Bugün 18 Ağustos 2026 Salı
  • Antalya25 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6799.69
    %0.94
  • Dolar
    47.9014
    %0.04
  • Euro
    55.4801
    %0.1

BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

DAĞBELİ GÜNLÜKLERİ

17 Ağustos 2026 Pazartesi 23:10

“Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.”

Herkese Merhaba. Türk edebiyatının en sevdiğim şairlerinden Orhan Veli Kanık’ın aynı adı taşıyan ve ilk kez 1945 yılında yayınlanan “Vazgeçemediğim” adlı şiir kitabında yer alan meşhur dizelerini paylaşarak başlamak istedim yazmaya bugün sevgili okur.

Bu mısraları okurken adeta kendimi onunla özdeşleştirmeye bayıldığımı fark ettim. İyiki bu güzel topraklardan geçmiş bir Orhan Veli var iyiki. Misal ben baharı Orhan Veli’yle karşılamaya bayılıyorum. Deneyin seveceksiniz. 

Şehir hayatından uzaklaşmak için türlü türlü sebepler ararken,  uzun yıllardır hasret  kaldığımız enfes doğanın koynuna kavuşmaktı tek isteğim. Sonunda o çok istediğim Antalya’ya ve onun en sevdiğim yaylasına kapağı atmayı başardım.

Korona günlerinin en güzel hediyesi oldu bizim için Dağbeli yaylasında bir ev yapmak. Şanslıydık.

Çocukluğumuzdaki gibi basit, minik, huzurlu, mutlu köy evlerinin olduğu bir yayla Dağbeli. Antik bir ticaret yolu üzerinde Dağbeli. Antik mansio Dağbeli. O da nesi derseniz? Ben de yeni öğrendim. Hemen paylaşayım isterim sizinle.

Antik Roma İmparatorluğu’nda ana yollar üzerinde kurulu olan ve bakımı devlet tarafından yapılan resmi devlet konukevi ve mola istasyonu demek antik mansio.

Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki kervansarayların Antik Roma’daki karşılığı olarak da düşünebiliriz. Dağbeli yaylamız işte böyle bir konumda.

Zamanında Döşeme Boğazı’nı aşarak İç Anadolu’ya ulaşan kervanlar yola çıkmadan önce bu alanda toplanıyormuş. Üstelik İç Anadolu’dan gelen kervanların da Antalya’ya, yani Akdeniz’e indiği ilk nokta burası.

Sizin anlayacağınız bizim bölge, Roma Dönemi imparator yolu namıdiğer Via Sebaste’nin başlangıç/bitiş alanı kamu yapılarıyla dolu bir kasabayken, yazlık ev, villaların inşa edildiği bir yerleşime dönüşmeye başlasa da hala çok güzel ve sakin.

Sözün özü Dağbeli Yaylası, Antik Roma döneminde Güney Anadolu’da inşa edilen stratejik öneme sahip askeri ve ticari bir ana yol üzerinde… Sevimli mi sevimli bir yer.

Hayatınızda bir kez olsun güneşin o eşsiz Batı Toros Dağları arasından doğuşuna şahitlik etmediyseniz, ne kadar üzülseniz az gelir. Şimdi anladınız mı neden deli eder bu dünya insanı?

Nedir bu yayla sevdamın kökeni diye düşündüğümde, biz Türkler özgürlüğü seven bir milletiz ya, yaylacılık bir anlamda özgürlüğe kaçış demektir bizim için. Yaylada yaşamak, insana yaşama sevinci veren, farklı bir yaşam biçimi. Neden mi farklı?

Çünkü, basit ama anlamlı bir yaşam biçimi yaylada yaşamak. Bu yaşam size doğanın sertliğine ve aynı zamanda cömertliğine karşı özel yaşayabilirlik kazanımları geliştirmeyi öğretiyor.

Soluduğumuz havadan, yediğimiz içtiğimiz her şeyden müthiş haz alıyorsunuz. Ciğerleriniz temiz ve yoğun oksijenle adeta dezenfekte oluyor, yaşam kaliteniz artıyor.

Baktığınızda aslında atalarımız yayla geleneğini tabiatla uyum içinde sürdürmüşler. Bizlerde onların yolundan yürümeye çalışıyoruz. Çok başardığımız söylenemez belki ama, şehir yaşamına göre doğaya ve çevreye zarar vermek şöyle dursun, elimizden geldiğince canlı cansız her türlü tabiat varlıklarının yaşaması için gayret gösteriyoruz.

Sularımızın kirlenmeye, ormanlarımızın yok olmaya başladığı şu günlerde adeta Antalya’nın sıcağından dağların esintisine sığınıyoruz Dağbeli Yaylası’nda.

Güneşin doğuşunun eşsizliği, unuttuğumuz kuş sesleri, yıldızların parlaklığı, gecenin sessizliği, doğanın kokusu ve çiçek açmış bir ağaç gibi basit ve sıradan görünen milyonlarca unsurun aslında insanı sarhoş edecek kadar bir duygu seline sürüklediğine yeniden ilk defa öğrenircesine şahitlik ediyoruz. 

Tıpkı Orhan Veli gibi, doğanın ve hayatın içindeki olağan ama bir o kadar da büyüleyici güzellikler karşısında duyduğumuz derin hayranlığı keşfediyoruz Dağbeli Yaylasında.

Büyük şehirlerde unuttuğumuz, birçok değeri yeniden hatırlıyoruz. Sevgiyi saygıyı ve dayanışmayı yeniden deneyimliyoruz. İçimizi bir huzur kaplıyor.

Doğanın koynunda olmak bize sabrı, sessizliğin gücünü, yaşamın o eşsiz dengesini ve kendi iç huzurumuzu bulmayı öğretiyor. Nasıl mı? Karmaşadan uzaklaşan insan, doğanın sessiz dili sayesinde kendi iç sesini duymaya başlıyor.

Doğanın, canlıların birbiriyle ve çevreyle nasıl uyum içinde yaşadığını görünce insanın içinde bir uyum ve denge arayışı başlıyor. Doğayla bağ kurmak insanın stresinin azalmasına tanıklık etmesi öyle hoş ki. Çünkü bu beraberinde hayatın sade güzelliklerinin hissedilmesini de sağlıyor.

Her şeyin başı sağlık lafı bizim buralarda boşuna söylenmiyor. Yediklerimizin içtiklerimizin çok önemli olduğunu deneyimleyerek yeniden fark ediyoruz.

Çünkü burada doğanın bize sunduğu en saf, en el değmemiş güzelliklerin peşine düşerken, doğanın kirlenmemesi için elimizden geleni yapmak da bize ayrı huzur veriyor.

Doğanın o muhteşem döngüsünü, verdiğiniz emeğin binlerce katıyla geri döndüğünü görmeyi size tarif etmem imkansız sevgili okur yaşamanız lazım.

Doğada yaşamak, iyisiyle kötüsüyle hayatın bize getireceği her şeyi kucaklamayı öğretiyor. Bu nedenle her daim daha azimli, daha çözümcül, pes etmek nedir bilmeyen bir yaşam döngüsü içinde buluyoruz kendimizi.

Telefonun, tabletin, televizyonun, bilgisayarın ekranından çok birbirimizin yüzüne bakıp sohbet etmek öyle güzel hissettiriyor ki, cidden anlatamam. Laf lafı açtığında kendimizi dış dünyaya kapatmak, sevdiklerimize odaklanmak o kadar iyi geliyor ki.

Şimdi buradan özellikle yakanlar kadar, apaçık sabotaj olan ülkemizdeki yangınlara susan, cayır cayır yakılan ormanlara ve içinde can veren hayvanlara tek kelime etmeden bekleyen herkese buradan seslenmek istiyorum.

Güzelller güzeli Akdenizin tüm güzelliklerini yaşayan, ama hiç utanmadan sigarasını sahillerde söndüren, çöpünü her ne kadar uyarsak da kumsalda bırakıp gidenler sizlere seslenmek istiyorum.

Yettiniz artık, kendinize gelin. Bu dünya hepimizin.

Bu yazı toplam 107 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim