Bugün 17 Ağustos 2026 Pazartesi
  • Antalya25 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6800.91
    %0.96
  • Dolar
    47.8917
    %-0.02
  • Euro
    55.5011
    %0.01

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

NE YAPMALI, NASIL YAPMALI?

17 Ağustos 2026 Pazartesi 21:55

Büyük Tanpınar’ın o meşhur sözünü günde beş vakit tekrarlamaktan bıktım usandım. Ne diyordu Büyük Tanpınar: “bu memleket, evlatlarının kendisinden başka hiçbir şeyle ilgilenmeye izin vermiyor”. Ne kadar yakıcı, ne kadar sarsıcı, ne kadar hakiki bir tanımlamadır bu böyle. Ne vakit aklıma düşse içim üşür.

Cumhuriyet 1923’te ilan edildiğinde, Türkiye’nin bir asırlık yol-yön arayışı sona erdi diye düşünülüyordu. Ama görünen o ki, böyle olmamış. Çünkü Türkiye 1960’ların ortalarından bu yana hala yol-yön aramaya ve oturacak bir zemin bulmaya devam ediyor. Bu zaman aralığında bana göre iki büyük tarihi kırılması vardır, birisi elbette 12 Eylül 1980 Askeri Darbesidir. Bu tarihten itibaren Türkiye her şeyiyle bambaşka ve yepyeni bir toprak parçasıdır. Ve ikincisi de 15 Temmuz Fetullahçı Darbe Girişimidir. Bu tarihten itibaren ortaya çıkan Türkiye de her şeyiyle bambaşka bir toprak parçası olmuştur ve halen de bu yeni sürecin içindeyiz. Devlet Bahçeli’nin meşhur ifadesiyle, bu süreçte “her şey değişmiştir”.

Ve bu günün Türkiyesine rasyonel bir gözle baktığımızda, ekonomik, sosyal, siyasal, eğitim, sağlık, hukuk, adalet, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, genç işsizlik gibi temel konularda çok büyük bir gerileme yaşadığımızı söyleyebiliriz. Adına “Kürt meselesi” denilen ve bunu demekle kastedilen şeyin tam olarak ne olduğunun anlaşılamadığı bir macera onlarca senedir önümüzde duruyor ve ülkemiz bu noktada bir büyük bilinmezliğe sürükleniyor. Bana göre 2026 Türkiyesinde bir “Kürt Meselesi” somut olarak ne anlama geliyor ve bu meselenin sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor, bu konuda aklı başında bir analiz yapılması gerekiyor, buna herkesin ihtiyacı var.

Peki yukarıda kısaca özetlediğim bu tablo karşısında bilhassa yeni nesiller ne yapabilirler ve nasıl yapmalılar? Bu soru elbette sorulmayı hak ediyor ve muhakkak herkesin bu soruya kendisi açısından bir cevabı vardır. Çocukluk yaşlarından beri toplumsal ve siyasal mevzularla “gereğinden fazla” ilgilenmiş bir vatan evladı olarak diyeceğim şudur; eğer daha zengin, daha özgür, daha güvenli, daha mutlu bir ülkede yaşamak istiyorsanız, iki şeyi bir arada ve tam yapmalısınız. Birincisi, okulunuza ve eğitiminize sonuna kadar sahip çıkın ve muhakkak bir meslek edinmeye çalışın. Bu şart! Ve ikincisi, kendinize yakın hissettiğiniz bir siyasi partide aktif olun. Çünkü siz siyasetle ilgilenmeseniz bile, siyaset sizinle çok ilgileniyor ve kaderinizi belirliyor.

Ama siyasete girdiğinizde şunlara dikkat edin; o partinin genel başkanını olağanüstü bir insan gibi görmeyin. Ona kutsal bir anlam yüklemeyin. Çünkü o da tıpkı sizin gibi bir insan evladı. Zaafları var, hevesleri var, hatalar yapar, yanlış kararlar alır falan filan. Saygı duyun elbette, ama onu kutsallaştırmayın, hatalı işler yaptığını görürseniz onu eleştirmekten ve itiraz etmekten de asla geri durmayın!

 Üye olacağınız partide “birey” olarak davranın, “kul gibi” değil. Hiçbir kimseden korkup çekinmeyin. Üslubunuzu koruyun, kişiliğinizi koruyun ve fikrinizi açık açık dile getirin. İl başkanınıza, ilçe başkanınıza, milletvekilinize, belediye başkanınıza asla saygısızlık etmeyin, edebinizi her zaman koruyun, ama onların sizin hakkınızda “ekmeğini ben veriyorum” diye düşünmelerine asla müsaade etmeyin! Çünkü bu ilişki kişiliğinizi ve saygınlığınızı yok eder. Ve dahası, dile getireceğiniz hiçbir öneri yahut eleştiri karşılık bulmaz, küçümsenir ve ciddiye alınmaz.

Her siyasi partide sadece makam devşirmek, servet biriktirmek, statü güçlendirmek için, yani sadece kendisini büyütmek için siyaset yapan insanlar göreceksiniz. Bu kaçınılmaz bir durum. Onlar aynı zamanda profesyonel yalan makinalarıdır, bunlardan uzak durun. Mikrofonda ve sohbet ortamında söyledikleri hiçbir sözü ciddiye almayın ve umursamayın. Ahmed Arif’in meşhur dizeleriyle, “onlar engerekler ve çıyanlardır, tanı bunları, tanı da büyü”. Bu tür canlıları iyi tanıyın. Siyasi partilerde her insan “çok güzel şeyler” söyler. Siz onların söylediklerine değil, nasıl söylediklerine, mimiklerine ve bilhassa gözlerine bakın. Çünkü hiçbir yalan makinası gizli niyetini gözlerinden saklayamaz.

Gireceğiniz her siyasi partide “yılanlar ve çıyanlar” olacağı gibi, namuslu, idealist, akıllı ve sağlıklı düşünen insanlar da muhakkak olacaktır. Bu tür insanları tanımaya ve onlara yakın durmaya, dayanışma içinde olmaya çalışın. Çünkü siyaset dürüst ve namuslu insanlarla yapılan bir uzun  yolculuktur.

Ama tüm bunlardan daha önemlisi, hangi partide siyaset yaparsanız yapın, “demokratik laik cumhuriyet” noktasında çok ısrarlı olun ve asla taviz vermeyin. Bu kavramlardan birisi eksildiği an Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülke ve devlet kalmaz, bunu hiç aklınızdan çıkartmayın.

Yakın yıllara kadar, bilhassa yeni nesillerin, siyasi partilerden ve siyasetten uzak durmalarını söyleyip duruyordum. Amma ve lakin, bu konudaki direncim bir hayli kırıldı. Çünkü ülkemizin geleceğine dair çok karamsarım, endişeliyim ve yeni nesillere seslenmekten başka bir çare bulamıyorum. Çünkü tek umudum onlardadır. Çünkü tek çare onlardadır. Çünkü başı belada olan onlardır.

Çünkü Tanpınar’ın o muhteşem tanımlaması hiç aklımdan çıkmıyor.

 

Bu yazı toplam 132 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim