Bugün 25 Ağustos 2026 Salı
  • Antalya35 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7172.05
    %-0.16
  • Dolar
    48.0938
    %0.05
  • Euro
    56.1346
    %-0.02

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

MİLLİYETÇİLİK, KÜRTLER VE TÜRKİYE

25 Ağustos 2026 Salı 14:04

Bütün dünyada bir milliyetçilik dalgası yükseldiğini söylemek herhalde abartı sayılmamalı. Bilhassa kuzey Amerika, ABD ve bütün kıta Avrupasında gözle görünür bir milliyetçilik dalgası yayılıyor. Ve elbette bu yeni dalga pek çok yeni siyasi gelişmeyi de beraberinde getiriyor. Avrupadaki yükselen yeni tip milliyetçiliğin müsebbibi olarak sosyologlar ve siyaset bilimciler, kontrolsüz göç ve sığınmacılar kavramına işaret ediyorlar. Peki ülkemizde durum nedir? Bu soruya hep beraber yanıt bulmaya çalışalım.

Elbette ülkemiz de sığınmacılar meselesi ile karşı karşıya. Bilhassa Suriyeli, Afgan ve Kuzey Afrika’dan gelen sığınmacılar ülkemizde son senelerde ciddi huzursuzluk kaynağı. Üstelik bu gelen kitlelere çok kolay vatandaşlık statüsü verilmesi ve oturma izni elde etmeleri, Türk toplum kesimlerinde gerçek bir homurdanma ve rahatsızlık yarattı. İktidar bu gelen sığınmacı akınlarına kucak açmamış olsaydı çok büyük sosyal olaylar yaşanabilirdi.

Ama Türkiye’nin, dünyanın diğer ülkelerinden farklı olarak, bir de “Kürt Meselesi” var. Uluslaşma yolculuğuna çok geç çıkan ve bu nedenle yol almakta çok zorlanan Kürt sorunu Türkiye’de uzun on yıllar boyunca hep terörün ve terörizmin bir konusu olarak ele alındı. Ve bu anlayış nedeniyle de, Bölgeden ve Kürtlerden gelen her türlü talep hep şiddetle karşılandı. O kadar öyle ki, 1980’li, 90’lı yıllarda Kürtçe bir kelime söylemek bile mahpushanelere düşmek için yeterliydi. Bu yıllarda PKK çok yoğun şiddet kullanarak askerlerimizi şehit ederken, devlet de aynı şekilde karşılık verdi, bir yandan askerlerimiz, öğretmenlerimiz şehit olurken, diğer yandan da bölgede zülüm artıyor, köyler zorla boşaltılıyor, Kürt vatandaşlarımız zorla büyük kentlere göç etmeye zorlanıyorlardı.

2000’li yıllardan itibaren şiddet yavaş yavaş yerini siyaset diline bırakmaya başladı. Kuşkusuz bu çok iyi bir gelişmeydi. Artık kimse Kürt dediği için sorgulanmıyor, kimse Kürtçe konuştu diye yargılanmıyordu. Bugünün Türkiyesinde kimliğinden dolayı mağdur olan bir tek Kürt vatandaşımız olduğunu sanmıyorum. Kürt vatandaşlarımız kamusal ve siyasal alanda her türlü faaliyette bulunabiliyorlar ve hiçbir engelle karşılaşmıyorlar. O kadar ki, TBMM’deki 600 milletvekilinin yarısının Kürt olduğu söyleniyor. Genel ülke nüfusu göz önüne alındığında, bu oransal dağılımın Kürtler lehine pozitif ayrımcılık içerdiği açıktır.

2024 yılının Ekim ayında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin o meşhur çıkışı ilk günlerde tüm Türkiye’de büyük bir şaşkınlıkla karşılandı. Toplumun çok büyük bir kesimi gözlerine ve kulaklarına inanamadı. Ama gerçekti, Devlet Bey resmen PKK’nin silah bırakıp kendisini feshetmesini ve A. Öcalan’ın da gerekirse gelip TBMM’de bu çağrıyı bizzat yapmasını talep ediyordu!

O gün bu gündür ilerleyen bir süreç yaşanıyor ülkemizde. Ve 10 Ağustos günü TBMM’de yapılan oylama ile mevzu ete kemiğe büründü ve resmiyet kazanmış oldu. 600 mebusun 457’si hükümetin hazırladığı kanun taslağına “evet” dedi ki, bu sayı gerçekten çok yüksektir.

Bana göre olan bitenin özeti şudur; Cumhuriyet tarihi boyunca her zaman terörizm başlığı altında ele alınan Kürt meselesi, artık devlet tarafından sosyal bir gerçeklik olarak kabul ediliyor. Bu proje, başından beri, bir “Cumhur İttifakı” manevrası olarak değil, bütünüyle bir “devlet kararı” olarak sunuldu ve öyle de kabul edildi. Artık bundan böyle “Terörist” gidiyor ve yerine siyasi, ekonomik ve demokratik talepleri olan “Kürt” geliyor. PKK silahları bırakıyor ve siyaset meydanına iniyor. Hiç kuşku yok ki bu tutum, ülkemiz açısından da, devlet açısından da, PKK açısından da, Kürtler açısından da, Türkler açısından da yepyeni bir pozisyondur.  

Burada sorulması gereken asıl can alıcı soru şudur; bundan böyle Kürtler, eşit ve asli TC yurttaşı olarak bu cumhuriyetin bir aktörü mü olacaklar, yoksa kendi uluslaşma yolculuğunda ısrar mı edecekler? Bu sorunun yanıtını bundan böyle artık sadece Kürtler verebilir. Çünkü verecekleri yanıt salt Türkiye’nin değil, ülkemizdeki ve Ortadoğu’daki bütün Kürtlerin kaderini belirleyecektir. Eğer birinci yolu seçerlerse Türkiye orta ve uzun vadede güçlü ve demokratik bir ülke olarak yoluna devam edebilir. Amma ve lakin, Kürtler ikinci yolu seçerlerse, kaçınılmaz bir reaksiyon olarak bu ülkede çok güçlü bir “Türk milliyetçiliği” fırtınası esecektir. Ve bu fırtınanın hangi sonuçlar doğuracağını hiç kimse kestiremez.

Bu yazı toplam 82 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim