- IMKB
% - Altın
6802.52
%0.04 - Dolar
47.7926
%0.17 - Euro
55.3427
%0.05
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 23:58 - ANTALYA’NIN EN BÜYÜK SOKAK HAYVANLARI BAKIMEVİ VE DOĞAL YAŞAM ALANI AKSU’DA AÇILDI
- 23:19 - O ŞAHIS TUTUKLANDI
- 22:16 - 'BEZ VE MAMA PARASI İÇİN BAŞLADIM'
- 20:01 - PLASTİK ATIKLAR İÇİN ORTAK AKIL ÇALIŞTAYI
- 19:06 - İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI'NDAN DEPREM UYARISI
- 18:49 - JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ'NDEN 17 AĞUSTOS UYARISI
- 16:58 - ALANYA’DA GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK ETKİLİ OLDU
- 16:47 - TUNCER: "17 AĞUSTOS'U UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ"
- 16:43 - ALANYA’DA PARK HALİNDEKİ TUR OTOBÜSÜNÜN MOTOR BÖLÜMÜ ALEV ALDI
- 16:43 - YUMURTALIK’DA KUR’AN KURSUNU TAMAMLAYAN ÖĞRENCİLERE HEDİYE
- 16:43 - MANAVGAT’TA ÇOCUKLAR KENDİ KARİKATÜRLERİNİ ÇİZDİ
- 16:43 - ALANYA’DA EŞİNİ VE KAYINVALİDESİNİ BIÇAKLADIKTAN SONRA İNTİHAR GİRİŞİMİNİ CANLI YAYINLAYAN ŞAHIS TUTUKLANDI
- 16:28 - ISPARTA’DA İKİ ARAÇ ÇARPIŞTI: 5 YARALI
- 16:23 - MANAVGAT’TA İKİ OTOMOBİL ÇARPIŞTI: 1 YARALI
- 16:23 - ALANYA’DA BALKONDAN DÜŞEN YAŞLI KADIN HAYATINI KAYBETTİ
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR


TAŞ PLAKTAN ŞARKILAR
Yürüyüp giderken bir an duraklayıp ardımıza baktığımızda, nerelerden geçtiğiniz hızla akan bir film şeridi gibi geçer gözlerinizin önünden. Onca şeye o dönemde hangi sebepten baktığınızı anlamaya, hissetmeye çalışırsınız. Bu bakış size zamanın gösterdiği bir yaşam tomografisidir. Kare kare kesitler.
Musiki zaman yolculuğumda en az okumak denli önalan bir sanat olmuştur. Nasıl kitaplığı olan bir evde okuyarak bir çocukluk yaşamışsam radyo hele o dönem için, 1950, 1960 ve 1970’li yıllar, bir çocuğun ve gencin şekillenmesinde önde gelen etkenlerden biridir.
İşte doğup büyüdüğüm o ev, İstanbul-Aksaray’da deden kalma ahşap ev benim yurdumdu.
Alt katta küçük amcamlar otururdu, üst katta ise babaannem ile biz. Amcam akşamüstleri iş dönüşü udunu alır bizim kata çıkan merdivenin alt basamağına oturarak şarkılar söyledi. Ben de o merdivenin Bazı akşamüstleri amcamın oğlu da darbukasıyla eşlik ederdi ona.
Gündüzleri ise önce konserve tenekesi çalarak başlamıştı eylemli müzik hayatım. Kendine saz imal etmem ise tam bir komediydi. Kendime saz yapacaktım ama nasıl? Aklıma odunluğa bakmak geldi. Kış çoktan gitmiş, boşalmış odunlukta nerede ise silme budak dikdörtgen prizma bir parça buldum. O benim sazımın gözdesi olacaktı. Sap ise kolay… Bir çıta bulup çakıverdim. Sıra sazın tellerine gelmişti. Yine odunluğa baktım. Babaannem teldolabın tellerini değiştirmiş ve eskisi atılmamış orada duruyordu. O eski tellerden birkaç tanesini sazıma tel yapacaktım. Aranan teller de bulunmuştu. Dikdörtgen prizma tekneli sazımın dip tarafına küçük çivilerle telleri bağladım, bulduğum burgularla da o telleri sazın sapına. Bir de kartondan mızrap uydurdum ve akort etmeye başladım ki eski tel dolabın telleri akort etmeye gelmiyordu. Anladım ki benim saz gevşek tellerden oluşacaktı. Ama olsun… Başladım aklımdaki şarkı ve türküleri okuyup söylemeye. Değmeyin fakirim keyfine.
Konserve tenekesini darbuka niyetine çalmaya öyle çok zaman ayırır olmuştum ki anlatamam. Edebiyat o dönemde salt okunur metinlerdi benim için.
Bir akşamüstü babam işten geldiğinde koşarak karşıladım. Tam babama sarılacaktım ki annem haykırdı. “Şuna Eyüp’ten bir dümbelek al!” diye. Babam şaşkın yüzüme bakıyor. Annem devam etti, “Bütün gün konserve tenekesi çalıyor. İnsanda kafa, beyin bırakmaz oldu.” Babam gülümseyerek, “Tamam oğlum sana yarın Eyüp’ten bir dümbelek alacağım” dedi ve ortalık sakinleşti.
Bana düşen ertesi akşamüstünü beklemekti. Beklenen vakit geldi. Babamın elindeki dümbeleği görmemle koşmaya başlamıştım ki annem bağırdı. “Bırak onu, şimdi üstünü tuğla rengine boyar. Bıktım bütün gün üstünü başını yıkamaktan.” Ellerin havada asılı kalmıştı. Babam sevecen bir yüzle, “Tamam oğlum, yarın akşam gelirken küçük bir kutu beyaz boya alırım. Dümbeleğin pırıl pırıl olur. Biraz sabırlı ol.”
Beklenen ikinci akşam babam elinde küçük bir kutu beyaz boya ile geldi ve dümbeleğimi bir güzel boyadı. Hakikaten pırıl pırıl parlıyordu. Tam elimi uzatmıştım ki babam uyardı, “O şimdi ıslak bu geceyi bekle. Sabaha kurur.”
Sabah en keyifli sabahlardan biriydi benim için. Çal söyle Gazanfer, çal söyle. Ama her şarkının sözlerini ezbere bilemek de vardı bu işte. Onun da çaresi sokaktan geçen ve “Yeni çıkan şarkılar” diye bağırıp şarkılar, türküler söyleyen seyyar satıcıydı. Harçlığımdan beş kuruş yetiyordu almaya. Gel gelelim her sevdiğim şarkının sözü o kâğıtta yoktu.
Radyoyu hatırladım. Bütün gün sessiz duran radyoyu. İşim kolaylaşmıştı. Radyoda şarkılar, türküler okunurken ben de dümbeleğimde eşlik ediyordum. Bir şarkının sözlerini yazmaya çalıştım ama tam meyan denen üçüncü satıra gelmişti ki sözleri yazmayı yetiştiremedim. Ama olsun akşam olacak ve babam eve gelecekti.
Babam gelir gelmez baba dedim, “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” şarkısının üçüncü satırını yazmaya yetişemedim. Onu söyler misin? Babamın “Hele bir üstümü değişeyim sana yazdırırım” demesiyle sorun çözüldü. İlkokula giden bir çocuğun peşine takıldığı şarkıdaki anlam ve duygu derinliği onun ortalama ruh dünyası için aykırıydı. Ama olsun. Bu da Gazanfer’in ruh ve dünya yolculuğu idi ve kimseye benzemesi de gerekmiyordu.
Bir yılbaşı gecesi radyoda Mustafa Kandıralı ve arkadaşları oyun havaları çalar ve ben de onlara eşil ederken artık dümbeleğimi havaya atıp dönerken de tutup çalmak gibi akrobasiler de geliştirmiştim ki havada dönen dümbelek telli ellerinin arasında kayarak düşüp parçalandı. O geceden sonra hiç dümbeleğim olmadı. Ta ki ortaokul son sınıfta üç dersten beklemeye kalana kadar. Evde çok sıkılıyordum. Babamdan bana bir dümbelek almasını istedim, evde çok sıkıldığımı söyleyerek. Ertesi akşam dümbeleğe kavuşmuştum.
Liseye başladığımda okulun halk müziği korusunda ilk yıl kaşık çaldım. Çünkü bizim sınıfta iki yıllık piyasada çalışan bir darbukacı vardı. Kaşık çalmamı da halk müziği korusunu çalıştıran İhsan Hocamız istemişti.
Ertesi yıl, o iki yıllık darbukacı belge alıp okuldan ayrılınca o iş artık benimdi. Laf aramızda benden bir sınıf yukarı çok güzel bağlama çalıp türkü söyleyen bir arkadaşımız vardı. Sonraları siz onu Bedri Ayseli olarak tanıtıp dinleyecektiniz.
Lise birden sonra haçlıklarımı biriktirip Zeyrek’teki Zeynel Abidin Cümbüş mağazasından bir de bakır darbuka almış ve hayatımda dümbelek dönemi kapanmıştı.
Yıllar aktı geçti. Radyo artık bilinçli olarak kullandığım bir dünya penceresiydi. Sadece müzik programları değildi ilgimi çeken, arkası yarın denilen tefrika radyofonik oyunlar, radyo tiyatroları…
Taş Plaktan Günümüze adlı programı İstanbul Radyosu’nda Sayra Orkan hazırlayıp sunuyordu. İlkokuldan beri bir tarih sever çocuğun o programı sevmemesi mümkün değildi. Tiryakisi olmuştum. Nasıl daha ilkokulda “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına / Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına / Ayrılık görünmüşken yâr tutmuyor elimden / Misafirim bugün ben gurbet akşamlarına” adlı güftesi Ömer Bedrettin Uşaklı’ya, bestesi Kaptanzade Ali Rıza Bey’e ait olan Hicaz şarkıya âşık olmam gibi bu programda da beni kendine âşık edecek şarkılar vardı. Hele bu eseri üstat Tanburi Selahattin Pınar’ın sazı eşliğinde kendi yorumu ile dinlediyseniz.
Efendim, bu şarkıyı lütfen üstadın kendi sazı ve yorumuyla dinlemenizi sitayişle tavsiye ederim.
İşte o şarkı, güftesi Baki Süha Ediboğlu’na bestesi Selahattin Pınar’a ait Hisarbuselik makamındaki eser, “Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar /
Dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar / Yeriniz ne yurdunuz ne benden böyle korkunuz ne / Duyuyorum sesinizi bazen derin bir kuyudan / Dinliyorum uzakları kalkıp derin bir uykudan / Beni de alın ne olur koynunuza hâtıralar / Ah bu ömür tükenecek yolunuza hâtıralar”
15-16 yaşlarında bir gencin iç dünyasında saklı derinliğin ne olduğunu çözmeye çalışırken 75 dünya yılına öpücük gönderirken bu denli edebiyat ve elbette şiirle uğraşan bir gezginin kök hücrelerinden de birin bulmuş gibi oluyorum.
Burada meraklısı için bir parantez açmamız gerekir diye düşünüyorum.
Baki Süha Ediboğlu 1915 yılında Antalya'da doğar Babası evkaf memuru Ahmet Edip Bey, annesi Remziye Hanım'dır. İlköğrenimini Antalya'da tamamladıktan sonra İstanbul'a gelir ve 1936 yılında İstanbul Hayriye Lisesi'nden mezun olur. Bir süre Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ne devam etse de okulu bitiremeden ayrılır.
Okul sonrası Tan, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde sekreter ve yazar olarak çalışır. Ankara Radyosu ve Basın Yayın Umum Müdürlüğü'nde görev yapar ve yeniden İstanbul'a döner.
İstanbul Radyosu'nda baş spikerlik, söz ve temsil yayınları şefliği ve radyo müdür yardımcılığı görevlerinde bulunur. Ayrıca bir süre İzmir Radyosunda müdürlük görevinde de bulunmuştur. TRT, onu televizyon yayınları ve uygulamaları konusunda tecrübe kazanması için bir yıllığına Londra'ya gönderir.
TRT'den emekli olur. Evli ve iki çocuk babası olan Baki Süha Ediboğlu, 1972 yılında İstanbul'da vefat eder.
Bu arada eşi Afife Ediboğlu’nun da TRT’nin ses sanatçılarından biri olduğunu söylememiz gerekir.
Meraklısı için parantezi kapatıp devam edelim.
Genç ruhumu kendine âşık eden bir şarkı daha vardı. “Tereddüt”
Güftesi Orhan Seyfi Orhon’a (1890-1972), bestesi Ali Rıfat Çağatay’a (1857-1935) ait bir Nihavent şarkı.
TEREDDÜT
Sarahaten, acaba, söylesem darılmaz mı?
Darılmak adeti, bilmem ki çapkının naz mı?
Desem ki: 'Ben, seni...', yok dinlemez ki, hiddet eder!
Niçin? Bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?
Desem ki: 'Ben, seni pek...' Ya kızar, konuşmazsa?
Derim: 'Bu çektiğim insaf edin, eğer azsa…'
Desem ki: 'Ben, seni pek çok...' Hayır, kızar bilirim,
Tereddüdüm acaba hiddetinden az mı elim?
Desem ki: 'Ben, seni pek çok...' Sakın gücenme emi,
Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi…
Bu eseri de üstat Münir Nurettin Selçuk’un yorumuyla dinlemenizi tavsiye eder.
Zamanın akışında yine bir anlık duraklama ile geçmişle baktığımda iç dünyamdaki utangaç çocuğun hâlâ benimle beraber yürüdüğünü görüyorum. İhtimal ol sebepten yaşadığım gerçek şiirlerimdir, diğeri hayatım bir yanılsama diyerek bitirelim bu yazıyı.
TAŞ PLAKTAN ŞARKILARGAZANFER ERYÜKSEL
ZAYIF HALKANI GÖREN, MESAFE TANIMAZKAHRAMAN KÖKTÜRK
DAĞBELİ GÜNLÜKLERİBİHTER GÖRDÜ
KADIN GÜÇLENİRSE, TOPLUM NEFES ALIRGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
MANCACILARSERDAR YILMAZ
NE YAPMALI, NASIL YAPMALI?EŞREF URAL
BEDENSİZ AKILDAN KORKUYORUZ; PEKİ YA AKILSIZ BEDENLERDEN?BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
EMEKLİLİK BİR BİTİŞ DEĞİLMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
AZİZ NESİN VE “BENİM DELİLERİM”YUNUS YAŞAR
MORA’DAN SEVR’E, SEVR’DEN ÇERÇEVE YASAYA- ETNİK SİYASETMUHARREM YELLİCE
METRUK KONAKLAR VE AHŞAP KAPILARIN HİKAYESİAHMET İLBARS
AKIL GÜCÜIŞIK YARGIN
BENZERLİKLER BAZEN İYİDİRALİ İHSAN DİLMEN
AKDENİZ'DE KARTLAR YENİDEN DAĞITILIYORİZZET ÜNLÜ
ÇÖPÜ MÜ AZALTACAĞIZ, FATURAYI MI ARTIRACAĞIZ?AV İBRAHİM GÜLLÜ
CANSEVER’İ UĞURLARKEN…HASAN YAKUP CANGÜVEN
NİĞDE’NİN GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN GÜZELLİKLERİYUSUF YILDIRIM
SİLAHI BIRAKMAK TERÖRÜ BİTİRİR Mİ?NURİ SEZEN
77-78’LİLERİN YARIM KALAN HİKÂYESİTARIK ÇELENK
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-1NİZAMETTİN ŞEN
KİRLİ ELLERİNİZİ ÇOCUKLARDAN ÇEKİN!GÖZDE DOLAYMAN
ÇOCUĞUNUZUN GELECEĞİNİ PLANLARKENPINAR TEYİN
EĞİRDİR’DE KOMANDOLARŞENER METE
YENİLENMİŞ ÜRÜNLER HAKKINDA YENİ YÖNETMELİK ve ESKİ DÜZENLEME İLE KARŞILAV CÜNEYT KARASU
YAZ GRİBİNDE 'ANİ SICAKLIK DEĞİŞİMİ' VE 'KLİMA' UYARISI
ANAHTAR PARTİ KONYAALTI İLÇE BAŞKANI KESEKLER'DEN ÇERÇEVE YASA'YA TEPKİ
ORGANLARI 7 HASTAYA UMUT OLDU
YARGITAY, KARARI BOZDU
GÖÇ YOLCULUĞUNDAKİ LEYLEKLERİN MOLASI
İNGİLİZ TURİSTLER KRUVAZİYERLE GELDİ
ELEKTRİK KAYNAĞIYLA HEYKEL YAPIYOR
EBER GÖLÜ'NDE SU SEVİYESİNDE AZALMA GÖZLENDİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





