Bugün 30 Kasım 2025 Pazar
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    5762.826
    %0.00
  • Dolar
    42.4927
    %0.00
  • Euro
    49.3061
    %0.00

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

ZEBRANIN SORUSU

29 Kasım 2025 Cumartesi 22:57

 

  Çocukluğumuzda kardeşimle benim gitmeyi en çok sevdiğimiz yerlerden biri, Atatürk Orman Çiftliğindeki hayvanat bahçesi. Kokular ve sesler dünyasının çocuk ve yetişkinlerinin internetle tanışmadığı bir zamanın bireyleri olarak görmediklerimizi kafesler içinde, parmaklıklar ardında bize sunan bu yer, bir düş, bir masal ülkesi. Hafta sonu mekânı olarak orası seçildiğinde bir iki gün öncesinden sevinç, heyecan kavrıyor yüreğimizi. Hayvan hakları için mücadele verilen günümüzdeyse ne hayvanların olduğu sirklerin ne de hayvanat bahçelerinin yeri var. Zaten olmamalı da. Özgürlük gibisi var mı? 

     Burnunu demir parmaklıkların arasından çıkarmaya çalışan bir zebra var mıydı kafeslerden birinde, hatırlayamadım Shel Silverstein ‘ın ‘’Zebra Sorusu’’ şiirini okuduğumda. Sokaklarda görmeye alışkın olmadığım uzak kıtalardan getirilmiş hayvanlar, kafesler, parmaklıklar, çiftlik dondurması kapları gözlerimin önünde uçuşmaya başlıyor. Önceleri gri siyah, sepya fotoğraflardakine benzer tüm şekiller birden renkleniveriyor. Kafesi enine boyuna, boyuna arşınlayan sıkıldığında derin bir kuyu misali ağızlarını açıp kükreyen aslanları ve kaplanları, çamurlu bir su birikintisi içinde sanki sonsuza dek kımıldamamaya niyet edip yatmış gergedanı, gökyüzüne erişemediğimden kaçırdığım ama  bir tavus kuşunun tüylerinde yakalayabileceğimi sandığım gökkuşağını, kafesin içinde hiç durmaksızın oraya buraya zıplayan,  kuyruklarından dallara asılan, fıstığı kapmasıyla arkadaki duvarın önünde bir ayağını altına alıp oturması bir olan maymunları, zürafayla selamlaşmak için babamın bizi omzuna oturttuğunu ve en uzun zamanı Nehru’nun çocuklara hediyesi Mohini adlı filin kafesinin önünde geçirdiğimizi anımsıyorum. Bir zebra görsem ne düşünürdüm, çocuk aklımla şaşırır mıydım şaşırmaz mıydım, niçin çizgili diye düşünür müydüm, kestiremiyorum.

     Amerika yerlileri zebrayı denge, çeviklik, berraklık ve yoldaki kesinliğin sembolü olarak görüyor. Doğu kültürü, siyah ve beyaz çizgileri harmanlayan zebranın zıtlığı böylece dengelendiğini düşünürken  çizgileri bazı kültürlerde uyumla ilişkilendiriliyor. Bizse tıpta "zebra" sözcüğünü nadir görülen bir hastalık için kullanıyoruz.

      Shel Silverstein'ın 1981 yılında yayılanan ünlü şiir koleksiyonu ‘’A Light in the Attic’’te yer alan ‘’Zebra Sorusu’’ şiiri, zebra ile bir çocuk arasındaki sohbet aracılığıyla algı, kimlik ve bakış açısı temalarını ele alan mizah ve felsefenin iç içe geçtiği bir şiir. Bireylerin dünyayı nasıl farklı yorumladıklarına cevap konusunda bizi daha derin düşünmeye davet ediyor.   

Zebraya sordum,
Sen siyah üzerine beyaz çizgili misin?
Yoksa siyah çizgileri olan beyaz mısın?
Ve zebra bana şunu sordu,
Kötü alışkanlıklarla aran iyi mi?
Yoksa iyi alışkanlıklarında kötü müsün?
Sessiz zamanlarda gürültü yapar mısın?
Yoksa gürültülü zamanlarda sessiz misin?
Bazı üzücü günlerde mutlu musun?
Yoksa mutlu günlerinde de olsa üzgün müsün?
Bazı özensiz yollarda düzenli misin?
Yoksa bazı düzgün yollara sahip özensiz biri misin?
Ve sormaya devam ediyor, devam ediyor, devam ediyor, devam ediyor
Ve böyle devam etti bu.
Bir zebraya asla soru sormayacağım
Çizgileri hakkında.
Tekrar asla.

     Hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bu şiirin ilk dizesinde çocuk sohbete basit bir soruyla başlıyor:"Beyaz çizgili siyah mısın, yoksa siyah çizgili beyaz mısın?"  Zebra çocuğun sorusuna başka bir soruyla  yanıt veriyor: ‘’Kötü alışkanlıklarda iyi misin, yoksa iyi alışkanlıklarda kötü müsün?" Zebra kimliğin katı bir tanım değil, niteliklerin bir karışımı olduğunun farkında. Biz insanlar ne tamamen iyiyiz ne de tamamen kötü; tıpkı zebraların ne tamamen siyah ne de tamamen beyaz olduğu gibi. Bir insan bir an sessiz, bir başka an gürültücü, bazı günler kural dışına çıkmayan katı bir disiplin içinde  bazı günlerse hiç bir şeyi umursamayan bir kaygısızlık içinde olabilir. Bir gün üzgünken ertesi gün ağzımız kulaklarımızda olur, bir öfkelenir bir sakinleşiriz. Bazen beklentileri tüketmiş, umutsuz bazen hayata olumlu bakmış, umutluyuzdur. 

     Sadece değişmekle kalmayız bir de her şeye anlam yükleriz.  Anlamak için basitleştirmeye, yaşamak içinse anlamaya ihtiyacımız var. Durmadan dinlenmeden  anlam üretir ve bunu da çeşitli yollarla gerçekleştiririz. Bu yollardan biri nesneleri, insanları kategorilere ayırmaktır. Sınıflandırabilmek için onlara isim  vermemiz ya da etiketlememiz gerekir. Gördüğümüzü tanımlamamız, nicelememiz, düzenlememiz, bölümlere, alt bölümlere ve mümkünse altın altındaki bölümlere ayırmak için çabalıyor ancak bu şekilde, üzerinde yürüdüğümüz şeyi sağlam ve kabul edilebilir hâle getirdiğimizi düşünüyoruz.  Kısa, az ve öz tanımlar işimizi görüyor. Onları yalnızca bir veya iki kelime kullanarak bir kategoriye koymak, hızlı ve kolay bir "anlam üretme" ile sonuçlanıyor. Sanki yalnızca açıklayabildiğimiz şey var olma hakkına sahipmiş gibi bir inanca demirlememiz ise açıklanmaya muhtaç.

     Etiketlemek insanın bir bütün olduğunu unutup tek bir özelliğe saplanıp körleşmesi demek. Maslow hiyerarşisinde güvenlikten sonraki basamak olan sevgi gereksiniminin giderilmesindeyse  körlüğe yer yok. Bir Afrika atasözü şöyle der: ‘’Siyah çizgili bir zebrayı vurursanız beyaz olan da ölür.’’ O zaman dört açtığım gözlerimle bütünü görmeye çalışarak yola devam… 

Bu yazı toplam 106 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim