Bugün 13 Ağustos 2026 Perşembe
  • Antalya31 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6699.42
    %-1
  • Dolar
    47.7663
    %0.02
  • Euro
    55.1946
    %0.15

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

BOZKIRDAN AMSTERDAM’A KURULAN KÜLTÜR KÖPRÜSÜ: ADNAN DALKIRAN

13 Ağustos 2026 Perşembe 20:53

Geçtiğimiz günlerde, eşimin doğduğu ve çocukluğunun ilk adımlarını attığı Balá’nın Küçükbıyık köyüne ablamızın defin merasimi için gitmiştik. Acımızı paylaşmaya gelen dostum Adnan Dalkıran ve kardeşi Ertuğrul ile yıllar sonra yeniden kucaklaştık. Adnan ikinci gün köye tekrar geldi ve okumayı çok istediğimi bildiği Mayıs 2022 tarihinde yayımlanan biyografi kitabını imzalayıp hediye etti.

Kitabın sayfalarını çevirmeye başladığım an, sadece bir insanın başarı öyküsünü değil; bozkırın ortasından Avrupa’nın göbeğine uzanan, çabayla, azimle ve en önemlisi vefa ile örülmüş muazzam bir hayat hikayesini okuduğumu anladım.

Adnan Dalkıran’ın hikayesi, Balá’nın Küçükbıyık köyünde, kerpiç evlerin, tozlu yolların ve imkansızlıkların hüküm sürdüğü o dingin bozkır atmosferinde başlıyor. Çocukluk ve ilk gençlik yılları, Kaman ile Ankara’nın hareketli sokakları arasında şekillenir. 1970’li yılların Türkiye’si; toplumsal çalkantıların, siyasal gerilimlerin ve geleceğe dair büyük umutlarla derin endişelerin iç içe geçtiği çetin bir dönemdir. İşte bu sert iklim, onun karakterindeki direnci, insana olan inancını ve toplum meselelerine duyduğu o bitmek bilmeyen sorumluluk hissini daha o yıllarda bileylemiştir.

Hayat, onu doğduğu topraklardan çok uzaklara, Kuzey Denizi’nin kıyısındaki Hollanda’ya taşır. Ankara’dan Amsterdam’a uzanan bu göç yolculuğu, pek çok insan için sıradan bir rızık arayışı yahut yabancı bir coğrafyada ayakta kalma mücadelesi olabilirdi. Oysa Adnan Dalkıran, gurbeti bir sürgün değil, kendi potansiyelini ve mensubu olduğu kültürün zenginliğini sınayacağı bir hizmet alanına dönüştürmeyi başardı.

Hollanda’ya adım attığı ilk günlerden itibaren, yabancı bir dilin ve bürokrasinin duvarları arkasında sıkışıp kalan göçmenlerin sorunlarına gözlerini kapatmadı. Sosyal danışmanlık yaptı, onların hukuki ve sosyal haklarına kavuşması için gece gündüz demeden çalıştı. Entegrasyonu, kendi kimliğinden vazgeçmek (asimilasyon) olarak değil; öz değerlerini koruyarak yaşadığı topluma değer katmak biçiminde tanımladı. Yıllar boyu sürdürdüğü bu karşılıksız ve samimi çabalar, Hollanda Kraliyeti’nin gözünden de kaçmadı ve kendisine verilen "Oranje-Nassau Şövalyeliği" (Kraliyet Liyakat Nişanı) ile taçlandırıldı. Bu ödül, şahsi bir gurur vesilesi olmanın ötesinde, bozkırdan gelen bir aydınının emeğine gösterilen evrensel bir saygının ifadesiydi.

Ancak Dalkıran’ın ufkunu belirleyen asıl büyük hamle, kültür ve sanatın birleştirici gücüne olan sarsılmaz inancıydı. "Tanımak sevmeyi sağlar" felsefesiyle kurucusu olduğu KULSAN Vakfı (Kültür ve Sanat Vakfı), Hollanda ve Avrupa sahnesinde adeta bir medeniyet diplomasisi yürüttü.

Doğduğu toprakların sesini, bozlağını, felsefesini Avrupa’nın en prestijli salonlarına taşıdı. Neşet Ertaş’ın samimi sazından Sefarad müziklerinin çok kültürlü ezgilerine, Mevlevi sema gösterilerinin tasavvufi derinliğinden Anadolu folk müziğinin evrensel tınılarına kadar geniş bir yelpazeyi Hollandalı sanatseverlerle buluşturdu. Öyle ki, kültür alışverişini sadece büyükşehirlerin steril salonlarına hapsetmedi; doğup büyüdüğü topraklar ile yaşadığı kentler arasında somut kardeşlik köprüleri kurdu. Kesikköprü ile Amsterdam’ın Bos & Lommer semtini, Kaman ile Zaandam kentini kardeş şehirler haline getirerek düzenlediği kültür festivalleriyle yerel kalkınmaya ve karşılıklı anlayışa ömürlük harç koydu. 

whatsapp-image-2026-08-13-at-20-58-19.jpeg

Viktor Frankl, insanın dünyadaki varlığını anlamlandırabilmesi için "bir esere, bir değere imza atması veya bir insana dokunması" gerektiğini söyler. Adnan Dalkıran’ın hayat yolculuğu, bu hakikatin canlı bir örneğidir. O, doğduğu Küçükbıyık köyünün mütevazı ruhunu hiç kaybetmeden, Amsterdam’ın uluslararası meydanlarında iz bırakmayı başarmış bir gönül adamıdır.

Bugün elimde tuttuğum bu biyografi kitabı, yalnızca yaşanmış detaylarla dolu bir biyografi değil; azmin, nitelikli bir duruşun ve toplumsal faydaya adanmış bir ömrün ilham veren belgesidir. Gelecek nesillere; nereden geldiğini unutmadan, gittiği yere değer katmanın mümkün olduğunu gösteren kıymetli bir mirastır.

Bu vesileyle, bir taziye gününün hüznü içerisinde bizleri böylesi derin duygularla buluşturan, başarılarıyla göğsümüzü kabartan kıymetli dostum Adnan Dalkıran’a sağlıklı, huzurlu ve yine sanatla, hizmetle dolu uzun bir ömür diliyorum. Kalemine, yüreğine ve o hiç eksilmeyen sevdana sağlık Adnan Dostum… 

Bu yazı toplam 104 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim