- IMKB
% - Altın
6865.09
%0 - Dolar
48.7547
%0 - Euro
55.9994
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 13:08 - HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
- 12:18 - BELEDİYENİN FOTO KAPANINA SALDIRI
- 12:13 - 2 BİN YILLIK ATMOSFERDE SANAT VE MANZARA BULUŞTU
- 11:43 - ESKİDEN ÇUL DOKUMA VE KIL ÇADIRDA KULLANILAN KOYUN KILLARI ARTIK ÇÖPE GİDİYOR
- 11:41 - GÖÇ YOLUNDA ÇOK SAYIDA TEHDİT
- 11:23 - MURATPAŞA, ALZAYMIR FARKINDALIĞI İÇİN YAŞLI EVLERİNDE BULUŞTU
- 11:23 - 33. ULUSLARARASI ASPENDOS OPERA VE BALE FESTİVALİ’NDE CARMİNA BURANA SEYİRCİYLE BULUŞTU
- 11:18 - ADANA’DA GENÇ ŞAHIS BOŞ ARAZİDE ÖLÜ BULUNDU
- 11:03 - ANTALYA’DA PANELVAN KONTROLDEN ÇIKTI: 1 YARALI
- 11:03 - YANGINDA KÜLE DÖNEN KARGILAR 3 HAFTADA YENİDEN FİLİZLENDİ
- 10:58 - İHA’YA ’YILIN EN İYİ SPOR HABERİ’ ÖDÜLÜ
- 10:48 - VALİDEN KUM HIRSIZLIĞINA KARŞI BOĞAZ SAHİLİ’NE KAMERALI TAKİP TALİMATI
- 10:38 - AYNI CADDEDE BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE 2 AYRI KAZA
- 10:28 - KAHRAMANMARAŞ’TA KADINLARIN İMECE USULÜ YUFKA EKMEK MESAİSİ
- 10:23 - MERSİNLİ MUHTARLAR SABAH SPORUNDA BULUŞTU
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


ROJAVA'NIN MALİYETİNİN FARKINDA MIYIZ?
Suriye’de kararsız denge ve baskı üzerine kurulmuş istikrar bozulduğundan bu yana, başta biz olmak üzere düzen kurucu güçlerin işi giderek zorlaşmaktadır. Bölgenin tarihsel geçmişi ve oynak sosyolojisi, bugünün “ideal düzen” arayışında belirleyici parametreler olmaya devam etmektedir. Eyyubiler, Zengiler ve Memlukler bugünkü bölgedeki Kürtlerin, Türkmenlerin ve Çerkeslerin tarihsel atalarıdır. Ancak o dönemlerde asabiye, bugünkü anlamda etnisiteye değil, daha çok kabile ve siyasal sadakat ağlarına dayanıyordu. Bu nedenle Eyyubilere “Kürt devleti” ya da “Türk devleti” demek tarihsel olarak isabetli değildir. Bugün başta Halep olmak üzere bölgedeki Kürtlerin ve diğer farklı unsurların varlık ve sahiplik iddialarının arka planını da bu çok katmanlı tarihsel miras oluşturmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı’nın çöküşü sonrasında bölgede kurulan Sykes-Picot düzeni, sosyolojik ve tarihsel gerçekler üzerine inşa edilmedi. Hedeflenen, kontrollü kaos rejimleriydi. Bölgedeki farklılıklar ve tarihsel gerçeklikler ancak istibdat ya da ideolojik baskı düzenleriyle yönetilebilir kılındı. Bugün bu yolun sonuna gelinmiş gibi görünse de kontrollü kaos stratejisi bu kez ideolojik değil; dini radikalizm, etnik kabilecilik ve ayrımcı siyaset biçimleri üzerinden yeni bir perdeyle yeniden sahneye konulmaktadır.
Suriye’nin geldiği nokta bizler için bir yandan ticaret ve yatırım açısından iştah kabartıcı bir potansiyel sunarken, diğer yandan etnik kaos bakımından dibi görünmeyen karanlık bir girdabı da andırmaktadır. Şara’ya baktığımızda, radikal bir İslamcı terör örgütü geçmişine rağmen söylem ve tavırlarında kapsayıcılık ve yeniden inşa vurgusu taşıyan bir çizgi sergilemesi, bölge açısından temkinli de olsa bir umut beklentisini adeta hepimize zorunlu kılmaktadır.
Ancak sorun bugün radikal geçmişe sahip HTŞ’nin ehlileşme ve entegrasyon sürecinden ziyade, bizde bu sürecin olmuş bitmiş HTŞ’nin yola girmiş gibi kabul edilmesidir. Yaklaşık on yıl önce Salih Müslim’in Ankara’ya kabul edilmemesinden bu yana asıl sorun, KCK’nın alt yapılanması olan ve ideolojik olarak Öcalanizm çizgisinde duran SDG varlığı olarak görünmektedir. Burada görünürde bizler için ikna edici olmasa da argüman “Kürt varlığı” değildir; daha çok Türkiye solu tarafından inisiye edilmiş, ideolojik karakteri ağır basan silahlı bir yapının bölgeye yerleşmesi sorunudur. SDG her ne kadar “halk meclisleri kurduk, Öcalanizm ideolojimiz var ama burada Türkmen, Arap, Çerkes herkes temsil ediliyor. Burası yarın bölge halklarının kendi kararlarını verdiği İsviçre olacak” söylemini dillendirse de otoriter yönetim pratikleri ve refah üreten bir ekonomik model ortaya koyma kapasitesi açısından bu güveni vermekten uzaktır. Elbette yazımızın ana konusu bu tartışmanın ayrıntıları değildir.
Halep’te yaşanan ve Kandil talimatlı olduğu ifade edilen sokak direnişi, Allah’tan Türkiye’deki şehir içi çatışmalara benzer bir sürece evrilmeden sönümlendirildi. Görünen plan, SDG yapısının tamamen Fırat’ın doğusuna kaydırılarak dolaylı bir otonomi alanına razı edilmesidir. Buna karşılık merkez yönetim, SDG’nin tartışmalı biçimde kontrol ettiği Deyrizor bölgesinden doğal ve haklı olarak pay talep etmektedir. İki eski terör örgütünden birine, tüm silahlarını diğer eski terör örgütüne “kadın savaşçılarınla birlikte bireysel teslim ol” dayatması yapmak gerçekçi değildir. Sopayı havada tutmak kadar, çözüm üretme ve garantörlük mekanizmaları açmak da önem taşımaktadır. Suriye’nin geleceğinde iki ana radikal ideolojik yapının nasıl dönüşeceği ve ülkenin hangi siyasal fikir ekseni üzerine inşa edileceği hâlâ ciddi bir belirsizlik alanı olarak durmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Dicle Üniversitesi’nde kalabalık bir grubun Rojava marşı okuduğu bir videoyu gönderdi. Bu ve benzeri marşlar ile bayrak sembolleri artık Ortadoğu’nun farklı coğrafyalarında yaşayan Kürt toplulukları için ortak bir kimlik dili üretmektedir. Uzun süredir yakından takip ettiğim üzere, Kürt nüfusun farklı ülkelerde yaşadığı bölgelerde gecikmiş bir uluslaşma süreci yaşanmaktadır. Bunun kültürel ortak paydası inkâr edilemez. Ancak bu uluslaşmanın dayanışma boyutu görünürken, siyasal birlik ihtimali Orta Asya Türk devletlerinin birleşme ihtimalinden bile daha zayıf görünmektedir. Asıl mesele, bu sürecin bölgeye yeni çatışma dalgaları değil, barış ve demokrasi ekseninde ortak bir siyasal kültür üretip üretemeyeceğidir.
“Kürt anasını görmesin” algısı
Bugün Türkiye’de ortalama bir Kürt vatandaşın zihninde, devletin Rojava politikasından ziyade diplomatik dili üzerinden şekillenen “Kürt anasını görmesin” algısı giderek yaygınlaşmaktadır. Hatta SDG güçlerinin doğuya itilmesini “Kürt Akdeniz’i görmesin” şeklinde yorumlayanlar da bulunmaktadır. Bu algının oluşmasında yetkililerin kullandığı tek taraflı, sert ve güvenlik merkezli “Kurtlar Vadisi dili”nin payı büyüktür. Güvenlik argümanlarımız kimi zaman haklı, kimi zaman zorlama, kimi zaman da gerçeklikten kopuk olabilir. Ancak SDG- Rojava bağlamındaki söylem ve adımların son derece hesaplı biçimde atılması gerekmektedir. Zira esas toplumsal reaksiyonun İran’dan ya da Irak’tan değil, Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlardan ve Avrupa diasporasından gelme ihtimali çok daha yüksektir. Bu açıdan yakın geçmişte yaşanan Kobani olaylarını hatırlamak büyük önem taşımaktadır.
Hüseyin Çelik ile söyleşi: "Kürt anasını görmesi" politikaları
Kobani olayları, 2014 sonbaharında IŞİD’in Kobani kentini kuşatmasıyla başladı ve Türkiye sınırına yığılan binlerce sivilin yarattığı insani krizle birlikte ülke içinde siyasi gerilimi hızla tırmandırdı. Yöneticilerimizin sehven “Kobani düştü düşecek” ifadeleri Kürt kamuoyunda devletin sürece kayıtsız kaldığı algısını güçlendirdi. HDP’nin 6 Ekim’de yaptığı sokak çağrısı protestoların şiddetli çatışmalara dönüşmesine yol açtı ve onlarca insanın hayatını kaybettiği 6-8 Ekim olayları yaşandı. Selahattin Demirtaş’ın bugün cezaevinde olmasının temel hukuki gerekçesi de bu çağrıların şiddeti körüklediği iddiasına dayandırıldı. Aynı süreçte Türkiye, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Peşmerge güçlerinin kendi topraklarından geçerek Kobani’ye gitmesine izin verdi. Bu adım hem uluslararası baskıların hem de iç kamuoyu tepkilerinin sonucuydu. Peşmergelerin sınırdan geçişi Kürt kamuoyunda büyük bir coşkuyla karşılandı; çünkü bu hamle Kobani direnişine destek, Kürtler arası dayanışma ve uzun süredir beklenen somut yardımın sembolü olarak algılandı.
Kobani’den çıkarılması gereken temel ders, kullanılan dilin ve sembollerin siyasal sonuç üretme gücünü açık biçimde göstermesidir. Sonra Türkiye Kobani’ye fiilen destek verdi; ancak kendi vatandaşını bu desteğe ikna edemedi. Barzani güçlerine gösterilen teveccüh ise Kürt uluslaşmasının daha çok duygusal boyutunun bir tezahürü olarak görünüm kazandı.
Türkiye’nin önünde duran asıl sınav
Asıl gözden kaçan mesele şudur: Rojava’da kullanılan dil, semboller ve siyasal üslup yalnızca Suriye sahasını değil, Türkiye’de yaşayan milyonlarca yakın akraba Kürt’ün duygusal dünyasını da doğrudan etkilemektedir. Ankara’nın sert, dışlayıcı ve salt güvenlik merkezli tek taraflı dili ise bu etkiyi ters yönde derinleştirmekte, Türkiye Kürtlerinde “biz yine dışlandık” hissini yeniden üretmektedir. Oysa mesele yalnızca sınır ötesi bir terör yapılanmasıyla mücadele değildir; aynı zamanda içerideki toplumsal barışı, ortak vatandaşlık duygusunu ve aidiyet zeminini koruyabilmektir.
Rojava sahasında yapılacak her askeri ya da diplomatik doğrudan veya dolaylı müdahale, içeride kaybedilen gönüllerle anlamsızlaşabilecektir. Bu nedenle Türkiye’nin önünde duran asıl sınav, güvenliği sağlarken dili yumuşatabilmek, siyasal iletişimi onarıcı bir çerçeveye oturtmak ve akraba topluluklar arasındaki duygusal kopuşu derinleştirmeden bölgesel krizleri yönetebilmektir.
Dikkat edelim; Kobani olaylarında zor bela şişesine soktuğumuz cini bu sefer çok daha büyük ölçekte şişesinden çıkarmayalım.

Medyascope'tan alıntılanmıştır.
KURTLAR VADİSİ KOMÜNİTESİTARIK ÇELENK
12 EYLÜL’DEN BİR GÜN ÖNCEMUHARREM YELLİCE
BÜYÜK AMBALAJI ALDIM, DAHA UCUZA GELDİ!” DİYE DÜŞÜNMEYİN!AV İBRAHİM GÜLLÜ
GİRİŞİMCİ RUHLU KADINLARALYA ŞAHİN
ZAMAN VE TOPRAĞIN RİTMİIŞIK YARGIN
RESSAM MUSTAFA AYAZ VE ANSAN ÜZERİNEYUNUS YAŞAR
BEN Mİ HÜLYALI BİR ÇOCUKTUM YOKSA...OYA ÖZGÜR
NİYETİNİZ BATSIN!..VEDAT GÜRHAN
BAŞARI KAÇ PUAN?PINAR TEYİN
EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ADALETSİZLİKAHMET DİKİCİ
SORUN BELLİ , ÇÖZÜM İÇİN BEKLEMEYELİMMEHMET YENİKAYNAK
ÇULYEDİEŞREF URAL
GÖKKUŞAĞININ SEKİZİNCİ RENGİ EVLATBİHTER GÖRDÜ
YAPAY ZEKÂ UYANIKKEN KANUN KOYUCU UYUYAMAZTUGAY TOYDEMİR
EKONOMİDE HEDEFLERE ULAŞILABİLİR Mİ?PROF DR MUSTAFA YILDIRAN
ATATÜRK’ÜN İZİNDE OTELLER-5NİZAMETTİN ŞEN
ULUS DEVLETNURİ SEZEN
YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA BAŞLARKENHASAN YAKUP CANGÜVEN
ESENLİĞE GİDEN YOL BAKTIĞIMIZ PENCEREDEBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ANADİLİ DIŞINDA ESER VEREN TÜRK YAZARLARGAZANFER ERYÜKSEL
OSMAN ÖZKÖYLÜ ANTALYASPOR İÇİN DOĞRU HOCA MI?KAHRAMAN KÖKTÜRK
BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞUDUR 9 EYLÜLPROF DR RAMAZAN DEMİR
İNTERNET ALIŞVERİŞİNDE KARGO SORUNLARI: SORUMLU KİM?AV CÜNEYT KARASU
ÇİFTÇİYİ KAYBEDERSEK, MUTFAĞIMIZI KAYBEDERİZTALİP BAYRAM
HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
BOZANER YENİDEN ADAY
BERKAY BAHAR, KADIN İŞİ DÜNYASININ BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
OPERA VE BALE FESTİVALİ VERDİ’NİN GÖRKEMLİ OPERASI “ATTİLA” İLE BAŞLADI
GAZANFER ERYÜKSEL'İN GRAVÜRLER ŞİİR KİTABI ŞEY KİTAP'TA
MÜZİK TELİFİNDE 'TEK ÇATI, TEK FİYAT' TALEBİ
İMPARATOR ATTİLA KILICIYLA SAHNEYE ÇIKACAK
ANTALYA HAVALİMANI'NDA AĞUSTOSTA 5,8 MİLYON YOLCU TRAFİĞİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





