Bugün 06 Mayıs 2026 Çarşamba
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6704.88
    %1.24
  • Dolar
    45.2456
    %0.02
  • Euro
    53.0185
    %0.24

MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

ATSIZ'I BAHANE EDEREK ATATÜRK'E VE CUMHURİYET'E SALDIRMAK

06 Mayıs 2026 Çarşamba 03:24

“Arkasında olmasaydı şanlı mâzi,
Bu milletten çıkar mıydı bir büyük Gazi?”

— Hüseyin Nihal Atsız, Toprak–Mazi [1]

Bu makalede sol polemik ile Ümmetçi İstismar arasında Türkçülüğün yeri konumlandırılmaya çalışılacaktır.

Hüseyin Nihal Atsız’ın  yukarıya aldığım bu iki mısraı, onun Gazi Mustafa Kemal’i Türk tarihinden kopuk bir tesadüf olarak değil; Türk milletinin derin tarihî birikiminden çıkan büyük bir şahsiyet olarak gördüğünü göstermektedir. Bu sebeple Atsız’ın CHP yönetimine, tek parti devrine veya “Kemalizm” adıyla resmîleştirilen ideolojik kalıba yönelttiği sert eleştirileri alıp onu doğrudan Atatürk düşmanı göstermek ilmî değil, seçmeci ve polemikçi bir okumadır.

Türkiye’de fikir tarihinin en büyük talihsizliklerinden biri, bazı isimlerin kendi bütünlüğü içinde değil, güncel ideolojik hesaplaşmaların malzemesi olarak okunmasıdır. Atsız da bu isimlerden biridir. Kimi çevreler onu bütünüyle kutsallaştırır; kimi çevreler ise birkaç sert cümlesinden hareketle onu Türkçülük tarihinden silmeye çalışır. Daha tehlikelisi şudur: Birbirine zıt gibi görünen bazı çevreler, Atsız’ı bahane ederek aslında Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk millî devlet fikrine saldırmaktadır.

Son zamanlarda medyada, köşe yazılarında ve bazı sosyal medya gruplarında Atsız’ın Orkun dergisindeki ve çeşitli makalelerindeki “Kemalizm”, “Halk Partisi”, “inkılap yobazları”, “diktatörlük”, “devşirmeler”, “masonlar” gibi sert ifadeleri alt alta dizilerek onun Atatürk düşmanı olduğu ileri sürülmektedir. Bu yöntem yeni değildir. Bir tarafta aşırı sol veya sol-Kemalist polemik diliyle Atsız’ı “Atatürk düşmanı”, “gerici”, “faşist”, “Amerikancı” yahut “siyasal İslam’ın fikir babası” gibi göstermeye çalışan yazılar vardır. Diğer tarafta ise ümmetçi ve tarikatçı çevrelerin, aynı alıntıları tersinden kullanarak “Bakın, Türkçü Atsız da Kemalizm’e karşıydı” demeye getiren seçmeci paylaşımları vardır.

İşte asıl mesele buradadır. Atsız düşmanlığı ile Atatürk düşmanlığı, görünüşte birbirine zıt iki cepheden yürütülse de, sonuçta aynı noktada birleşebilmektedir: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu aklını, Türk milletinin devletleşme iradesini ve millî kimlik temelini tartışmalı hâle getirmek.

Atsız’ın metinlerini okurken ilk dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Atsız’ın sert eleştirilerinin büyük bölümü, doğrudan Atatürk’ün tarihî şahsiyetinden çok, Atatürk sonrasında oluştuğunu düşündüğü CHP yönetimine, bürokratik kadroların yetersizliğine Türklük ruhuna yabancılıklarına , Batıcılığı taklitçilik hâline getiren zihniyete ve “Kemalizm” adıyla dondurulduğunu düşündüğü resmî ideolojiye yöneliktir. Siyaset bilimci  Can Kakışım’ın akademik çalışmasında da Atsız’ın Atatürk’ün şahsına yönelik genel bir saygıyı korumakla birlikte, Kemalizm’i ideoloji olarak eleştirdiği belirtilmektedir [2]. Zaten  Kemalizm hakkındaki görüşlerini Atsız Orhun dergisinin1951 21. sayısının baş makalesinde Milli Birlik başlığıyla anlatmıştır. Burada tamamen vasıfsız İnsanların yarattığı  Kemalizm ideolojisi hedef alınmıştır. Falih Rıfkı Atay’ın  vb. Atatürkçü anlayışı tenkit edilmiştir.  İnönü devri Atatürkçülüğü ile gerçek Atatürkçülük farklıdır.  Bu ayrım yapılmadan, Atsız’ın bütün fikir dünyasını “Atatürk düşmanlığı” kavramına hapsetmek ilmî bir yöntem değildir.

Atsız’ın “Millî Birlik” başlıklı yazısında kullandığı dil gerçekten serttir. Orada Halk Partisi yönetimini, Kemalizm’i ve “ırkçılık” karşıtlarını ağır ifadelerle eleştirir [3]. “Kurucular Meclisi” yazısında ise 1923-1950 dönemini çok ağır bir dille hedef alır [4]. Bu ifadeler tarihî ve siyasî bakımdan tenkit edilebilir; hatta Atatürk devrini bu derece sert cümlelerle mahkûm etmek haksızdır. Fakat bir fikir adamının dönemsel polemik dili ile bütün hayatını, bütün eserlerini ve temel ülküsünü birbirine karıştırmak da doğru değildir.

1950 sonrasında Demokrat Parti’nin iktidara gelişi, tek parti dönemine karşı biriken tepkiler, Soğuk Savaş iklimi, Sovyet tehdidi, Türkçü çevrelerin CHP yönetimiyle yaşadığı gerilimler ve 1944 Türkçülük-Turancılık Davası’nın oluşturduğu kırılma, Atsız’ın sert dilini besleyen tarihî şartlardır. Bu bağlamı yok sayarak Atsız’ın her cümlesini bugünün siyasî kalıplarıyla yargılamak sağlıklı değildir ve yanlıştır.

Burada aşırı sol polemiğin temel hatası şudur: Atsız’ın CHP’ye, Kemalizm’e ve tek parti dönemine yönelik sert eleştirilerini alıp, buradan bütün Türkçülüğü Atatürk düşmanlığıyla eşitlemektedir. Oysa Türkçülük ile Atatürkçülük birbirine düşman kavramlar değildir. Aksine Atatürk, Türk milletini ümmet kimliğinden modern millet kimliğine taşıyan, Türk adını devletin merkezine yerleştiren, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi kurumlarla millî kimliği ilmî temellere oturtmaya çalışan kurucu iradedir. Atsız bu kurumların destekleyicisi olmuştur.

Bu sebeple Atatürk’ü Türkçülükten koparmak, tarihî gerçekliği bozmaktır. Türkçülük, Osmanlı’nın son döneminde fikrî bir hareket olarak doğmuş; fakat devlet aklına ve kurucu iradeye Atatürk döneminde kavuşmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin modern çağdaki en büyük siyasî eseridir. Bu eserin kurucusunu Türkçülükten ayırmaya çalışmak, Türk fikir tarihini parçalamaktır. Atsız’ın böyle bir derdi yoktur.

Fakat aynı şekilde, Atsız’ı tamamen Türkçülük tarihinden silmek de doğru değildir. Atsız’ın Atatürk’e ve Cumhuriyet devrimlerine yönelttiği bazı ifadeler haksızdır; hatta kimi yerde savunulamayacak kadar ağırdır. Ancak bu yanlışlar, onun Türk gençliğine tarih şuuru, Türk dünyası bilinci, millî gurur ve kahramanlık duygusu aşıladığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Atsız, Türkçülük tarihinin sert, problemli, polemikçi ama etkili isimlerinden biridir.

Ümmetçi çevrelerin yaptığı istismar ise daha başka bir mahiyet taşımaktadır. Onlar Atsız’ın Kemalizm eleştirisini kullanarak Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve laik millî devlete saldırı zemini aramaktadır. Fakat Atsız’ın metinleri dikkatle okunduğunda, onun ümmetçilikle, tarikatçılıkla, Arapçılıkla veya siyasal İslamcılıkla bağdaşmadığı görülür. Atsız için esas olan Türk milletidir ve Türklüktür. O, dini milletin önüne koyan değil, milleti tarihî varlığın merkezi kabul eden bir düşünceye sahiptir.

Bu bakımdan Atsız’ı ümmetçi propagandaya malzeme yapmak, onun fikir dünyasını tersyüz etmektir. Atsız, İslamcı çevrelerin rahatlıkla sahiplenebileceği bir isim değildir. Hayatı boyunca tarikatçı-mukaddesatçı çevrelerle sert tartışmalara girmiştir. Münevver Ayaşlı gibi muhafazakâr isimler tarafından dinsizlikle suçlanmıştır. Mevlânâ, tasavvuf, tarikatlar ve dinî yorumlar hakkındaki ağır ifadeleri de onun klasik İslamcı-mukaddesatçı çizgiye yerleştirilemeyeceğini göstermektedir.

Necip Fazıl meselesi de burada önemlidir. Bazı yazılarda Atsız ile Necip Fazıl aynı ideolojik çizgide gösterilmeye çalışılmaktadır. Evet, Atsız’ın bazı metinleri Büyük Doğu’da yayımlanmıştır. Z Vitamini romanının 1959’da Büyük Doğu’da tefrika edildiği bilinmektedir [6]. Yine Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz adlı hatıratının da Büyük Doğu’da tefrika edildiği belirtilmektedir [7]. Fakat aynı dergide yazmak, aynı fikir dünyasına mensup olmak anlamına gelmez.

Necip Fazıl’ın Atsız hakkındaki değerlendirmeleri son derece ağırdır. Necip Fazıl, Bâbıâli adlı eserinde Atsız’ı “ırkçı” bir tip olarak eleştirir ve onunla 27 Mayıs sonrasında yaşadığı telefon konuşmasını aktarır. Bu konuşmada Atsız’ın “Ben dindar değilim ki” cevabını verdiği belirtilir [8]. Bu tanıklık bile Atsız’ın klasik İslamcı çizgiye yerleştirilemeyeceğini göstermeye yeter.

Dolayısıyla Atsız ile Necip Fazıl arasında bazı dönemlerde CHP ve tek parti devri karşıtlığında kesişmeler olmuş olabilir. Ancak kesişme, aynılık değildir. Necip Fazıl’ın merkezinde İslamî dünya görüşü, şeriat ve Büyük Doğu ideali vardır. Orta Doğu ideali Türkiye’yi Ortadoğu’ya eklemlemedir. Atsız’ın merkezinde ise Türk milleti, Türk tarihi, Türk töresi ve Türkçülük ülküsü  ve esir Türkler ve Turan vardır. Bu iki fikir dünyası zaman zaman aynı siyasî muhalefet zemininde buluşsa da, felsefî ve ideolojik bakımdan aynı değildir.

Bu yüzden Atsız’ı Kadir Mısıroğlu, Fethullah Gülen veya siyasal İslamcı çevrelerle aynı ideolojik köke bağlamak da yanlıştır; onu ümmetçi çevrelerin Cumhuriyet karşıtı söylemlerine delil yapmak da yanlıştır. Rıza Zelyut’un Atsız’ı eleştirdiği makalesi[1] bu öğeleri taşımaktadır . Bu yaklaşım Atsız’ı karalamak için yapılmaktadır. Rıza Zelyut çok daha ileri giderek Atsız’ı İtalyan ve Alman gizli servisinin ajanı olarak suçluyor. Mussolini Anadoludan  toprak isteği zaman Atsız şöyle haykırmıştı.

Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce,
italyanlar başvekili muhterem Düce!
Duydum ki, yelkenleri edip de fora
Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
Buyursunlar... Bizim için şavaş düğündür;
Din Arab'ın, hukuk sizin, harp Türk'lüğündür.
Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
Hem karadan, hem denizden ordular indir!
Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!
Şaheserler sungtilerle yazılır ancak!
Çağri Beg'le Tuğrul Beg'in kurduğu devlet
Italyalı melezlerden üsttündür elbet;
Bizim eski uşakları alda yanına
Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
Çelik zırhlı kartalları göklere saldır...
Fakat zafer sizin için söz ve masaldır...
Dirilerek başınıza geçse de Sezar
Yine olur Anadolu size bir mezar…

…….

Bu yürekten haykırışın sahibini İtalyan Faşizminin hizmetkarı görmek Tür aydınına uygun bir tavır olmamalı.

ikinci yaklaşım ki; Ertuğrul Ocağı gibi ümmetçi yapılardan gelerek Atsız’ı kullanarak Atatürk’e saldırmayı amaçlamaktadır. İkisi de maksatlı ideolojik ve cumhuriyetin değerlerine ve Atatürk ilkelerine saldırıyı amaçlamaktadır. Ümmetçi kesim Atsız’ın Kemalizm’e yönelik sert eleştirilerinden hareketle Atatürk’e saldırmaktır.

Asıl dikkat edilmesi gereken husus şudur: Atsız’ın “Kemalizm” eleştirisi, Atatürk’ün millî mücadeledeki tarihî rolünü bütünüyle reddetme anlamına gelmez. Nitekim “Toprak–Mazi” şiirindeki “Bu milletten çıkar mıydı bir büyük Gazi?” mısraı, onun Gazi Mustafa Kemal’i Türk milletinin tarihî büyüklüğünün bir neticesi olarak gördüğünü ortaya koymaktadır [1]. Yine “Millî Değerler ve Millî Rûh” yazısında Atatürk’ün büyük kumandan olduğunda kimsenin şüphesi bulunmadığını belirtmesi, Atsız’ın Atatürk’ü bütünüyle inkâr eden bir zihniyete sahip olmadığını gösterir [5].

Elbette Atatürk’ün yalnızca askerî yönünü kabul edip Cumhuriyet kuruculuğunu küçümsemek doğru değildir. Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca Sakarya’nın ve Dumlupınar’ın başkumandanı değildir. O, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur. Türk milletini imparatorluk enkazından çıkarıp çağdaş bir millî devlet çatısı altında yeniden teşkilatlandıran büyük siyasî dehadır. Bu sebeple Atatürk’ü yok sayan bir Türkçülük  olamaz.

Fakat Atsız’ı yok sayan bir Türkçülük tarihi de eksik kalır. Atatürk devlet kurucu akıldır; Atsız ise Türkçü hafızanın sert, romantik ve mücadeleci kalemlerinden biridir. Bu iki ismi birbirine kırdırmak, Türk fikir tarihine hizmet etmez. Aksine Türk millî düşüncesini zayıflatır.

Bugün yapılması gereken, iki uca karşı aynı anda fikir mücadelesi vermektir. Bir yandan Atatürk’ü Türkçülükten koparan aşırı sol yorumlara itiraz etmek gerekir. Çünkü Atatürk, Türk milletinin modern çağdaki en büyük kurucu iradesidir. Öte yandan Atsız’ı kullanarak Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldıran ümmetçi çevrelere de açıkça karşı çıkmak gerekir. Çünkü Atsız, onların dünyasına ait değildir.

Atsız’ı ümmetçilerin eline bırakmak da yanlıştır; Atsız’ı Türkçülük tarihinden silmek de yanlıştır. Atsız’ın hataları, aşırılıkları, sertlikleri ve haksız hükümleri elbette tenkit edilmelidir. Fakat bu tenkit, Türkçülüğü  Atatürk’ü mahkûm etmek için kullanılmamalıdır. Aynı şekilde Atsız’ın CHP ve Kemalizm eleştirileri de, Atatürk düşmanlığına ve Cumhuriyet karşıtlığına malzeme yapılmamalıdır.

Atsız meselesi, Türkiye’de fikir tarihinin nasıl çarpıtıldığını gösteren ibretlik bir örnektir. Aşırı sol bir polemik dili, Atsız’ı bahane ederek Türkçülüğü karalamaya çalışmaktadır. Ümmetçi çevreler ise Atsız’ı bahane ederek Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırmaktadır. Bu iki uç birbirine düşman görünse de, Türk millî devlet fikrini zayıflatma noktasında aynı zeminde buluşmaktadır. İki zihniyette gaflet ve dalalet hatta hıyanet içindedir.

Oysa Türk milletinin ihtiyacı, Atatürk ile Atsız’ı birbirine kırdırmak değildir. Atatürk, Türk milletinin devlet kurucu aklıdır. Atsız ise Türkçü hafızanın tartışmalı ama inkâr edilemez kalemlerinden biridir. Atatürk’ü yok sayarak Türkçülük olmaz; Atsız’ı bütünüyle silerek de Türkçülük tarihi anlaşılamaz.

Doğru tavır şudur: Atatürk’ü Türk milletinin çağdaş kurucusu olarak baş tacı etmek; Atsız’ı ise yanlışları, aşırılıkları ve katkılarıyla birlikte Türk fikir tarihinin bir parçası olarak değerlendirmek.

İki sapkın uca karşı söylenecek söz budur:

Atsız, Atatürk’e saldırmak için kullanılamaz.
Atatürk, Türkçülüğü mahkûm etmek için kullanılamaz.
Türkiye Cumhuriyeti ise hiçbir ideolojik  ve bölücü hesabın deneme tahtası yapılamaz.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin tarih sahnesindeki en büyük siyasî eseridir. Bu eserin temeli ümmetçilik değil, mandacılık değil, yabancı ideolojiler değil;  hümanizma  değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesidir. Atatürk bu iradenin kurucu adı, Türkçülük ise bu iradenin tarihî hafızasıdır. Atsız da bu hafızanın sert, problemli fakat inkâr edilemez kalemlerinden biridir.


Kaynaklar

[1] Hüseyin Nihal Atsız, “Toprak–Mazi”, şiir metni. Mısra: “Arkasında olmasaydı şanlı mazi / Bu milletten çıkar mıydı bir büyük GAZİ?”

[2] Can Kakışım, “Nihal Atsız’ın Kemalizm Eleştirisi ve Bu Eleştirinin Nedensel Çözümlemesi”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt 5, Sayı 8, 2016, s. 2624-2639.

[3] Hüseyin Nihal Atsız, “Millî Birlik”, Orkun, 1951; daha sonra Makaleler III içinde.

[4] Hüseyin Nihal Atsız, “Kurucular Meclisi”, Orkun, 1 Aralık 1950, Sayı 9.

[5] Hüseyin Nihal Atsız, “Millî Değerler ve Millî Rûh”, 1972.

[6] Hüseyin Nihal Atsız, Z Vitamini, 1959’da Büyük Doğu dergisinde tefrika edilmiştir.

[7] Hüseyin Nihal Atsız, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz, 1959’da Büyük Doğu dergisinin IX. döneminde tefrika edilmiştir.

[8] Necip Fazıl Kısakürek, Bâbıâli, Atsız hakkındaki değerlendirmeler ve 27 Mayıs sonrası telefon konuşması.

[9] Orkun dergisi, 1950-1952 sayıları. Atsız’ın CHP, Kemalizm, milliyetçilik ve Türkçülük tartışmalarına dair yazıları.

 

 

Bu yazı toplam 89 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim