Bugün 14 Şubat 2026 Cumartesi
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7075.06
    %0
  • Dolar
    43.7242
    %0
  • Euro
    51.9199
    %0
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ANTALYA EDEBİYAT DOSTLARI GRUBU DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ'NDE BULUŞTU
14 Şubat 2026 Cumartesi 21:16

ANTALYA EDEBİYAT DOSTLARI GRUBU DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ'NDE BULUŞTU

Antalya Edebiyat Dostları Grubu tarafından Dünya Öykü Günü kapsamında düzenlenen söyleşide, öykü türünün tarihsel gelişimi, günümüzde geçirdiği dönüşüm ve okur-yazar ilişkisi ele alındı.

Öykü Türü ve Dönüşümü Dünya Edebiyat Günü'nde Tartışıldı

Dünya Öykü Günü etkinliğine katılan Grup üyeleri, öykünün edebiyat içindeki yeri, olay ve durum öyküsü ayrımı ile günümüzde öne çıkan “küçürek öykü” eğilimi üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Moderatör Yalçın Duman, öykünün insan hayatının kısa ama yoğun bir kesitini yansıtan en kapsayıcı anlatı türlerinden biri olduğu vurguladı. Romanın hayatın bütününü, anının ise bireysel yaşam kesitlerini anlattığını belirterek bu üç türün edebiyatta “anlatı” ya da eski adıyla “tahkiye” türleri olarak tanımlandığını ifade etti.

Antalya Edebiyat Dostları Grubu üyeleri, Prof Dr Fuat Bozkurt ve Doç Dr Bekir Direkci'nin öykü ile ilgili düşüncelerini ifade etmelerinin ardından, konu hakkındaki düşüncelerini ortaya koyarak doyumsuz bir Dünya Öykü Günü etkinliğine imza attılar..

Maupassant ve Çehov: İki Büyük Öykü Geleneği

Konuşmalarda, öykü türüne damga vuran iki büyük isim öne çıktı. Fransız yazar Guy de Maupassant’ın klasik olay öyküsünün kurucusu olduğu belirtilirken, giriş–gelişme–sonuç yapısına dayalı, merak unsurunu merkeze alan bu anlatı tarzının Türk edebiyatında da uzun yıllar etkili olduğu ifade edildi.

Rus edebiyatının büyük ustası Anton Çehov ise “durum öyküsü” anlayışıyla öyküye yeni bir yön kazandıran isim olarak değerlendirildi. Çehov’un öykülerinde belirgin bir olaydan çok, bir anın, bir ruh hâlinin ve insanın iç dünyasının anlatıldığı vurgulandı.

Nabokov’un Çehov Okumaları

Amerikalı yazar ve edebiyat profesörü Vladimir Nabokov’un Edebiyat Dersleri kitabında Anton Çehov’a geniş yer ayırdığı hatırlatıldı. Nabokov’un özellikle Çukurda ve Köpekli Kadın adlı öyküler üzerinde ayrıntılı çözümlemeler yaptığı, Köpekli Kadın öyküsünü dünya edebiyatının önemli yapıtları arasında gördüğü aktarıldı.

Ancak konuşmacılar, Çehov tarzı öykülerin her okurda aynı etkiyi yaratmadığını, bazı okurların olay örgüsü ve gerilim barındıran öyküleri daha yakın bulduğunu da dile getirdi.

Türk Edebiyatında Öykü Geleneği

Söyleşide Türk edebiyatına da geniş yer ayrıldı. Ömer Seyfettin’in Türk hikâyeciliğinin yapı taşlarından biri olduğu, olay öyküsü geleneğinin en güçlü temsilcileri arasında yer aldığı belirtildi. Sabahattin Ali’nin ise hem olay hem insan psikolojisini derinlikli biçimde ele alan hikâyeleriyle öne çıktığı vurgulandı.

Sait Faik Abasıyanık’ın Çehov’la sıkça anılmasına rağmen, öykülerinde gerilim ve canlılık unsurlarını barındırdığı, bu yönüyle Çehov’dan ayrıldığı ifade edildi. Günümüz öykücülüğünde ise Mustafa Kutlu’nun sade ve minimal anlatımıyla çağın ruhuna uygun bir çizgi izlediği dile getirildi.

Küçürek Öykü Tartışması

Toplantıda, son yıllarda edebiyat çevrelerinde sıkça konuşulan “küçürek öykü” türü de gündeme geldi. Çok kısa, yoğun ve minimal anlatımlara dayanan bu türün, günümüz insanının zaman kısıtı ve artan okuma seçenekleriyle bağlantılı olarak ortaya çıktığı belirtildi.

Bu alanda Türkiye’de önemli çalışmaları bulunan isimlerden biri olarak Tarık Günersel anıldı. Günersel’in, çağımızda metnin özlü ve yoğun olması gerektiğine dair görüşleri paylaşıldı.

Okuyucu Tercihi Belirleyici

Katılımcılar, öyküde olay mı yoksa durum mu sorusundan ziyade, metnin sahiciliği ve tematik gücünün belirleyici olduğunu ifade etti. Bazı konuşmacılar, her iki anlatı biçimini birlikte barındıran öykülerin daha kalıcı olabildiğini vurguladı.

Öyküde Tema mı Teknik mi? Edebiyat Kampında Kuşaklararası Tartışma

Düzenlenen söyleşide, öykü türünün günümüzde geçirdiği dönüşüm, bu kez tema–teknik ekseninde ele alındı. Katılımcılar, hızlanan yaşam temposunun edebiyata etkisi, kısa ve yoğun anlatıların yükselişi ile kuşaklar arasındaki algı farkını değerlendirdi.

Konuşmacılar, öyküde tematik derinliğin teknik ayrıntılardan daha belirleyici hâle geldiğini vurguladı. Teknik tartışmaların daha çok işin ustalarını ilgilendirdiği, okur açısından ise temanın ve duygunun öne çıktığı ifade edildi.

Mark Twain’den Türk Öyküsüne İroni

Söyleşide Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden Mark Twain’e de değinildi. Twain’in ironik anlatımının Türk edebiyatındaki karşılığının çoğu zaman Memduh Şevket Esendal ile kurulduğu belirtilerek, Esendal’ın bu yönüyle çok güçlü bir öykücü olduğu ifade edildi.

Hızlanan Hayat, Kısalan Metinler

Konuşmalarda, günümüz yaşam biçiminin edebiyat üzerindeki etkisine dikkat çekildi. Kırsal yaşamın yerini hızla kent hayatına bırakması, tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve dijital medyanın etkisiyle algı süresinin kısaldığı vurgulandı.

“Artık 10–20 saniyelik videoları bile geçiyoruz” diyen katılımcılar, bu durumun öyküyü de dönüştürdüğünü, kısa, yoğun ve estetik metinlerin öne çıktığını belirtti. Ancak ileri yaştaki kuşakların bu yeni ritme ne ölçüde uyum sağlayabileceğinin ayrı bir tartışma konusu olduğu ifade edildi.

Okuma Kültürü ve Yazarlığa Başlama Cesareti

Söyleşide söz alan öykü yazarı Kamile Yılmaz, yazın hayatına yönelmesinde Fakir Baykurt’un teşvik edici rol oynadığını anlattı. Çocukluk yıllarında evlerinde radyo dahi olmadığını, ancak köylerinde güçlü bir kütüphane bulunduğunu belirten Yılmaz, klasikleri erken yaşta okumanın yazmaya cesaret verdiğini söyledi.

Eğitimci kimliğiyle çocuk kitaplarına yönelme sürecini de anlatan Yılmaz, beş çocuk kitabının ardından roman ve öykü yazdığını ifade etti. Kısa öyküye ilişkin Fakir Baykurt’un “kibrit gibi” benzetmesini hatırlatarak, kısa öykünün yazım sürecinin aslında uzun ve zahmetli olduğuna dikkat çekti.

“Öykü Zamanın Tanığıdır”

Etkinlikte söz alan Yavuz Ali Sakarya, kendisini öykücü ya da romancıdan çok değerlendirme yazarı olarak tanımladı ve bu alanda Asım Bezirci’yi örnek aldığını söyledi. Öykü yazmayı denediğini ancak esas olarak eleştirel okumaya yakın durduğunu ifade etti.

Yunus Emre ile Mevlânâ arasında anlatılan bir menkıbeyi hatırlatan konuşmacı, anlatının özlü olmasının önemine vurgu yaptı. Yunus Emre’nin birkaç dizeyle derin anlamlar kurabilmesini örnek göstererek, günümüzde öykünün roman karşısında daha kısa ve yoğun bir anlatı alanı hâline geldiğini dile getirdi.

“Hepimiz Gogol’ün Paltosundan Çıktık” Sözü Üzerinden Öykünün Kökeni Tartışıldı

Dünya Öykü Günü nedniyle düzenlenen söyleşide, öykü türünün kökeni, eleştiri geleneği ve kısa öykünün günümüzdeki yükselişi ele alındı. Katılımcılar, 19. yüzyıl Rus edebiyatından günümüz Türk öykücülüğüne uzanan çizgide önemli göndermelerde bulundu.

Söyleşide, Rus edebiyatının büyük romancısı Fyodor Dostoyevski’nin “Hepimiz Nikolay Gogol’ün paltosundan çıktık” sözünün önemine dikkat çekildi. Gogol’ün Palto adlı öyküsünün yalnızca Rus edebiyatı için değil, dünya öykücülüğü açısından da kurucu bir metin olduğu vurgulandı. Dostoyevski’nin bu sözle, 19. yüzyıl Rus yazarlarının ortak kaynağına işaret ettiği ifade edildi.

Antalya Öykü Günleri’nin Belleği ve Arşiv Sorunu

Programda söz alan şair Yunus Yaşar, 1990’lı yılların sonu ile 2000’li yılların başında ANSAN tarafından düzenlenen Antalya Şiir Günleri ve Antalya Öykü Günleri’ne değindi. Bu etkinliklerin yıllar boyunca çok sayıda yazarı Antalya’da buluşturduğunu belirten Yaşar, kalıcı bir kurumsal arşiv oluşturulmadığını söyledi.

Yaşar, bu eksikliği bireysel çabalarıyla gidermeye çalıştığını ifade ederek, onur konuğu olarak ağırlanan Leyla Erbil, İnci Aral, Demir Özlü ve Necati Güngör gibi isimlerin yanı sıra, etkinliklerde konuşmacı olarak yer alan birçok yazarın kayıtlarını kitaplaştırdığını dile getirdi.

Kısa Öykü ve Devrimci Dil

Söyleşide kısa öykü ve küçürek öykü türü de ayrıntılı biçimde ele alındı. Kısa öykünün sürprizli, zamansız ve yoğun bir anlatım gerektirdiği; derinlikten yoksun olduğu yönündeki eleştirilerin doğru olmadığı savunuldu. Katılımcılar, “Kısa bir öykü iki kez iyidir” ifadesiyle bu türün anlatı gücüne vurgu yaptı.

Öykücülüğün kurucu isimlerinden Anton Çehov’un “Duvarda bir silah varsa, oyun sonunda patlamalıdır” sözünün, öyküde gereksiz ayrıntıdan kaçınmanın temel ilkelerinden biri olduğu hatırlatıldı.

Kısa Öykü Geleceğin Dili mi?

Kısa öykü üzerine çalışmalarıyla tanınan Aydın Şimşek’in görüşleri de paylaşıldı. Şimşek’in, kısa öykünün çok katmanlı anlam yapısı sayesinde okura açık bir alan sunduğu ve bu yönüyle “geleceğin öykü dili” olacağı yönündeki değerlendirmesi aktarıldı.

Şimşek’in farklı kentlerde düzenlediği öykü atölyelerinde, özellikle yazmaya yeni başlayanlara kısa öykü üzerinden çalışmalar yaptırdığı, bu deneyimlerin dergi ve yayınlarla kalıcı hâle getirildiği belirtildi.

Söyleşide, kısa öykünün yalnızca biçimsel bir tercih değil, çağın hızına ve algısına yanıt veren deneysel ve devrimci bir anlatı alanı olduğu değerlendirmesi yapıldı.

Öykünün Serüveni Sümerlerden Cumhuriyet’e Uzanan Bir Çizgide Ele Alındı

Düzenlenen edebiyat söyleşisinde, öykü türünün tarihsel gelişimi Sümerlerden başlayarak Türk ve Batı edebiyatı üzerinden ele alındı. Konuşmacılarda Muharrem Yellice, öykünün insanlık tarihindeki en eski anlatı biçimlerinden biri olduğunu vurguladı.

Söyleşide, ilk öykü örneklerinin Sümerler dönemine uzandığı belirtilerek, tabletler aracılığıyla günümüze ulaşan Gılgamış Destanı’nın bir olay anlatısı olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Destanda yer alan despot yönetici figürü ve halkın kolektif itirazının, erken dönem hikâye kurgusunun temel unsurlarını barındırdığı dile getirildi.

Destanlardan Milletleşmeye

Konuşmacılar, destanların milletleşme sürecinde ortaya çıktığını belirterek, her dili ve kültürü oluşmuş milletin kendine özgü destanlara sahip olduğunu söylediler. Destanların masalla karıştırılmaması gerektiği vurgulanırken, destanların tarihsel gerçekliğe daha yakın ve kolektif hafızayı yansıtan metinler olduğu ifade edildi.

Türklerin dünya üzerinde en fazla destana sahip milletlerden biri olduğu belirtilirken, bu destanların yeterince işlenmediği ve çağdaş anlatı türlerine dönüştürülemediği görüşü paylaşıldı. Destanlardan roman, öykü ve tiyatro metinleri üretilebileceği, ancak bu alanda eksiklik bulunduğu ifade edildi.

Uygur dönemine ait destanlı metinlere ve özellikle Sekiz Yükmek adlı eserin önemine değinilerek, bu metnin erken dönem anlatı geleneği açısından dikkat çekici olduğu aktarıldı.

Batı’da Öykü ve Romanın Doğuşu

Destan ve masaldan ayrılan ilk modern öykü anlayışının 14. yüzyılda İtalya’da ortaya çıktığı ifade edildi. Decameron’un, zaman, mekân ve karakter kurgusuyla modern hikâyenin temelini attığı belirtildi.

Batı edebiyatında roman türünün gelişiminde Dante Alighieri’nin İlahi Komedya adlı eserinin dönüm noktası olduğu, daha sonraki yüzyıllarda Victor Hugo ve Stendhal gibi yazarların bu geleneği ileri taşıdığı kaydedildi.

Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türk Öyküsü

Batı’daki bu gelişmelerin Türk edebiyatına Tanzimat döneminde yansıdığı belirtilerek, Ahmet Mithat Efendi ve Sami Paşazade Sezai’nin, derinlikten ziyade okuma alışkanlığı kazandıran metinler ürettiği ifade edildi.

Cumhuriyet dönemi öykücülüğünde Ömer Seyfettin’in yalın diliyle öne çıktığı, ancak psikolojik derinlik açısından Sait Faik Abasıyanık’ın Türk öyküsünde ayrı bir yere sahip olduğu vurgulandı. Sait Faik’in insanı merkeze alan anlatımı ve merhamet duygusunu öne çıkaran yaklaşımının, eğitim müfredatında yeterince işlenmediği görüşü paylaşıldı.

İnsan Olma Hali Öykünün Merkezinde

Söyleşide, Stefan Zweig’ın öykülerine de değinildi. Zweig’ın, özellikle bazı metinlerinde insanın vicdanı, merhameti ve dönüşümünü merkeze alan güçlü bir anlatı kurduğu ifade edildi.

Konuşmacılar, öykünün temelinde “acıma, insanlaşma ve başkasının dünyasına geçebilme” duygusunun yer aldığını belirterek, kısa ve yoğun anlatının bu duyguları daha etkili biçimde aktarabildiğini söylediler.

Programın sonunda öykü yazarı İlyas Ali Daştan, Hayata Can Suyu adlı öykü kitabını katılımcılara hediye ederek, öykünün değerini bir kez daha vurgulamak istediğini belirtti.

Program, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

whatsapp-image-2026-02-14-at-15-05-11.jpeg

whatsapp-image-2026-02-14-at-15-04-08.jpeg

whatsapp-image-2026-02-14-at-15-04-50.jpeg

whatsapp-image-2026-02-14-at-15-06-06.jpeg

 

 

 

Kaynak: HABER: GÜRSEL KAYA
Bu haber toplam 204 defa okunmuştur
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim