Bugün 27 Ağustos 2026 Perşembe
  • Antalya28 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7124.7
    %0.32
  • Dolar
    48.1197
    %0.09
  • Euro
    56.1809
    %0.15

BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

AKDENİZ'İN UZUN ADASI KEKOVA'DAKİ LAHİTLERİN SIRRI

27 Ağustos 2026 Perşembe 00:16

Herkese merhaba. Sizce Karadeniz’in suyu neden siyah değil? Ya da Akdeniz’in suyu neden beyaz değil? Çünkü aslında mesele bizim renk değil, yön hafızamız.

Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Şöyleki; eski Türk kültüründe bazı renkler yönleri temsil ederdi: Kara-Kuzey, Ak-Batı, Kızıl/Al-Güney, Gök/Yeşil-Doğu, Sarı-Merkez.

Bu yüzden Karadeniz, siyah deniz değil, kuzey denizidir. Akdeniz de beyaz deniz değil, batı yönüyle ilişkilendirdiğimiz denizimizdir.

Doğu ise gök ile temsil edilirdi. Buradaki gök bugünkü anlamıyla yalnızca mavi değil, eski Türkçede mavi ile yeşil arasında geniş bir anlam alanına sahipti.

Atalarımızın düşünce yapısına, tanımlamalarının güzelliğine bakar mısınız? Yani renk eski Türk zihninde sadece süs değil, bir sistemi temsil ederdi. 

Bu renk ve yön anlayışı askeri düzenimizde de görülür. Mete Han’ın ordusunda yönlere göre at renkleriyle bir düzen kurulduğu anlatılır.

Orhun Yazıtları’ndaki şu ifadeye bakalım: “Üze kök tengri, asra yağız yer: Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer.

Canım Mustafa Kemal Paşam ne dedi: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Çünkü o dönemde “Akdeniz” bugünkü dar anlamıyla sadece Antalya çevresini anlatmıyordu. Batı kıyılarını da içine alan daha geniş bir kullanımı vardı Akdeniz’in.

Peki neden “Ege Denizi” demedi Atamız sizce? Çünkü, o dönemde bu deniz, Türkçe’de “Adalar Denizi” olarak biliniyordu. “Ege Denizi” adı ise 1941’deki 1. Coğrafya Kurultayı sonrasında resmi coğrafya dilimize yerleşti.

Canım Atatürk’ümün “Akdeniz” demesi dönemin diline uygun bir tercihti. Renkler sadece renk değildi. Bir yönü, bir hafızayı, bir dünya hayalini taşıyordu.

Yani biz öyle bir milletiz ki, bazen tek bir kelimeyle dünyaya denizi anlatırız. Bazen dünyaya yön gösteririz. Bazen de eşsiz bir tarih yazarız.

Vatan hainlikleri boylarını aşmış, hangi milletin vekilleri olduğunu gördüğümüz kişilere aldanmayın. Gün gelir devran döner.

Bu cennet vatan bizim ve asla sahipsiz değil. Onun için herkes haddini iyi bilsin.

Bu sözleri yüce Türk Milleti’nin bir ferdi olarak söylüyorum. Zira bugünlerde görüyorum ki cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş.

Ama olsun yüce Atatürk’ün yüce Türk milleti de ölmedi, yaşıyor. Cengiz Han’ın dediği gibi “Bir gün bütün Türkler çıldıracak o gün Tanrı Türk’ü değil, sizi korusun.”   

“Büyük Taarruz” namıdiğer Başkomutanlık Meydan Muharebemizin 104. Yılı kutlu olsun.

Bugün size, bu cennet vatanımızın cennet köşelerinden sadece birini anlatmak için gelmiştim aslında, hadi gelin birlikte sadede gelelim.

Yıllardır Akdeniz’de Kekova’yı merak edip dururdum. Nefis bir tekne gezisi ayarladım. Gezdim gördüm geldim size de anlatayım istedim. 

Kekova’yı batık şehir olarak biliriz ama, bölgeye adını veren Kekova, aslında batık şehrin değil, bölgedeki en büyük adanın adıdır.

Sular altında kalan antik Likya liman kentinin gerçek adı Dolicihiste olarak bilinse de, Likya dilinde uzunca adadır. Aslına bakarsanız şehir efsanelerindeki gibi büyük bir tufan yaşanmadı veya deniz seviyesi yükselmedi. MS. 2. yüzyılda Afrika-Anadolu fay hattındaki şiddetli depremler nedeniyle kara kütlesi tektonik olarak metrelerce aşağı çöktü.

Kekova Adası, tarih boyunca yalnızca bir kültür merkezi değil, aynı zamanda stratejik bir alan olarak da önemlidir.

I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki işgal yıllarında Kekova Adası, Türkiye ile İtalya arasında krize neden olur. Ada, ancak 1932 yılında yapılan resmi bir antlaşma ile kesin olarak Türkiye sınırlarına dahil edilir.

Dünyanın en küçük amfi tiyatrosunun Kekova’da olduğunu biliyordum. Onu görmek heyecanıyla Kaleköy’ün zirvesinde yer alan Simena Kalesi’ne has bir keçi olarak tırmandım.

İçine girdiğimde burada 300 kişi kapasiteli bir antik tiyatro bulunduğunu öğrendim. Tamamı tek bir ana kayaya oyulmuş olan bu yapı, dünyanın bilinen en küçük antik tiyatrolarından biri ve inanılmaz bir manzarası var, rüyadaymış gibi hissettiriyor.

Simena namıdiğer Kaleköy bir ada olmamasına ve anakara üzerinde yer almasına rağmen karayolu bağlantısına sahip değil. Burası karayolu olmayan anakara köyü. Türkiye’nin sadece deniz yoluyla veya zorlu patika yürüyüşüyle ulaşılabilen nadir yerleşim yerlerinden Kaleköy.

Denizdeki lahitlerin sırrı ne biliyor musunuz? Denizin ortasından yükselen ikonik lahitler, denizin içine inşa edilmemiş. Bunlar kıyı şeridinde yer alan standart Likya mezarlarıymış. Yaşanan büyük çöküntü sonrası sular altında kalarak bugünkü anıtsal görünümlerini kazanmışlar.

1990’lı yıllara kadar bölgede yüzmek ve dalış yapmak serbestmiş. Ancak tarihi eser kaçakçılarının su altındaki kalıntıları yağmalayıp karaborsada satması nedeniyle buralar sit alanı ilan edilir. Bugün batık şehir üzerinde yüzmek veya şnorkel yapmak kontrollü olmadıkça yasak.

Diyeceğim o ki Kekova’da masmavi sularda ilerlerken, gördüğüm su altında kalan şehirleri, sakin koyları, tarihin izlerini taşıyan kaleleri, batık merdivenleri, taş duvarları ve doğal güzellikleriyle, yüzyılların izlerini taşıyan benzersiz bir gezi deneyimi oldu benim için. Tarihle içiçe denizin huzurunu yaşamak için Kekova unutulmaz bir rota.

Antalya anlatılmaz yaşanır. Çünkü canım Atatürk’ümün de dediği gibi, “Hiç şüphesiz ki Antalya, dünyanın en güzel yeridir.”   

Güneşin doğuşuna giderseniz, lacivert denizin arkasındaki dağların anlık renk değişimlerini, doğanın güzelliğini izlersiniz. Akdeniz’in mavi, turkuaz ve zümrüt yeşilinin enfes tonlarını anlatmıyorum bile. Görmeniz lazım.

Seyahat tercih meselesidir. Bazılarının ilk sorduğu şey, ne kadar zenginsin, sürekli geziyorsun oluyor. Oysaki bilmiyorlar ki, bir gezginin en büyük zenginliği "Hürriyet ve Özgür olma iradesidir” sevgili okur.

Bu yazı toplam 124 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim