Bugün 07 Şubat 2026 Cumartesi
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6942.62
    %0
  • Dolar
    43.5988
    %0
  • Euro
    51.5697
    %0

YAVUZ ALİ SAKARYA / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YAVUZ ALİ SAKARYA / KONUK YAZAR

NEDİR BU ZORBALIKTAN ÇEKTİĞİMİZ! (2)

07 Şubat 2026 Cumartesi 00:39

BU KEZ DE EKRAN ZORBALIĞI

Daha önceki yazımızda akran zorbalığından söz ettik. Bir başka zorbalık türü de televizyon ekranlarına yansıtılan, dozu giderek artan "ekran zorbalığı"dır. Küçük-büyük demeden, her seyreden üzerindeki olumsuz etkileri olan, toplumu bozan da budur.  Bugünlerde hemen her televizyon bu tip zorbalığı tetikleyen film ve dizilerle dolu. Zorbalık özendiren diziler, ekranlarda azalacağına sayıca artıyor. Toplum tepki koyacağına uyuyor. Daha doğrusu uyuşuk davranıyor.  
“Ekran zorbalığı”, televizyon programlarında, kişilerin küçük düşürüldüğü, aşağılandığı, bağırma ve hakaret diliyle yargılandığı, mahremiyetin ihlal edildiği (kişiye özgü şeylerin çiğnendiği) içeriklerin, eğlence ya da “reyting” adına normalleştirilmesidir.
Ekranlarda sergilenen zorbalık türleri, salt ekrandaki kişiler arasında yaşanmakla kalmaz; seyirciye de yönelmiş dolaylı bir psikolojik etki üretir. Bunu görüyoruz. Ekranlarda kavga, dövüş, saldırı, hakaret, yaralama, öldürme, akla hayale gelmeyecek şeytanca uygulamalar hız kesmeden devam ediyor, işin daha da tuhaf yanı bu programlar izlenme rekorları kırıyor, seyredilme sıralamasında en önlerde yer alıyor.
İnsanlar, bu tip dizilerde, filmlerde ne buluyor anlamak mümkün değil. Televizyon yönetimlerine yazıyoruz, “bu gereksiz programları kaldırın” diye, ”Ne yapalım, bunlar halk nezdinde çok kabul görüyor.” deniyor. RTÜK, bu konuda pek duyarsız. Ülke çapında suç oranı artıyor, tutukevlerinde tutukluları barındıracak yeterli yer yok. Çocuk, büyük demeden suçlu sayısı artıyor, her tür şiddet almış başını gidiyor. Biz, bu tetikleyici programları inatla yayınlamaya devam ediyoruz.    
Ekran zorbalığının nasıl ortaya çıktığını, insanların şiddet eğilimlerine nasıl yöneldiklerini sorgularsak, televizyon ekranlarına yansıyanlarını şöyle sıralayabiliriz. Yarışma programlarını sunanlar, kendilerini bir şey sanarak katılımcıları azarlayarak, alay ederek, küçümseyerek, toplum nezdinde küçük düşürerek ilgi çekmeye çalışıyorlar. Kimi programlarda insanların özel yaşamları teşhir edilerek, özele (mahremiyete) yönelik sorular sorarak yapıyorlar bu işi.
Tartışma programları, ayrı bir fasıl. Yerli yersiz söz kesmeler, bağırıp çağırıp susturmaya çalışmalar, itibarsızlaştırma gayretleri hep gözler önünde. Haberler, hep acılı. Hep olumsuz. Hep gösterişçi. Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar reklamları ile dolu ekranlar. Kazalar, soygunlar, yol kesmeler, bıçaklar, pompalı tüfekler, yapılan iş bir matahmış gibi suçluların haber ayaklarına ekranlara taşınması, suç işleyenlerin az ceza aldıklarının açıklanması ya da salıverilmesi gibi insanı suça teşvik eden yığınla yayın. Bence, bütün bunlar caydırıcı olmaktan çok uzak görüntüler.
Yanlış yapanları utandırma, caydırma, pişmanlık duyma yerine “Ben neymişim be abi!” psikozuna sokma. İşte yapılanlar. Her şeyin reyting olmadığını bile bile programcıların ekran gücünü kullanarak, ellerindeki mikrofonu kendilerine siper ederek konuşmaları ile suçsuzun ya da masumun yanında yer almak, haklıyı savunmak yerine ajitasyon peşinde koşmaları, gerçek bir yayıncı olmak yerine paparazzi mantığı ile hareket etmeleridir. Bilerek ya da bilmeyerek besledikleri yılanın bütünüyle canavarlaşarak geniş halk Katmanlarını sokar hale gelmesidir. Bunu görmezden geliyorlar.
Haklı, ama savunmasız insanları savunmak yerine işin yaygarası ile haber yapmaları, günü boşuna harcamaları da olumsuzluklar arasındadır.  
Ekran zorbalığının seyredenler üzerindeki olumsuz etkilerine geçmeden önce, savunmaya geçerek, “Beğenmiyorsanız kumanda elinizde, kapatır başka program seyredersiniz.” diyenlere öncelikle iki çift sözümüz var. Ekranlarda adam gibi konuları işleyen, eğitici, bilgilendirici, tanıtıcı, yapımlar ve belgeseller var da birini kapattığımızda öbürüne ulaşmak mümkün olsun. Program diye sunulanların çoğu, tam bir çorba. Ama tadı tuzu yok. Varsa da çok az sayıda. “Eliniz mahkum, önünüze ne koyarsak onu seyredeceksiniz,”  demeye getiriyorlar. Toplumu olumsuza yöneltmede inat ediyorlar.    
Daha fazla seyirci (Reyting) uğruna çekilen diziler, öncelikle zorbalığı sanki doğalmış, normalmiş gibi sunuyorlar. Karşıdaki insana hakaret etmek sanki matahmış gibi iki laftan biri küfre dönüşüyor, bunları sıklıkla duyan seyirci de kısa zaman sonra bunlara alışarak, doğal karşılamaya, aynısını tekrarlamaya başlıyor. Çocuk yaştakiler daha çok etkileniyorlar.
Ekranda kim daha çok bağırırsa, o daha güçlü, susan taraf ise sanki zayıfmış, haksızmış imajı yaratılıyor, seyirci de bunu zaman içerinde önceki algısını değiştirerek içselleştiriyor, ezeni haklı görmeye, ezenin yanında yer almaya başlıyor. Zaman içerisinde empati yapmayı (kendini başkasının yerine koymayı) bırakıyor, düşenin dostu olmaz mantığı ile bir tekme de o atmaya kalkışıyor. Kısacası toplum duyarsızlaşıyor, bozuluyor, suça yönelim artıyor. Bu şiddete dönüşüyor.
İnsanlar, ekranda tanık oldukları şiddeti, alt yazısında “Bu gerçek değildir.” yazmasına karşın gerçekmiş gibi algılamaya başlıyorlar. Çocuk istismarına, kadına şiddete, ölümlere, yaralanmalara alışıyorlar. Toplum, sürekli irtifa kaybediyor.
“Oh be! Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın!” mantığı ile hareket etmeye, duyguları körelmeye başlıyor. Olaylara sadece seyirci kalmayı iş ediniyor. Olay yerinden kaçmayı, üç maymunu oynamayı tercih eder hale geliyor. Erdem, ahlak, haklının yanında olma gibi insancıl davranışlar ne yazık ki gezmeye çıkıyor.  
Giderek, bireyde ve toplumda, korku duygusu gelişiyor, güven kayboluyor. İnsanlar tanıklık etmeye korkuyor.
İfade özgürlüğünün, düşüncenin, fikrini açıklamanın yerini baskı ve kuşku alıyor. Demokrasi, yaşam haklı ve kutsal değerler zedeleniyor. Toplumca sansür uygulanıyor. Bireyin ya da toplumun ruh sağlığı bozuluyor.
Az da olsa, (pek az da değil ya!) kimi insanlar, ekranda seyrettikleri kişileri kendileri ile özdeş kılarak aynı ya da benzeri yöntemlerle suç işlemeyi alışkanlık yapıyorlar. Giderek birer robota dönüşerek, utanç, suçluluk gibi duyguları kaybediyorlar. Toplumsal değerler onlar için anlam ifade etmez hale dönüşüyor. Duygular dumura uğruyor.  
Kimi seyirciler de ekranda seyrettikleri kişileri kendilerine rol model alıyorlar, onunla aynı dili kullanıyorlar. Küfürse küfür, hakaretse hakaret, umursamıyorlar. Her fırsatta ağızlarını bozuyorlar.  
Bu tip zorbalık içeren programları seyreden çocuklar ya da ergenler en çok etkilenenler arasında yer alıyorlar. Onları bozmamak, topluma olumsuz katkı koyacak biçimde yetiştirmemek için çok özen göstermek gerekiyor. Bu toplumun geleceği açısından yaşamsal gereklilik, değil zorunluluktur.
Ekran zorbalığının, toplumun diline, ahlaki değerlerine ve ruh sağlığına zarar verdiğini, görüyor biliyoruz.  Ekranda yapılan yanlışlar tekrarlandıkça, vurdu-kırdı arttıkça, ekranlarda ölüm kol gezdikçe, insanımızın empati duygusunun azaldığına, saygı ve sevginin aşındığına, şiddetin dozunun arttığına, sıradanlaştığına tanık olmaktayız. Üzülmeden edemiyoruz.
Gazetelerden, ekranlardan kan kokan sahnelerin, vurdulu kırdılı sahnelerin, silah seslerinin, kesici- delici aletlerin doğal olarak sokağa yansıdığını, ahlaki değerlerin kaybolduğunu, hırsızlık, soysuzluk, ahlaksızlık, yasa dışılık gibi kötülüklerin topluma egemen olduğunu duyuyor, okuyor, görüyoruz.  Görünen köy kılavuz istemiyor, toplum giderek bozuluyor, vicdanlar susuyor, adalet çözüm üretemez konuma düşüyor, haklıyı haksızdan ayırmak güçleşiyor, herkes kendi çözümünü kendisi bulmaya çalışıyor, kan davası çıkıyor ortaya. Aile çatışmaları artıyor. Okullarda öğretmenler, hastanelerde doktorlar dövülüyor, yaralanıyor, öldürülüyor. Böyle mi olmalı, bize yakışır mı demeden edemiyoruz.   
İşin daha da kötüsü, var. Sırf para kazanmak uğruna bunlara alet olanlar da var.  Her şey para değil, bilmemek işlerine geliyor. Ekran zorbalığı derken, mafya dizilerini, yaralama, bıçaklama, öldürme, kavga-döğüş, tecavüz, taviz, dayak, kavga gibi olayları ve bunları işleyen dizileri ve bu dizilerde sırf para kazanmak için rol alan bir biçimde toplumu katleden oyuncuları kastediyorum. Bunlar insanları nasıl etkiliyor, ne yapmak gerekir, seyircinin tepkisi ne olmalı, kimi kime şikayet etmeli? Ne gibi önlemler almalı? Toplumu bozan bu diziler nasıl durdurulabilir, bunları düşünmek gerek. Aslında halk olarak hepimize düşen görev bu.
Ekran zorbalığı, televizyon dizilerinde ve bazı dijital yapımlarda şiddetin, suçun ve zorbalığın sürekli biçimde doğallaştırılıp sunulması olayıdır. Film ya da dizi de olsa benim gözümde suça teşviktir. Suça doğrudan ya da dolaylı biçimde alet olmaktır.
Ekran zorbalığı, sokakta, evde, ofiste, okulda, fabrikada, köyde, kentte, kasabada, var olan ya da ortaya çıkan şiddetin senaryolaştırılmış, perdeye ya da ekrana yansıtılmış biçimidir. Olmayanın olmuş gibi gösterilmesidir.
Mafya dizileri ve benzeri yapımlarda, çok sık olarak yaralama, bıçaklama, öldürme, dayak, tehdit, baskı, işkence tecavüz ve cinsel şiddet gibi olaylar konu edilmektedir. Bunlara hepimiz defalarca tanığız.  
Böyle diziler devam ettikçe, karşımıza güçlünün zayıfı ezmesi, kavga ya da dövüşün çözüm yolu olarak gösterilmesi, kötülüklerin cezasız kalması, giderek alışkanlık haline gelmesi, suç makinasına ya da mafya babasına dönüşmesi gibi olaylar çıkmaktadır. Suç, olağanmış gibi, normal davranışmış, haklı imiş gibi sunulmaktadır. Topluma kötülük tam da burada yer almaktadır.   
Yetkililerin dikkatini çektiğinizde, “Toplum neyse onu gösteriyoruz, insanlar bu tür dizileri seviyor, diğerleri ilgilerini çekmiyor, bir iki dizi sonra diziyi durdurmak zorunda kalıyoruz.” savunmasını yapıyorlar. Para kazanmak, dizilerini seyrettirmek, reklam almak zorunda olduklarını söylüyorlar. kazançlarının ürküttükleri kurbağaya değip değmediğini, açtıkları yaranın nelere mal olduğunu düşünmüyorlar.  
Ama aslında bilerek suç işliyorlar. Topluma ihanet ediyorlar. Dizileri ile sanki şiddet normalmiş, her yerde öyleymiş gibi gösteriyorlar. Topluma kötü örnek oluşturuyorlar. Seyircinin beynine her dizide şiddet şırınga ediyorlar. Gerçeklikle yakın-uzak ilgisi olmayan , “Sorunları konuşarak değil, ancak vurarak kırarak, saf dışı bırakarak çözebilirsiniz.”, “Güçlü olursanız haklı olursunuz.” Yasalara değil, kendi bileğinize güvenin,”  “Devlet önlem almakta yavaştır, hukuk güçlüden yanadır, adaletin terazisi her zaman doğru tartmaz, geciken adalet, adalet değildir, asıl çözüm yeraltındadır. Güç mafyadır.” gibi saçmalıkları gerekçe göstererek aklımızla alay ediyorlar. Yaptıkları ile suça yatkın çocukları ve yetişkinleri zıvanadan çıkartarak, birer suç makinasına dönüştürüyorlar. Yoldan çıkan, pusulası şaşan insanlar, ne yapacaklarını bilemez konuma geliyorlar. Bir kere pisliğe bulaştılar mı da arkası mutlaka geliyor.   
Sürekli kötülük enjekte eden dizileri izledikçe, insan kendine örnek alacağı, rol model olarak kullanacağı insanları şaşırıyor, dizilerdeki mafya liderini, soyguncu ya da katili, karizmatik görmeye başlıyor. “Güçlüdür, çevresinde kendine inanan bir dediğini iki etmeyen suç makinaları vardır, onlardan saygı görür, kadınlara dediğini yaptırır. Kırar, döker, öldürür. Cesetleri çiğner geçer, umursamaz. Ölüler onun için birer sayıdan ibarettir. Bir fazla bir eksik fark etmez.” Diye saçma düşüncelere kapılıyor. Kısacası, dizilerde zorbalığa prim yaptırılıyor, katiller güçlü gösteriliyor, topluma kötü örnekler sunuluyor. Arsızca, aymazca “Bunlar prim yapıyor” savunması yapılıyor.
Dizileri filmleri seyredenler, çocuk, ergen, yetişkin olsun fark etmiyor, kimlik değişimine uğruyor. Hele zayıf kişilikli ise etkileşim çok daha fazla oluyor. Eğitimciler olarak gözlemlerimiz bunlar. Zaten sokağa yansıyanlar da bunlar.
Zorbalık içeren dizileri izleyenler de, giderek, duyarsızlaşıyor, dizilerin ilk bölümlerinde irkilten, korkutan sahneler, diğer bölümlerde sıradanlaşıyor, eyleme dönüşür, ölümler, dayak sahneleri kanıksanıyor, kız kaçırmalar, tecavüzler normalmiş gibi algılanmaya ya da tekrarlanmaya başlıyor.  Ölümler, adam boğmalar umursanmaz olur. Kanıksanıyor.
Toplumun vicdanı aşınıyor, korku ve güvensizlik iklimi oluşuyor, suç halkası sürekli genişliyor. Sürekli dizi seyreden her an bir suç unsuru ile karşılanan, şiddet gözleyen insan, çevresini farklı gözlerle algılamaya başlıyor. Güven duygusunu yitiriyor. Her an başına bir iş açılacakmış duygusuna kapılıp kaygıları, korkuları artıyor. Giderek davranışlarını değiştirmeye, dizi kahramanlarını, kötü örnekleri taklit etmeye başlıyor.
Suç işleme riski artmaya, içinde kötülük biriktirmeye başlıyor. Yasadışı olayların sık tekrarı ve suçlunun hak ettiği cezayı almadan kalması da izleyen kişide aynısını yapma isteği doğuruyor.  
Bunları hepsi, akla yatkın, görüşler ve eleştiriler, ama bu tür diziler ne yazık ki, azalacağına artıyor, hemen her ekran bu tip dizilerle seyircinin karşısına çıkmayı marifet sayıyor.
Seyircinin bu olumsuzluklara karşı tavrı, göstermesi gereken tepkisi ne olmalı? Nasıl davranmalı sorusuna gelince, öncelikle, ekran başında oturanlar, dizi film seyredenler, ekran karşısında daha duyarlı olmalı, etkin olmalı, sorumluluk duygusu içinde hareket ederek insanı bilgilendiren, rahatlatan dizileri suça iten dizilerden ayırmayı ve seyretmeden onlara reyting yaptırmadan kapatmayı öğrenmelidir. Seçici olmalıdır. Her önüne konanı yemeye kalkışmamalıdır.
Zorbalık içeren programları inatla seyretmeye devam ediyorsa, suça alet olan dizilerin topluma karşı işledikleri suça ortak olduğunu, adeta onu onayladığını bilerek devam etmelidir. O dizileri izleyenlerin, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak işlenen suçu destekledikleri sonucu çıkartılabilir. Onlar aslında önlem almayarak kendi çocuklarını da ilerde suç işlemeye yöneltmektedirler. Dizilerde şiddet varsa, hemen oradan uzaklaşmak, kanal değiştirmek, şiddeti meşru kılmamak, kötü örnekleri görmemek, göstermemek gerekir. Bilinçli insana yakışan budur.
Televizyon yöneticilerine, radyo televizyon üst kuruluna (RTÜK’e), gerekirse CİMER’e gerekçeli olarak başvurularak önlem alınması istenmelidir. Şiddet, cinsel saldırı, suçun özendirilmesi, aile yapısına ve çocuk gelişimine zarar verdiğini gördükleri kötü örnekleri tespit ederek başvuruda bulunmalıdırlar. Dizinin adını, yayınlayan kanalı, yayımlandığı tarihi ve saati bildirerek yetkili kurulun dikkatini olumsuz yayına çekebilirler.
Veliler, aileler, anne-babalar, olumsuzlukları gördüklerinde umursamaz davranmamalı, görmezden gelmemeli, çocukları, ergenleri ile dizinin içeriği, olumsuz ögeleri konusunda konuşmalı, sorgulatmalı, doğruyu kendilerine buldurmalıdırlar.
Şiddetin olumsuzluğunu, zorbaca davranışların gerçek yaşamdaki olumsuz sonuçlarını açık biçimde anlatmalı, çocuğa izlemesi sakıncalı olan dizileri kendileri de izlemeyi bırakarak örnek olmalıdırlar. Çocuğun, ekrandan ve telefondan çok şey öğrendiği, neyi izlemesi gerektiği öğretilmelidir. Gerekli zaman ayarlamaları yapılmalıdır. Geldiğimiz noktada telefonların ve televizyon ekranlarının öğretmen kadar etkili olduğunu bilmekte, çocuğu ya da ergeni kendi başına bırakmamakta sonsuz yarar vardır.
Sadece çekirdek ailelerin kendilerini ve çocuklarını zararlı dizilerden kurtarması yetmez, toplumsal düzeyde de önlemler alınmalı, topluma geniş çapta “medya okuryazarlığı” eğitimi verilmeli, eğitim her yöntem olanak kullanılarak yurt çapında yaygınlaştırılmalıdır. Her televizyonun bu konuda programlar üretmesi ve yayınlaması sağlanmalıdır. 
Şiddeti eleştiren, olumlu konular içeren, doğru yönlendiren yapımlara ağırlık verilmelidir. Öyle diziler, talep edilmeli, onlara reyting yaptırılmalıdır.  Onlar ödüllendirilmelidir.
Denetim kurulları, seçici kurullar, dizi çekimi başlamadan içeriği görmeli, etik değerler içeren programlara, ırk, dil, din cinsiyet ayrımı yapmayan eğitsel, belgesel, toplumsal programlara izin vermelidir. Bunu sansür olarak algılamamalıdır.
Kötü uygulamalara sessiz kalan, “Dur bakalım, ne olacak?” diyen herkes, oluşan şiddet ortamına ortakçı olur. Sonradan yakınma hakkını kendisinde bulamaz.
Doğrudur, mafya dizileri, şiddet dolu yapımlar, soygun ya da cinayet dizileri, nihayetinde filmdir, dizidir gerçeği yansıtmazlar, hatta başlarında gerçek olmadıkları, kahramanların hayali oldukları da yazılıdır, ama yeraltını, yasadışılığı, gericiliği, gücü, kuvveti önemli gösterdikleri için, zorbalığı, anlayışsızlığı, şiddeti örnekledikleri için, ahlak dışı davranışları ortaya serdikleri için, sadece dizi olarak kalmadıkları için kötü örneklerle toplumu bozdukları için üzerlerinde özenle durmak gerekir. Kötü örnek oluşturan dizilerin, kanallarda at koşturmalarının bir biçimde önlenmesi gerek. Tpoplum zehirlenirse herkes etkilenir.
Toplumun geleceğini oluşturan gençleri, özellikler gelişme çağındaki çocukları düşünüyorsak, toplumun giderek daha çok batağa saplanmasını istemiyorsak, gerekli ilgiyi göstererek akran zorbalığına da, ekran zorbalığına da izin vermemeliyiz. Sağduyu, toplumsal bilinç bunu gerektiriyor. Nokta.

Bu yazı toplam 133 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim