Bugün 09 Nisan 2026 Perşembe
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6495.18
    %2.16
  • Dolar
    44.3489
    %0
  • Euro
    51.3612
    %-0.34

GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

MİRASIN ESARET ESTETİĞİ: SANATIN YENİ SAVAŞ KİMLİĞİ

09 Nisan 2026 Perşembe 19:53

Medeniyetin ‘’bu gece’’ öleceği, bir ekran parıltısından süzülen uğursuz bir bildirimle duyuruldu. Basit bir jeopolitik tehdit değil bu. Varlığın zamansal sürekliliğine indirilmiş körelmiş bir darbe. "İran medeniyetini" hedef alan o hantal retoriği, modern savaşın artık sadece biyolojik bedenleri değil, bir halkın varoluşsal iskeletini kırma niyetini ifşa ediyor. Hafıza artık ikincil bir hasardan çıkıp, asıl hedef haline geldi. Achille Mbembe’nin nekropolitika kavramının estetik bir genişlemesiyle karşı karşıyayız. Kimin hafızasının yaşamaya değer olduğuna dair verilen kaba, egemen bir karar bu. Tarihsel olanın imhası, sadece bir mekânın yok edilmesi değildir. Bir öznenin dünyada bulunuş imkânının, yani onun tarihsel koordinatlarının silinmesidir. Belki de asıl mesele öldürmek değil, hiç var olmamış gibi yapmaktır.

Gülistan Sarayı’nın duvarında beliren taze bir çatlak, mimari bir hasardan fazlasını söyler. Walter Benjamin’in teknik yeniden üretimle sarsıldığını iddia ettiği o tekil aura, bu kez bir füze başlığıyla atomlarına ayrılıyor. Bir müzenin koordinatlarını hedef tahtasına oturtmak, düşmanın sadece bugününü değil, yarın inşa edeceği "dün"ü de çalmaktır. Onu dilsiz bir boşluğa mahkûm etmek... Karşımızdaki bu tabloya "estetik soykırım" demek bir tercih değil, terminolojik bir zorunluluk. Mermerin üzerine püskürtülen toz, tarihin tüm sayfalarını birbirine yapıştırarak geçmişi okunamaz hale getiriyor. Sanat nesnesi burada artık pasif bir temaşa objesi değildir; bizzat politikanın etten kemikten bir rehinesine dönüşmüştür. Rehinelerin dili olmaz. Sadece varlıkları birer pazarlık enstrümanıdır.

Trajiktir.

Modern savaş düzeninde dünyanın en güvenli müzesi, artık bir savaş uçağının menzilindeki müzedir. Sanat, steril galerilerin süsü olmaktan çıkıp bedeli kanla ve uluslararası meşruiyetle ödenen stratejik bir "insani kalkan" kimliği kazandı. Bu vahşi pazarlık karşısında Britanya Müzesi’nin ya da Louvre’un takındığı o pürüzsüz sessizlik, kurumsal tahakkümün ikiyüzlülüğünü ele veriyor. Kendi salonlarındaki çalıntı eserleri "evrensel miras" etiketiyle kutsallaştıranlar, o mirasın ana vatanında füzelerle dövülmesini sadece izlemekle yetiniyorlar. Sanki bir nesne ancak Batılı bir küratörün steril eldiveni değdiğinde "korunmaya değer" bir varlık statüsü kazanıyormuş gibi. (Gerçi Louvre'un rutubet kokusuyla Tahran'ın barut kokusu arasındaki o sınıfsal farkı açıklamak için henüz yeterli bir kelimemiz yok.)

Sharif Üniversitesi’ndeki veri merkezlerinin yanışı ile Gülistan’ın çinilerinin dökülüşü arasındaki o garip akrabalık, fenomenolojik bir indirgemeyle bizi aynı hakikate götürür. Biri yarının bilgisini, diğeri dünün kanıtını muhafaza etmektedir ve her ikisi de aynı imha iştahının nesnesidir. Bu tavır, 1930’ların "yozlaşmış sanat" (entartete kunst) tasfiyesini andıran ürkütücü bir tarihsel tekerrür. O dönemde ideolojik bir temizliğin bahanesi olan estetik, bugün jeopolitik bir linçin yakıtı haline getirildi. Yıkmak için gösterilen özen, inşa etmekten esirgendi.

Fiziksel bir imha mıdır bu, yoksa bir tür "anı belleği" erozyonu mu? Emin değilim. Belki de her ikisidir.

Tarih, füzeler düşerken Tahran sokaklarında yüzüne toz yapışan kadının gözlerindedir. Ancak o gözlerin baktığı yerin, o kolektif semboller dünyasının silinmesi, bakışın kendisini de körleştirir. Medeniyet, üst üste koyduğumuz taşların toplamı olmaktan ziyade, yıkmaya kıyamadığımız değerlerin sınırıdır. Ve o sınır, dijital platformların pikselli karanlığında biraz daha silindi.

Füzeler sustuğunda geriye kalacak olan sessizlik, John Cage’in o meditatif boşluğu olmayacak. Mürekkebin küle ve yıkılan bir dünyanın isine karıştığı, geniz yakan o ağır ve dumanlı dilsizliktir bu. Yanmış her el yazması, havada asılı kalan sahipsiz bir vasiyet gibi ciğerlerimize dolacak.

Hafızanın yerini alan mutlak, sağır edici bir gürültü.

Ve biz...

Sadece izledik...

Bu yazı toplam 171 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim