- IMKB
% - Altın
6129.23
%0 - Dolar
46.5914
%0 - Euro
53.073
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 17:45 - ANTALYA'NIN TARİHİ KAPISI AYDINLATILDI
- 17:43 - BİLİM ISPARTA’DA GÖKYÜZÜ GECESİ
- 17:38 - KAHRAMANMARAŞ’TA ORMAN YANGINI KONTROL ALTINA ALINDI
- 17:33 - HATAY’DA SAHİLDE KİMLİĞİ BELİRSİZ ERKEK CESEDİ BULUNDU
- 17:28 - ESKİ MİLLİ FUTBOLCU YUSUF ŞİMŞEK’İN ACI GÜNÜ
- 17:16 - DEVA PARTİSİ İL BAŞKANI ARLIER ANKARA'DA
- 17:12 - SAHTE BELGELERLE TAPU DOLANDIRICILIĞINA SUÇÜSTÜ
- 16:58 - ALARA ÇAYINDA KAYBOLAN GENÇ İÇİN ARAMA ÇALIŞMALARI 16’INCI GÜNÜNDE DEVAM EDİYOR
- 16:43 - ANTALYA’NIN TARİHİ KAPISI AYDINLATILDI
- 16:38 - AMANOS ULTRA TRAİL ÇOCUK KOŞUSUYLA BAŞLADI
- 16:33 - AYILAR ARI KOVANLARINI PARÇALADI, KONTROLE GİDEN ÜRETİCİ NEYE UĞRADIĞINI ŞAŞIRDI
- 16:18 - APARTMANI SARAN KOKUYLA ÖLDÜĞÜ ORTAYA ÇIKTI
- 16:18 - MİT TESPİT ETTİ, KIRMIZI BÜLTENLE ARANAN ULUSLARARASI UYUŞTURUCU KAÇAKÇISI MERSİN’DE YAKALANDI
- 16:03 - BURDUR’DA HUSUMETLİSİNİ ÖNCE DARP ETTİ ARDINDAN TÜFEKLE VURARAK ÖLDÜRDÜ
- 16:03 - TAMİR ETMEK İSTEDİĞİ HARMAN MAKİNESİNE DÜŞEN GENÇ ŞAHIS ÖLDÜ
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR


GÖKTE BULUT VAR DEDİM, “BANA ÖRDEK DEDİN” DİYE ŞİKÂYET EDİLDİM
Semih Yalçın’a Açık Mektup
Türkiye’de son yıllarda en çok yorulan kelimelerden biri “ahlâk”tır. Çünkü ahlâk, yalnızca kürsülerde söylenen nutukların süsü değildir. Ahlâk; kamu hayatında, siyaset dilinde, devlet malına bakışta, yetki kullanma biçiminde ve milletin emanetine gösterilen hassasiyette kendisini belli eder.
Yunus Emre Vakfı ve Enstitüsü etrafında basına yansıyan yolsuzluk iddiaları üzerine yapılan bir sosyal medya paylaşımının altına ben de sıradan bir vatandaş olarak genel anlamda şu mealde bir yorum yazdım:
“Türkiye’de hırsızlık çoğaldı.”
Ne bir kişinin adını andım, ne bir şahsı hedef gösterdim, ne bir sosyal medya hesabını etiketledim. Sadece toplumda yaygınlaşan yolsuzluk, hırsızlık ve kamu ahlâkı zafiyeti karşısında duyduğum rahatsızlığı ifade ettim.
Fakat bu yorum üzerine Sayın Edip Semih Yalçın, avukatı aracılığıyla beni savcılığa şikâyet etti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu yaptığı inceleme sonunda, yorumun müştekiye doğrudan yöneldiğine dair yeterli delil bulunmadığı kanaatine vararak hakkımda kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Savcılık kararında da belirtildiği üzere yorumda müştekinin adı geçmemekte, kendisine ait sosyal medya hesabı etiketlenmemekte, sözün doğrudan belirli bir kişiye yöneldiği duraksamaya yer vermeyecek şekilde anlaşılamamaktadır.
Aslında mesele burada hukuki olmaktan çok ahlakî ve siyasî bir mahiyet kazanıyor.
Bir insan “Türkiye’de hırsızlık çoğaldı” dediğinde, eğer birileri bundan şahsi bir rahatsızlık duyuyorsa, önce dönüp şu soruyu kendisine sormalıdır:
Bu söz beni neden rahatsız etti?
Bu hâl bana halk arasında anlatılan o meşhur nükteli konuşmayı hatırlatıyor:
İki arkadaş sohbet ederken biri gökyüzüne bakıp, “Gökte bulut var, yağmur yağacak,” der.
Öteki birden öfkelenir: “Utanmaz! Sen bana nasıl ördek dersin?” diye çıkışır.
Adam şaşırır: “Ben sana ördek demedim. Sadece gökte bulut var, yağmur yağacak dedim.”
Öteki ısrar eder: “Evet, öyle dedin. Yağmur yağacak, sel olacak, dere taşacak, göl meydana gelecek. Gölde de ördek yüzecek. Demek ki sen bana ördek dedin!”
İşte bazen sözün kendisinden çok, söze yüklenen zorlama anlam meseleyi büyütür. Benim yorumum üzerine gösterilen tepki de bana biraz bu örneği hatırlattı. Ortada genel bir yolsuzluk eleştirisi vardır. Bu eleştirinin muhatabı adı geçen bir şahıs değil, Türkiye’de yıllardır büyüyen kamu ahlâkı krizidir.
Semih Bey, ülkücü hareketle büyüyen MHP’nin önemli şahsiyetlerinden biridir. Benim hayatımın önemli bir bölümü ülkücü fikir hareketinin içinde geçti. 1969’da Genç Ülkücüler Antalya Şubesi başkanlığından başlayarak, Ülkü-Bir şube başkanlıkları dâhil olmak üzere ömrümün hatırı sayılır bir kısmını bu fikrî mücadeleye verdim. Bu hareketin sokaklarında, ocaklarında, derneklerinde, konferanslarında, kitaplarında, kavgasında ve çilesinde bulundum.
Bu yüzden ülkücü camiada siyasal mevki sahibi olmuş kişilerin adlarının yolsuzluk iddiaları etrafında anılması, sıradan bir haber gibi geçiştirilecek bir mesele değildir. Bu durum, en başta ülkücü vicdanı yaralar.
Çünkü ülkücülük yalnızca slogan değildir. Ülkücülük; devlet malını yetim hakkı bilmek, milletin parasına el uzatan kim olursa olsun karşısında durmak, makam, mevki, parti, akrabalık, yakınlık hesabı yapmadan doğruyu söyleyebilmektir.
Bu dava uğruna beş bin şehit verilmiştir. Arkadaşım Yusuf İmamoğlu bir haziran sıcağında İstanbul Üniversitesi Türkoloji koridorlarında şehit edildiğinde cebinde 35 kuruş vardı. Bu kavga maddi bir kavga değildi; vatana adanmışlıktı. Bir siyasi ve fikrî hareketin temsil makamında bulunanların, yolsuzluk iddiaları karşısında en önde ve en yüksek sesle hesap soran yerde durmaları beklenir. Millet de bunu bekler. Ülkücü taban da bunu bekler. Millî vicdan da bunu bekler.
Fakat ne yazık ki zaman zaman bunun yerine, yolsuzluk iddialarını sorgulayanlara karşı alınganlık gösterildiğini, eleştirinin şahsîleştirildiğini, genel ahlâkî itirazların kişisel hakaret gibi algılandığını görüyoruz.
Benim vicdanımı yaralayan da budur.
Sayın Semih Yalçın 1958 doğumludur. Kendisi üç yaşındayken 27 Mayıs 1960 darbesini gören ben, o günlerde on beş yaşında bir çocuktum. Türkiye’nin yaklaşık yetmiş yıllık siyasi çalkantılarını, darbelerini, sokak kavgalarını, fikir mücadelelerini, koalisyonlarını, sağ-sol çatışmalarını, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, milliyetçi hareketin acılarını ve Cumhuriyet’in inişli çıkışlı seyrini yaşayarak gördüm.
Ben hayatım boyunca siyasi olayları Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in değerleri üzerinden değerlendirdim. Öğretmenlik ve idarecilik hayatımda da temel ölçütüm Cumhuriyet ahlâkı, kamu görevi bilinci ve millet malına saygı oldu.
Bugün de aynı yerde duruyorum.
Yunus Emre adını taşıyan bir kurum, yalnızca bir vakıf veya enstitü değildir. Yunus Emre, Türk milletinin en temiz irfan kaynaklarından biridir. Onun adıyla kurulan bir yapının yolsuzluk iddialarıyla anılması, sadece hukukî bir sorun değil, aynı zamanda kültürel ve ahlâkî bir sarsıntıdır.
Yunus Emre’nin adının geçtiği yerde kamu malı konuşuluyorsa, orada herkesten önce ahlâk konuşulmalıdır. Yunus’un diliyle söylersek, insanın önce kendisine bakması gerekir. “Benim Yunus’um” diyenlerin, Yunus’un adını taşıyan kurumlarda ortaya çıkan iddialara karşı daha titiz, daha şeffaf ve daha hesap verici olması beklenir.
Benim “Türkiye’de hırsızlık çoğaldı” sözüm, işte bu ahlâkî sızının ifadesidir.
Bu söz, bir şahsa yöneltilmiş hakaret değil; ülkenin genel gidişatına dair bir vatandaş feryadıdır. Eğer bu ülkede yolsuzluk, usulsüzlük, kamu kaynaklarının hoyratça kullanılması, akraba ve yakın çevre ilişkileri üzerinden makamların dağıtılması gibi iddialar sıradanlaşmışsa, buna itiraz etmek her vatandaşın hakkıdır.
Hele ki kendisini Türk milliyetçisi, ülkücü, Cumhuriyetçi ve devlet ahlâkına bağlı gören bir insan için bu itiraz bir hak olmaktan da öte bir görevdir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, yolsuzluk iddialarını dile getiren insanları susturmak değil; o iddiaların üzerine cesaretle gitmektir. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir. Siyaset ahlâkı bunu gerektirir. Ülkücü gelenek bunu gerektirir. Cumhuriyet vicdanı bunu gerektirir.
Ben bu yaşımda kimseyle kişisel kavga peşinde değilim. Fakat milletin malına, devletin itibarına, Yunus Emre gibi büyük bir ismin mânevî ağırlığına ve ülkücü hareketin şehitlerle yoğrulmuş ahlakî mirasına sahip çıkmayı da bir vatandaşlık görevi sayarım.
Savcılığın verdiği kovuşturmaya yer olmadığı kararı, hukuken meseleyi bir noktaya bağlamıştır. Fakat bu olayın bana düşündürdüğü asıl soru hâlâ ortadadır:
Türkiye’de yolsuzluk eleştirisi yapan bir vatandaş neden hemen şikâyet tehdidiyle karşılaşır?
Bir ülkede “hırsızlık çoğaldı” demek suç sayılmaya çalışılıyorsa, asıl üzerinde düşünülmesi gereken şey o söz değil, o sözü doğuran toplumsal şartlardır.
Benim söylediğim budur.
Gökte bulut varsa, “bulut var” demek suç değildir. Yağmur ihtimalinden göl, gölden ördek, ördekten şahsi hakaret çıkaran anlayış ise ancak zorlama yorumun ve aşırı alınganlığın konusu olabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı bu alınganlık değil; temiz siyaset, temiz kamu yönetimi ve hesap verebilir bir devlet ahlâkıdır.
GÖKTE BULUT VAR DEDİM, “BANA ÖRDEK DEDİN” DİYE ŞİKÂYET EDİLDİMMUHARREM YELLİCE
KADIN VE GÖÇ: BAVULA SIĞMAYAN HAYATLARGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
SÖYLENECEK SÖZÜM VAR: YÖNETMELİKLERİN GÖLGESİNDE HUKUKIŞIK YARGIN
"ŞİİR KİTABI BASMIYORUZ"YUNUS YAŞAR
CHP SİYASETİNDE YOL AYRIMIEŞREF URAL
GÖZYAŞI VAR, UMUT DA VARSÜLEYMAN EKİN
5N 1K KURALINI UNUTAN GAZETECİLER!ALİ İHSAN DİLMEN
ANKARA NATO ZİRVESİ; SİYASAL İMAJ VE TURİSTİK İMAJNİZAMETTİN ŞEN
TÜRK-ALMAN TURİZMİNDE STRATEJİK BULUŞMAHÜSEYİN BARANER
MUHTARLIKLAR MESELESİAHMET GEDİKAĞAOĞLU
HAYAL BİLE KURAMIYOR İNSAN!..VEDAT GÜRHAN
ÜCRETSİZ DENEME TUZAĞIAV İBRAHİM GÜLLÜ
ZİHNİMİZDEKİ PATİKALAROYA ÖZGÜR
YAĞMURUMUZU KİM ÇALIYOR?CEM ARÜV
DÜNYANIN SESSİZLİĞİNİNA ŞAHİN
HAYAT KISA, MUTLU OLMAYI İHMAL ETMEAHMET İLBARS
CHP’Yİ İŞLEVSİZLEŞTİRMENİN BEDELİ?TARIK ÇELENK
TAHSİN KURTBEYOĞLU-BİR KAYMAKAMIN OBJEKTİFİNDEN ANADOLUHASAN YAKUP CANGÜVEN
YELKOVANIN UCUNDA MI ASILI ZAMANSIZ ZAMANBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
DEVRİDAİMGAZANFER ERYÜKSEL
DERİNLİKSİZ SANAT ÇAĞINDA KAYDIR BEĞEN VE TÜKETGÖZDE SARI
MEYVEYİ DALINDAN YEMEKŞEBNEM YAPA ÖZTOPRAK
DELİLER GEMİSİ YENİDEN YOLA ÇIKARKENMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
YAŞAR EVCEN İLE ENİNE BOYUNA: YAŞAR EVCEN KÜLTÜR EVİYUSUF YILDIRIM
ANTALYASPOR'UN YENİ TEKNİK DİREKTÖRÜ BÜLENT KORKMAZ OLDU
SANATA İLK DOKUNUŞ
DÖŞEMEALTI'NDA KANALİZASYON VE ASFALT ÇALIŞMALARI
KIZININ MEZUN OLDUĞU BÖLÜMDEN YILLAR SONRA ANNESİ DE MEZUN OLDU
ORMAN YANGINI, HAVADAN VE KARADAN MÜDAHALEYLE KONTROL ALTINA ALINDI
ADİLE TEYZE MERKEZ YUVADA YIL SONU COŞKUSU
MUSTAFA ERGÜN, ANTALYASPOR A.Ş. BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİ
AKRA CAZ'DA GENÇ PİYANİST SU YAVUZ RÜZGARI ESTİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim






