I
Annemi bildiğim gibi hatırlamak istiyorum, demiştim. On bir saatlik bir otobüs yolculuğuyla İstanbul’a geldiğimde annem ölmüştü. Eve gelen yakınlarımız ve bazı akrabalar dualar ediyorlardı. Annenle vedalaş dediler. Annemi bildiğim gibi hatırlamak istiyorum diyerek bir yere iliştim.
Annemin son yolculuğu Topkapı’daki aile mezarlığında bitti. Defin işlemi bitmiş, cenazeye gelenler mezarlıktan çıkarken annemim mezarının yanına oturdum ve ağlamaya başladım. O ana kadar donmuş olan sinir sistemim bir anda çözülmüştü.
İşte o anda Levent’in bana baktığını gördüm. Liseden sıra arkadaşımdı Levent. Ailelerimizi tanıştırarak her iki tarafın da kim bu çocuk, kimin nesi sorularını çözmüştük.
Hayatın ırmağı farklı sapaklarla aksa da biz hep arkadaş ve dost kalmıştık. O acılı günümde Levent benimleydi. Uzun süre görüşemesek de buluştuğumuzda sanki dün bırakmışız gibi kaldığımız yerden konuşabilen iki arkadaş.
Levent koluma girerek beni kaldırdı. Hiç konuşmadan mezarlıktan çıktık.
Annemi de Levent’i de hep bildiğim gibi hatırlıyorum.
Aynaya baktığımızda gördüğümüz kendi geçmişimizdir aslında. Yazının aynasında okuduklarımız gibi.
Yılan değiştirdiği gömleği bırakıp gider ama hep hatırlar onu.
II
Dolunaya varmadan gece
Gitmeliyiz dedi
Yükselmeden deniz
Tuz yazılı mağaralarda
Kaç bin yılın yontusu
Onca falez
Dalgaları bekliyordu
Hoyrat elleriyle
Ay, aydı işte
Bizimleydi hep
Uzağı yakın eyleyendi vakit
Berceste mısraı sevginin
III
“İnsanın yüceliği bir köprü oluşundadır” der Nietzsche, “insanın sevilebilecek yanı, bir geçiş, bir çözülüş oluşudur.” Eski, yeni, yakın, uzak her ilişkimiz bir köprü değil mi aslında? O köprüler arasında depremlere dayanıklı olanlar ise şüphesiz gönül köprüleridir elbette.
Bu yazı toplam 87 defa okunmuştur.