç dört kişilik bir köylüye rastladım. Kağnı arabasında eşya namıyla yırtık pırtık bir şeyler, birkaç koyun bir köpek Arabanın yanında genç bir kadın… kucağında bir çocuk… Hem ağlıyor hem yürüyor.
- Efendi biz muhaciriz. Ordu kaçarken biz de katıldık ama, onlar çabuk gittiler, biz geri kaldık. Bulgar bize yetişti. Damadın genç bir delikanlıydı onu gözümüzün önünde öldürdüler. Kızıma tecavüz ettiler. Kız aklını kaçırdı. Ne söylesek anlamıyor, dinlemiyor. 3 gün önce de kucağındaki çocuk dondu. Şimdi ölüdür ama, mütemadiyen bebeğe meme vermeye çalışıyor. Sen söylesen belki işe yarar.
Kağıthane'deki Çağlayan Köşkü 1722'de Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından 60 günde yapılmış Haliç ve Kağıthane boyu dünyanın sayılı eğlence yerlerinden biri haline getirilmiş Osmanlı'nın çöküş döneminde zevk ve eğlence merkezi haline getirilmiş şimdi 1913'te düşman İstanbul'a 80 kilometre mesafede .1722'den bu yana Tuna'dan Çatalca'ya kadar geri çekilmiştik ama, alem devam ediyordu. Sabah yine yanıma aldığım askerlerle çevreyi dolaşmaya başladım zaman şaşmıştım. Ortalık yavaş yavaş mahşer yeri gibi kalabalıklaşıyordu. Binlerce insan çayırlara yayılmıştı. Hakikaten görülebilecek şey. Davul zurna, keman, şarkı, içki, satıcı sesleri, kahkahalar, araba, eşek, at özetle; mahşer yerini andıran bir hay huy sürer giderken Çatalca'da ki Bulgar topları da bu eğlenceyi kutluyormuş gibi patlıyordu.
Balkan Harbi’nin ve koca Rumeli’yi kaybetmemizin sebebi aranıyor. Herkes anladığınca ve bildiğince konuşuyor fikirlerini açıklıyordu. Enver'e göre 7000 subay kavga ilmini bilmediğinden savaşı kaybetmiştik. Sivil çevrede İslamcılar, İslamiyet’i bıraktığımız için, Türkçüler Türklüğümüzü bilmediğimiz için harbi kaybetmiştik. Bunların yanında bazı Türkler, Rumları, Ermenileri kaybetme nedeni olarak, milliyet ve dini sebep gösteriyor, biz Osmanlı deyip taassuba ve ekonomik yetersizliğimize karşı Avrupalıya benzemeliyiz, dinimizi savunmalıyız diyordu.
Öte yandan Araplar “El Mülkedisi”, Kürtler “Kürt Teal-i Cemiyeti”, Ermeniler “Taşnak” ve Rumlar “Etniki Eter ya” cemiyetlerini kurmuş habire Osmanlı İmparatorluğunu yıkmaya, yıkılan imparatorluktan miras koparma yarışındaydılar.
Doğuda düşman topraklarında hareket eder gibi tertibat olarak yürüyorduk. 1299 yılında kurulan Osmanlı İmparatorluğu 1915'e kadar yani 616 yılda bu topraklarda bir kiracı gibi duruyor, hükümet yoktu.
Çevresindeki Araplar, Yezidiler mütemadiyen kasabanın ova ve bahçelerine saldırıp yağma eder, şehri soyar, insanları öldürür, zenginlere musallat olur hükümet bunlarla baş edemez. Gece Olunca halklar kalenin içine sığınır, kapıları kapanır. Can ve mal güvenliği ancak böyle sağlanırdı.
Kendi ülkemizde kiracı gibi yürürken, yaşarken dünyanın en güçlü ülkeleriyle savaşıyorduk.
! Kasım 1914'te Ruslar doğudan sınırımızı geçmiş. Gerek yerli gerek Rusya'dan gelen Ermeni çeteler bize saldırmaya, silahsız olan Türk köylerine saldırıp akla gelebilecek her şeyi yapmaya başlamışlar, iş şirazeden çıkmış da Ermeniler Rumlar hastanelere hücum ederek Türk yaralıları iplere bağlayarak sokaklarda sürmüşler ve parça parça ederek öldürmüşler.
Çerkezler çok temizlik içindeydi. Hatta İstanbul Sokaklarında dolaşabilecek kıyafetteydiler.
Çerkez kafilesi Rus ve Ermeni saldırılarına karşı aldığı savunma düzeniyle yürüyorlardı.
Sordum;
--Türkiye'ye gelmekten memnun musunuz?
-Çok pişmanız. Hayretle
-neden dedim. Anlattılar
Biz dinimize, ırkımıza, milletimize saldırı korkusuyla Kafkasya’yı bırakıp İslam halifesinin toprağına geldik. Burada her gün Ermeni'nin Kürdün eşkıyanın saldırısına uğruyoruz. Malımızdan, canımızdan, ırzımızdan emin olarak yaşayamıyoruz. Çevremiz tehlikelerle dolu. Karımızı, kızınızı korumak için kanlı- ölümlü kavgalar, kurbanlar veriyoruz. Hükümet yok buralarda. Hükümet adına gelen Kürt, Arap jandarma ve Ermeni tahsildar bize eşkıyadan fazla zulüm eder. Her gelen hükümet memuru bizden rüşvet ister. Bununla da kalmaz adı güzele çıkmış kadınlarımızı eğlenmek için ister. Bu istekleri ne boyun eğmezsek Jandarma bizi döver, günlerce dağlarda yürüterek şehre götürür, gidinceye kadar dayak, saldıktan sonra da dayak.
1. Dünya Savaşı işte böylesine kararlı ve yok olmayı göze almış bir adamın dövüşüdür.
Osmanlı zihniyetinde kibarlık ve asalet mümkün olduğu kadar Türk’e benzememek, Avrupalıya benzemektir.
İç memleketlerdeki her yabancı şirket barış zamanında bir ekonomi mikrobu, kavga zamanında bir hıyanet koludur
O gece Ahmet Bey'in alayından kırk kadar Arap neferi ve 2 subay İngilizlere kaçmışlar.
Biz savaşta Arapların düşmana kaçışını Arapların korkaklığına vermiştik. Sonradan öğrendik ki bunun sebebi İngilizlerin Araplara propaganda ettikleri İstiklal teklifiymiş. Osmanlı Devleti bunu hiç düşünmemişti.
Biz ordunun ağır yaralılarını başlarında subay ve doktorları olduğu halde hastane yaptığımız yerlerde bırakmıştık. Askerlikte usul buydu. Ne var ki Bekir Sami'nin Tümeni tam Hazineye Mahallesi'nden geçerken duyduğu feryatlar üzerine kasabaya girmiş ve görmüş ki, “hastanelere hücum eden Araplar, Kolu bacağı kırık yaralıları, yataktaki hastaları birer ip takarak sokakta sürüyorlar, hastaneleri yağma ediyorlar, hastaları soyuyorlar”
Harbiye Nezareti beni İstanbul'a çağırıyordu. 20 yaşında İstanbul'dan ayrılmıştım
Teğmendim.
Tam 5 yıl çarpıştıktan sonra 25 yaşında yüzbaşı olarak savaşı bitirdim.
Bu savaşta bizim Kafkas cephesine gönderdiğimiz asker 800.000 kişidir 241 kişi ölmüş 161 asker sakatlanmış
Demek ki oran %50
Gene bu savaşta Ruslar Kafkaslara 2 milyon, İngilizler Suriye'ye ve Irak'a bir buçuk milyon İngilizler ve Fransızlar Çanakkale'ye 1 milyon asker göndermişler.
Demek büyük savaşta 5 milyon düşman askeri ile boğuşmuş ve yenilmiştik
Mütareke İstanbul'una Batum'dan İngiliz askerini Taşıyan “Şantung” gemisiyle yola çıktık
Yüzbaşı Selahattin'in Romanında birinci cildinden kesitler sunduk. İkinci cildde Kurtuluş Savaşında verilen kahramanlıkları ve ihanetleri anlatmaktadır Turan'ın ülküsünden vaz geçip Cumhuriyette gelişi anlatmakta. İdealistlikleri ve ihanetlerin verdiği dersleri anlatmakta.
Tamam dediğin kalkıp Anadolu Hisarı vapur iskelesine geldiğimiz zaman karşılaştığımız manzara şuydu. Boğazın karşı yanında Amerikan Kolejinde büyük bir Yunan bayrağı ve gençlerin Yunan şarkıları… Yunan bayraklarını Taşıyan motor, kayık, askeri araçların gezdiklerini gördüm. İskeleye geldiğimiz zaman çubuklu bayraklı Beykoz Paşabahçe'den gelen bir sürü Rum ve Ermeninim ortak şarkıları marşları yükseliyordu. Bu azgınlar vapura binen Türk kadınlarına ve erkeklerine bir sürü hakaretler savunurlar bazen Türklerin başlarından feslerini alarak denize atarlardı.
Yabancı subaylara selam vermeleri yönünde emir verilmişti. Selam vermeyen Türk subayları çeşitli hakaretlere maruz kalıyordu. Biz yalnız onların bizim işlerimize verdikleri emirleri yapmakla vakit geçiriyorduk
Beyoğlu'nda Rumlar Türk kadınlarının çarşaflarını yırtmış, küçük erkeklerini feslerini çiğnemiş dükkân veya evde buldukları Türk bayraklarını parçalamışlar.
İttihatçılar Ermenileri teşhir etmekle öldürmekle suçlanan Bekir abi bölüğü ne hapsediyordu Gözaltına alınan Halil paşayı ziyarete gittiğimizde
-gir efendi gir! artık onlar Paşa değil, mahpus ‘tur dediler.
İşgalci Devletleri mutlu etmek için asılan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey için protesto eylemi yapanlar için hükümet yanlısı Refi Cevat Alemdar Gazetesinde
“Bir sürü Haydut devlet tarafından asılmış bir hayduttun cenazesinde kargaşa yaratmışlar, aynı akıbete çarptırılmalı” diye yazıyordu.
Bunlar yetmezmiş gibi Bolşevik devriminden kaçan Rumlarla Ruslar İstanbul'u doldurmuştu. İstanbul'da aranıp bulunamayan yalnız Türklerdi. Yabancılar doluydu. Herkes kendini Avrupalı saymak ve saydırmak merakına düşmüştü.
Yunan İzmir'e çıkmış kadın erkek herkese zulmedip hakarette bulunuyordu.
Millî mücadeleye davet ettiğimiz halktan biri ayağa kalkıp” hükümet bir şey yapmaz, asker göndermez durumdaysa bizim için düşmana itaatten başka çare yok.” diyen birine
Bekir Sami
-Kalkın defolun. Ben sizi insan ve erkek sanmıştım. Siz bir sürü pezevenkmişsiniz Haydi karılarınızı kızlarınız gelecek Yunan subaylarına vermek için süslemeye. Koşun belki ırzınızı vererek hayatınızı kurtarabilirsiniz.” dedi
Tümü Bir Şey Demeden gitti.
Büyük savaşın kırgınlığı, sefil bir hükümetin organize ettiği itaat fikri ve yerli Rumların propagandası birleşmiş türkü bu hale getirmişti.
İhtilal kişilerin bir amaç uğruna ölüme atılmalarıyla başlar. Bu kişilerin çokluğu ve güçleri ile orantılı yaşar.
Millî Mücadele kahramanları tarihin sinesine ihtilal ile girdi.
Alaşehir Camii'ne 4 Hoca gelmiş halka vaaz ederek diyorlarmış ki,
Yunan Ordusu padişah emriyle geliyor, sakın hükümette hürmette kusur etmeyin.
Eşmeye yaklaşıyorduk. Kasaba dolaylarına geldiğiniz zaman uzaktan bir sürü çocuk ellerinde bayraklarla bize doğru koşuyorlardı.
Bize yapılan bir karşılama sandık.
Ama ellerinde Yunan bayrakları vardı
Çocuklardan öğrendik Yunan akşam sabah buraya gelecek. Katliam yapmasın diye Yunanlılara Şirin görünmek için evlere dükkanlara Yunan bayrağı asmışlar.
Kaymakam halkı korumak için bu tedbirlerin fena olmadığını söylüyordu. Bu görüşleri tehditkâr sözlerle tekrarlayan 4 Rum ile biraz sonra kaymakam dar ağacında sallanıyordu.
İkinci ordu komutanı 20 Haziran 1919'da Fransızların çıktığını haber verirken 15 mayısta Yunanlılar İzmir'e ,13 Haziran'da İtalyanlar Anadolu'ya çıkartma yapmışlar.
İstanbul'da işgal kuvvetlerinin hoşuna gidecek Damat Ferit Paşa sadrazamlık makamına getirildi.
Selahattin yakın dostlarının tavsiye ettiği birçok zengin ve güzel kızlarla evlenmeyi en sonunda Ailesi asker olan 16 yaşında Nimet adında aslan İzmirli bir kızla uygun görüşle evleniyor.
O zamanın diline örnek, ibretlik güzel bir nikahla evlendi.
Mehmet Karamani
İmam Efendi
Badesselam i ha olunur ki, Bergama Dikili 36 hanede mukayyet ve Bursa'da Mehmet Karaman Mahallîsinde Sakine Nimet Binti Yüzbaşı Rıza nam bakirenin mani i serisi yoksa iş bu talibi olan Dersaadet'te mukayyet Selahattin Efendi bin Rıfat Efendi nam kimesliğe velisi izni ve tarafeynin rızaları ve müeccel Mübeccel tesbihleriyle ile indelşuhut akdi nikah eyleye siniz 17 cemaziyel evvel 338- 8 Şubat 336 mühür
Ulusal direnmeyi örgütleyip yönetenlerin yanı sıra karşı Güçler boş durmuyordu. Türk olmayan çevreleri kullanarak Anadolu'yu ya hâkim olmaya çalışıyorlardı. Türkler arasında karşı tarafın emirleriyle uymuş insanlar olduğu için de İstanbul hesabı da çalışan Subaylar da çoktu. Birçok Vali, Kaymakam, Bucak müdürü Devlet örgütünde görevli kişiler, Babıali’nin adamlarıydı.
Bursa'nın Rum nüfusu Türk nüfusundan çoktu.
Anzavur isyanı, Çerkez Ethem olayları, ihanetler, çatışmalar geri, çekilmeler Ankara'da Mustafa Kemal'in mücadeleleri, telgraflar talimatları, infazlar, Bekir Sami ile olan birliktelik, Antalya, Kastamonu görevleri ve nimet hanımının da bir oğlu iki kız çocuğu ve aileden uzakta geçen yaşananların yarattığı özlemler ve geçim dertleri...
Kurmaylık Sınavının iyi geçmesine rağmen sınavın iptali üzerine çocuklarının geleceklerini düşünerek ordudan istifa edişi Ankara'da bir Çiftlik kurarak para kazanma düşüncesi iflasla sonuçlanır.
İş arayışları ve bulunan işlerin gereği aileden uzak geçen zamanlar, Nimet Hanım'ın hastalığı, hastane maceraları, maddiyatsızlık ve Nimet Hanım’ın 20 yıllık evlilikten sonra 36 yaşında kanserden vefatı.
Evlendiği zaman yaverliğini yaptığı Bekir Sami Bey,
Ee Selahattin, şimdi artık vatan ikiye bölündü. diyordu Bekir Sami diline dolamıştı bu lafı. Selahattin'in iki vatanı var derdi.
Yüzbaşı Selahattin iki vatanından biri Turanı kuramamış, 2. vatanı Eşini de kurtaramamıştı.
Atatürk'ün liderliğinde Cumhuriyeti kurmuşlar ama, bugüne gelindiğinde Cumhuriyet ne haldeydi?
Canla kanla vatan için verilen onca mücadele. Can ve İrfan’la kurulan Cumhuriyet'in idealist nesilleri, kurtarıcıları ve kurucularının yarattığı bu ortamdan yararlanan yeni nesil bir şey görmedi bir şey çekmedi. Gerçi onlara istenilen her hizmet verilmiş verilebilmiş değil ama, canla kanla kurtarırmış bu vatana en azından geçmişe vefa, geleceğe borç duygusu ile hizmette kusurlar görülmemeli. Biraz ağır olacak ama, nerede bir yeşillik görse oraya koşanlar gibi olmamalıyız.
Ülkeyi yönetenlerden halka, vatana hizmet duygusu kaybolmasın.
Cumhuriyet kıymetini bilmeyenlerin rejimi değildir. Yüzbaşı Selahattin romanı yazarı İlhan Selçuk’un ifade ettiği gibi bir kişinin değil bir neslin romanıdır. Ondan sonra gelen kuşaklar için ibretlik olaylar vardır.
O acıları tekrar yaşamamak için alınacak çok ders var.
Tarihi unutmak geleceği hiç düşünmemektir.
Bazıları kendini kurtarabilir ama çocuklarını asla.
BİYOYAKIT: KAÇIRDIĞIMIZ FIRSATIN 90 YILLIK HİKAYESİALİ ALAKOÇ
GELECEKTEN TASARRUF EDİLMEZNİNA ŞAHİN
YÜZBAŞI SELAHATTİNNURİ SEZEN
SEN ŞİİRİN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN?BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
OKTAY SİNANOĞLU’NUN DİL VE TARİH HEGEMONYASINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞMUHARREM YELLİCE
DİJİTALEŞMENİN YENİ EŞİĞİ: TÜKETİMDEN STRATEJİK LİDERLİĞEIŞIK YARGIN
DON KİŞOT RUHU VE ENYOKDERAHMET İLBARS
MİLLİ EĞİTİM, OKUL VE TERÖRHASAN YAKUP CANGÜVEN
YASİN URLU GERÇEĞİSÜLEYMAN EKİN
BİR NESLİ KİM CANAVARLAŞTIRDI?MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
TAZE VE BAYAT MESELESİ!..VEDAT GÜRHAN
KADININ SİYASETTEKİ YERİ: TEMSİL Mİ, DÖNÜŞÜM MÜ?GÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
KUSURDAKİ GÜZELLİK: KİNTSUGİGAZANFER ERYÜKSEL
KUTSAL KALENİN ÇÖKÜŞÜ: AİLE, OKUL VE SİLAHGÖZDE SARI
BİR ÇINARIN GÖLGESİŞAFAK ÇELİK
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARLARININ İCRASIAV CÜNEYT KARASU
TÜRK AİLE MAFYA YAPISINA HOŞ GELDİNİZBİHTER GÖRDÜ
NİÇİN KÖYLÜLÜK?TARIK ÇELENK
TAKSİ SORUNUNUN TÜKETİCİYE ETKİSİ VE BEKLENTİLERAV İBRAHİM GÜLLÜ
BENİ LEYLEKLER GETİRMİŞ OLAMAZ ANNE!GÜRSEL KAYA
MUSLUKTAN AKAN SU NE KADAR GÜVENLİ?CEM ARÜV
SAMUEL BALLET HEMEN SATILMALIDIRKAHRAMAN KÖKTÜRK
MUHAFAZAKARLIK; ‘YERLİ ve MİLLİLİK’ ÜZERİNDEN BATI KARŞITLIĞIALİ İHSAN DİLMEN
GÖNÜLLÜ UYUMARAZİYE GÖK AKTAŞ
10 ÜLKEDEN ÇOCUKLAR SEVGİ KORTEJİ'NDE BULUŞTU
ÇANDIR'DAN BELEDİYE BAŞKANLARINA YÖREX DAVETİ
MELİKE ÇAKIR, TÜRKİYE KUPASI ETABINDA BİRİNCİ
BAİB'DE YENİ YÖNETİM GÖREVE BAŞLADI
AKRA GRAN FONDO ANTALYA START ALDI
İSMAİL BAHA SÜRELSAN ANISINA ÖDÜL TÖRENİ
NAFAKA NEDENİYLE ENGELLİ MAAŞI BAĞLANMADI
HEM TEDAVİ GÖRÜYORLAR, HEM PARA KAZANIYORLAR
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





