Bugün 11 Ağustos 2026 Salı
  • Antalya27 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6742.55
    %0.14
  • Dolar
    47.7062
    %0.03
  • Euro
    55.0897
    %-0.02

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

ANLAMAK ÖZGÜRLÜKTÜR

11 Ağustos 2026 Salı 01:17

 

Bizler gerçekten kendi kararlarını veren özgür bireyler miyiz, yoksa sadece dışarıdan gelen uyarılara göre rüzgârda savrulan bireyler mi?

Sabah haberlerine kızıyor, sosyal medyadaki bir paylaşıma öfkeleniyor, trafiğe sinirleniyoruz. Çoğu zaman neye, neden bu kadar tepki verdiğimizi bile anlamadan gün bitip gidiyor. İşte tam bu zihinsel yorgunluğun ve gürültünün ortasında, felsefe tarihinin en sıra dışı, en vicdanlı adamlarından biri bize sesleniyor: Baruch Spinoza.

Spinoza, 17. yüzyıl Amsterdam’ında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ancak kalıplaşmış dogmaları, ezberleri ve zihni donduran dini bağnazlıkları sorgulamaktan hiç çekinmedi. Bu cesaretinin bedelini de çok ağır ödedi: Henüz 24 yaşındayken kendi cemaatinden en ağır lanetleme ayiniyle (herem) aforoz edildi. Ailesi ona yüzünü çevirdi, sokakta bıçaklı saldırıya uğradı, doğduğu şehri terk etmek zorunda kaldı.

Onu büyük zenginlikler teklif ederek susturmak istediler, reddetti. Heidelberg Üniversitesi’nde saygın bir profesörlük kürsüsü teklif ettiler, "düşünce özgürlüğüm kısıtlanır" diyerek yine reddetti.

O bunca baskıya rağmen kimseye kin beslemedi. Küçük bir odada, gözlük ve teleskop merceği yontarak hayatını kazandı. Mercek tozlarının ciğerlerini yavaş yavaş bitireceğini bile bile, gündüzleri mercek yonttu, geceleri ise insanlık tarihinin en aydınlık fikirlerini kaleme aldı. Nitekim henüz 44 yaşındayken o mercek tozları yüzünden akciğer hastalığından hayatını kaybetti.

Spinoza’nın bütün derdi; insanı korkularından, hırslarından ve başkalarının çizdiği sınırlardan kurtarmaktı. Bize öğrettiği en temel şey şuydu: İnsan, kendi duygularının ve dış dünyadaki olayların nedenini bilmediği sürece asla özgür olamaz.

Spinoza’nın başyapıtı Etika’da vurguladığı ve orijinal ifadesiyle zihnimize kazınması gereken o muazzam ilkelerden biri şudur:

"Non ridere, non lugere, neque detestari, sed intelligere."

(Nefret etmemek, ağlamamak, sövmemek; fakat anlamak.)

Çünkü Spinoza’ya göre; "Anlamak özgürlüktür" (Intelligere libertas est).

Bir insanı, bir olayı ya da kendi içimizdeki bir öfkeyi anlamadığımızda, onun esiri oluruz. Bir şeye sadece öfkelenmek ya da üzülmek bizi özgür kılmaz; aksine o duygunun zincirine bağlar. Ancak bir şeyin arkasındaki nedenleri çözdüğümüz, "Neden böyle oldu?" diye sormayı başardığımız an, zihnimizdeki o baskı kalkar. Bilinen şey korkutmaz, anlaşılan şey bizi yönetemez.

Bugün dijital dünyanın bizi sürekli bir şeylere öfkelenmeye, taraf olmaya ve kutuplaşmaya yönelttiği bu çağda; mercek ustası Spinoza bize müthiş bir zihinsel sığınak ve net bir görüş açısı sunuyor. Bizi durmaya, nefes almaya ve tepki vermeden önce anlamaya davet ediyor. Gürültünün ve kalabalıkların peşinden gitmek kolaydır. Asıl cesaret ve özgürlük; durup, bakıp, anlayabilmektedir. Anladıkça zincirlerimizi kıracak, anladıkça gerçekten özgürleşeceğiz. 

Bu yazı toplam 100 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim