Bugün 08 Mayıs 2026 Cuma
  • Antalya15 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6856.5
    %0.6
  • Dolar
    45.2372
    %0.06
  • Euro
    53.1701
    %0.03

GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

ANNE OLMAK, ANNE KALMAK

07 Mayıs 2026 Perşembe 22:41

 

Neredeyse tüm dillerde ‘anne’ sesi aynı yerde dudakların kapanmasıyla başlar. Ma. Mama. Mère. Anne. Bebeğin ağzından çıkan ilk ses, emme refleksinin yarattığı o uğultu. Sanki dil de en başından biliyordu anneliğin özü bir temas meselesidir. Bir kapanıp açılmak. Bir tutmak ve bırakmak.

Tutmak kolaydır. Asıl mesele bırakmaktır.

Anne olmak bir andır. Anne kalmak ise bir ömür. Bu iki şeyi aynı şey sanırız. Oysa aralarında, kimsenin sormayı akıl edemediği bir mesafe var.

Doğum anını düşün. Bütün diller o an için neredeyse aynı kelimeleri seçmiş; mucize, dönüşüm, yeniden doğuş. Sanki kadın da birlikte doğuyor; yeni bir şeyin başladığı değil, eskisinin bittiği an. ‘Artık annesin’ cümlesi çoğunlukla bir tebrik gibi söylenir, oysa içinde sessiz bir silme emri taşır. Artık. Öncesi paranteze alınır.

Ama kimse şunu sormaz; Peki ya sonra?

Käthe Kollwitz, oğlunu Birinci Dünya Savaşı'nda kaybetti. Peter'ın ölümünün ardından on sekiz yıl boyunca tek bir anıt için çalıştı. Taşı yonttu, bıraktı. Yeniden başladı. Hiçbir şekil oğlunu yeterince tutamıyordu içinde. Sonunda tamamlanan dizleri üzerinde çökmüş, kollarını kavuşturmuş bir anne heykeli Belçika'daki Alman Askeri Mezarlığı'na yerleştirildi. Kollwitz anne olmayı bir anda yaşadı. Anne kalmayı ise on sekiz yıl, taş tozu soluya soluya öğrendi.

Frida Kahlo'ya soru başka biçimde geldi. Hiç anne olamadı. Üç düşük, her biri tuvale döküldü; ‘Henry Ford Hastanesi’nde yatak üzerinde yüzen bir bebek, ‘Benim Doğumum’da acıyla açılan bir beden. Kahlo anneliği yokluk olarak taşıdı. Sahip olamadığı şey onu tanımladı.

Mary Cassatt ise tam ortada duruyor, en gizemli yerde. Hiç doğurmadı. Ama bütün hayatı boyunca emziren, tutan, izleyen anneleri resmetti. Tabloları o kadar içeriden, o kadar nefes tutulmuş ki izleyici onlara bir çocuğun gözünden baktığını fark etmez başlangıçta. Sonra anlaşılır; Cassatt anneyi dışarıdan değil, annenin içinden resmettiğini. Anne olmadan anneliği bu denli derinden taşımak mümkünse o zaman kimlik ve rol ayrımı çöküyor, yerine başka bir şey geliyor. Belki de sadece ‘hissetmek’.

Türk sanatında annelik daima kutsal bir zemine otururdu. Şiirlere, türkülere, duvar yazılarına işlendi; ‘Cennet annelerin ayakları altındadır.’ cümlesi bir sevgi ifadesinin çok ötesine geçti, neredeyse görünmez bir anayasa maddesi gibi yaşandı. Fahrelnissa Zeid büyük, coşkulu tuvaller yaptı. Hayatının tüm ağırlığı işlerine sinmişti, ama anneliği hiç doğrudan adıyla çağırmadı. Kız kardeşi Aliye Berger kendini gravüre adadı, evlenmedi, doğurmadı; anneliği yaşamadan kadınlığın kırılganlığını çalışmalarına taşıdı. Halide Edib iki oğlu varken cephede dolaştı, annenin sesini savaşın ortasına taşıdı.

Üçü de anneliğin kutsallığını ne reddetti ne de olduğu gibi teslim aldı. Onu kendi ellerinde bazen sessizce, bazen direnerek, bazen taşıyarak yeniden şekillendirdi. Belki de anneliğin en derin hali budur zaten; verilen kalıbı kabul etmemek, ama büsbütün bırakmamak da. İkisi arasında, kendi ağırlığınla durmak.

Anne olmak bir kapıdan geçmektir. Anne kalmak ise o kapıyı ne yana geçilirse geçilsin bir daha kapatmamaktır.

Kollwitz'in heykeli hâlâ orada duruyor. Taştan, yorgun, kolları kavuşuk. Taş bile olsa; hâlâ anne.

Anneler Gününüz kutlu olsun. Doğuranların, doğuramayıp yine de taşıyanların, hiç doğurmadan seven ve koruyanların. Kısacası içinde annelik hisseden herkesin.

 

Bu yazı toplam 856 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim