Bugün 26 Ağustos 2026 Çarşamba
  • Antalya29 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7203.54
    %-0.04
  • Dolar
    48.0862
    %-0.05
  • Euro
    56.129
    %-0.02

AV CÜNEYT KARASU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AV CÜNEYT KARASU / KONUK YAZAR

ÇOCUK KORUMA KANUNU’NDA NELER DEĞIŞTI? CEZA MI, KORUMA MI?

25 Ağustos 2026 Salı 23:42

 

18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7593 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kamuoyunda haklı olarak geniş yankı buldu. Kanun, 8 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’ndan geçti; Cumhurbaşkanı’nın 17 Ağustos’taki onayının ardından yürürlüğe girdi.

Düzenleme, hem hukuki terminolojide hem de ceza hukukunun uygulanmasında önemli değişiklikler getiriyor. Ancak bu değişikliklerin, “çocuğun korunması” ilkesiyle ne ölçüde bağdaştığı üzerinde özellikle durulması gereken bir konu.

Ne Değişti?

Kanunun en dikkat çekici değişikliklerinden biri, mevzuatta yer alan “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesi. İlk bakışta yalnızca terminolojik bir değişiklik gibi görünen bu düzenleme, önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor: İfade değişmiş olsa da çocuğun karşı karşıya kaldığı ceza rejimi ağırlaşıyor.

Kanunun 2. maddesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesine eklenen yeni fıkra, 15-18 yaş grubundaki çocuklar bakımından, kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında, belirli şartların oluşması hâlinde hâkime kanunun öngördüğü zorunlu indirimi uygulamama konusunda takdir yetkisi tanıyor. Bu durumda çocuğa müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilmesinin önü açılıyor. Aynı düzenleme, 12-15 yaş grubu açısından da benzer bir istisna getirirken, genel olarak çocuklara uygulanacak indirimlerin alt ve üst sınırlarını daraltıyor.

Bunun yanında çocuk hükümlülerin cezalarının infazına artık çocuk eğitim evleri yerine çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanacak.

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun’a eklenen yeni düzenlemeyle, silahın gerekli dikkat ve özen gösterilmeden muhafaza edilmesi sonucunda bir çocuk tarafından ele geçirilmesi hâlinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Ayrıca 18 yaşından küçüklere bıçak satışına ilişkin olarak da 1 Aralık 2026’dan itibaren idari para cezası uygulanması düzenleniyor.

Burada çocuk eğitim evlerinin mevcut işleyişine ilişkin önemli bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor. Çocuk eğitim evlerinde bulunanların hükümlü olması ve başka bir suçtan ceza almamış bulunması gerekiyor. Bu nedenle tutuklu bir çocuğun çocuk eğitim evinde tutulması mümkün değil.

Ülkemizde yargılamaların uzunluğu da dikkate alındığında, olay tarihinde çocuk olan bir kişi hakkında hüküm kesinleşip infaz aşamasına gelindiğinde yetişkinlik yaşına ulaşmış olabiliyor. Bu durumda, çocuğun çocuk eğitim evinde cezasının infaz edilmesi fiilen de ortadan kalkabiliyor.

Ancak kanunun yalnızca cezai düzenlemelerden ibaret olmadığını da belirtmek gerekir. Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen “yönlendirme tedbirleri” kapsamında, ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklara yönelik sosyal hizmet, dijital risklerden korunma, kitap ve kütüphane, çevreye saygı ve bağımlılıkla mücadele başlıklarında beş ayrı tedbir türü getiriliyor.

Çocuk Koruma Kanunu’nda zaten çocuğun korunmasına yönelik çeşitli tedbirler bulunuyor. Bu noktada tartışılması gereken temel konulardan biri ise yeni düzenlemeyle getirilen yönlendirme tedbirlerinin uygulanabilmesi için gerekli kaynak ve altyapının hazır olup olmadığıdır.

Kâğıt üzerinde getirilen düzenlemeler sahada karşılık bulamıyorsa, öngörülen tedbirlerin de cezaların da etkili olması mümkün değildir. Yeterli insan kaynağı, uzman personel, kurumlar arası koordinasyon ve bütçe desteği sağlanmadığı takdirde, düzenlemeler uygulamada “kâğıttan kaplan” olmaktan öteye geçemeyecektir.

Rakamlar Ne Söylüyor?

Düzenlemenin gerekçesinde sıkça “artan çocuk suçluluğu” vurgusu yapılıyor. Ancak resmî verilere bakıldığında ortaya çıkan tablo, ilk bakışta oluşan izlenim kadar dramatik görünmüyor.

2019’da 161.378 olan suça sürüklenen çocuk sayısı, 2020’de pandeminin etkisiyle yüzde 25,8 azalarak 119.769’a geriledi. Bu sayı 2024’te 188.926’ya yükselirken, 2025’te 186.256 olarak gerçekleşti.

Dolayısıyla son yıllarda dramatik ve sürekli bir patlamadan ziyade, dalgalı ancak genel olarak yatay bir seyirden söz etmek mümkün.

Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan tekerrür, yani yeniden suç işleme oranının ise yüzde 16-20 aralığında olduğu belirtiliyor. Başka bir ifadeyle, adli sürece giren çocukların büyük çoğunluğu, yaklaşık beşte dördü, yeniden suça karışmıyor.

CEZA MI, KORUMA MI?

Burada asıl soruya geliyoruz:

Cezaları artırmak, çocuğun üstün yararı ilkesiyle ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel yaklaşımıyla ne ölçüde bağdaşıyor?

Ortada işlenmiş bir suç varsa, elbette bu suçun faili hukukun öngördüğü çerçevede sorumlu tutulmalıdır. Ancak özellikle hukukçular tarafından göz ardı edilmemesi gereken husus, Anayasa’nın da ortaya koyduğu üzere devletin çocuğu koruma ve bakım sorumluluğunun bulunmasıdır.

Düzenlemenin savunucuları haklı olarak, özellikle ağır suçlarda toplumun güvenlik beklentisinin ve mağdur haklarının da gözetilmesi gerektiğini savunacaktır. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bazı olaylarda mevcut ceza rejiminin yetersiz kaldığı yönündeki algı da bu düzenlemenin toplumsal ve siyasi zeminini oluşturmuştur.

Ancak yukarıda ortaya konulan veriler, sorunun büyüklüğü ile getirilen çözümün ölçeği arasında bir orantı olup olmadığının sorgulanmasını gerektiriyor.

Suça sürüklenen çocuk sayısında dramatik ve sürekli bir artış olmadığı, tekerrür oranının da görece düşük bulunduğu bir tabloda, ağırlaştırılmış bir ceza politikasının asıl hedefi nedir?

Zaten yeniden suça karışmayacak olan yaklaşık yüzde 80’lik kesim açısından ceza artırımının caydırıcılık dışında nasıl bir işlev göreceği de tartışılmalıdır.

Asıl mesele, çocuğu ilk kez suça sürükleyen koşullara müdahale etmek değil midir?

Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitimden kopma, ihmal, istismar, sosyal dışlanma ve dijital ortamların oluşturduğu riskler gibi faktörlerle mücadele edilmeden yalnızca cezaları ağırlaştırmak, sorunun kaynağına ne ölçüde çözüm getirebilir?

Kanunun getirdiği “yönlendirme tedbirleri” tam da bu noktada kritik önem taşıyor. Ancak bu tedbirlerin kâğıt üzerinde kalmaması; sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, öğretmenler ve diğer uzmanlardan oluşan yeterli kadronun oluşturulmasını, kurumlar arası iş birliğinin sağlanmasını ve yeterli bütçenin ayrılmasını gerektiriyor.

Kanunun cezai boyutu hızlı biçimde uygulamaya girerken, koruyucu ve önleyici boyutunun hangi kaynaklarla destekleneceği ise şimdilik belirsizliğini koruyor.

ÇOCUK ADALET SISTEMINDE STK’LARIN ROLÜ

Burada özellikle değinilmesi gereken bir diğer konu da çocuk adalet sistemi alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının ve baroların Çocuk Hakları Merkezleri gibi yapılanmalarının yürüttüğü son derece değerli çalışmalardır.

Çocuğun suça sürüklenmesini önlemek, adli süreçte haklarının korunmasını sağlamak ve yeniden topluma kazandırılmasına katkıda bulunmak açısından bu çalışmaların daha fazla desteklenmesi gerekiyor.

Cezaların artırılmasıyla hedeflenen caydırıcılık işlevinin uzun vadede beklenen yararı sağlayamaması, hatta toplumun adalete olan güvenini zedelemesi ihtimal dahilindedir.

Buna karşılık önleyici ve onarıcı adalet yaklaşımının güçlendirilmesi, hem çocukların yeniden topluma kazandırılmasına hem de suçun tekrarının önlenmesine daha kalıcı katkı sağlayabilir.

Bu anlayışın yalnızca hukukçuların değil, kanun koyucuların ve kamuoyunun da zihniyetinde daha güçlü biçimde yer bulmasını umut ediyoruz.

SONUÇ

Çocuğun korunması ilkesi, yalnızca çocuk suç işledikten sonra devreye giren bir ceza politikasıyla değil; çocuğu suça sürükleyen koşulları ortadan kaldırmayı hedefleyen etkili bir önleme politikasıyla anlam kazanır.

7593 sayılı Kanun’un cezai hükümleri hızla yürürlüğe girdi. Ancak düzenlemenin çocukların hayatındaki gerçek etkisini belirleyecek olan yalnızca cezaların ağırlığı olmayacak.

Asıl belirleyici olan, yönlendirme tedbirlerinin ne ölçüde uygulanacağı, bu tedbirler için gerekli altyapının oluşturulup oluşturulmayacağı ve çocuğun üstün yararının uygulamada gerçekten merkeze alınıp alınmayacağıdır.

Çünkü çocuk adalet sisteminde temel hedef yalnızca suç işlendiğinde ceza vermek değil; çocuğun yeniden suç işlemesini önlemek, topluma kazandırılmasını sağlamak ve onu suça sürükleyen koşulları ortadan kaldırmaktır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl sınav, kanunun ne kadar ağır ceza öngördüğü değil, çocuğu koruma ve topluma yeniden kazandırma hedefinin sahada ne ölçüde gerçekleştirilebildiği olacaktır.

Bu sorunun cevabını önümüzdeki aylarda, mevzuatın uygulamadaki sonuçlarında göreceğiz.

 

NOT: Bu yazı, 23 Ağustos 2026 tarihinde TÜKONFED Hukuk Komisyonu tarafından düzenlenen “Hukuk Saati” programında ele alınan konuyla bağlantılı olarak hazırlanmıştır.

Bu yazı toplam 125 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim