Bugün 08 Ağustos 2026 Cumartesi
  • Antalya32 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6659.71
    %0
  • Dolar
    47.6791
    %0
  • Euro
    55.1258
    %0

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

MUHALEFETSİZ TÜRKİYE Mİ?

08 Ağustos 2026 Cumartesi 17:03

 Neredeyse sekiz – on senedir, Türkiye’nin muhalefetsiz bir sandık demokrasisine doğru yol aldığını düşünüyorum ve bu hususta yazdığım yazılar da herhalde arşivde duruyordur. Ben bu tezimi her dile getirişimde, Faceboktan Erdal isimli bir arkadaşım, (kendisiyle hiç karşılaşmadım, ama Milli Görüş çizgisinden olduğunu tahmin ediyorum) bana şu şekilde itiraz ederdi; “üstad, Türkiye 2002 yılından beri muhalefetsiz, yeni değil bu durum!” Ne yalan söyleyeyim, içimden, “o kadar da değil” der, itiraz ederdim.

Dilerseniz hatırlama – hatırlatma babında kısa bir özet yapalım ve kim haklı çıkmış birlikte görelim.

2002 Kasım seçimlerinde Ak Parti tek başına iktidara geldi. Ancak lideri R. Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı ve milletvekili, dolayısıyla başbakan, olamamıştı. Hükümet “şimdilik” Abdullah Gül tarafından kuruldu. Tam da bu günlerde ABD’nin Güneydoğuya asker konuşlandırması talebi gündeme geldi. Açıkçası ABD hükümeti de, yeni kurulan Ak Parti iktidarı da, bu talebin reddedileceğine hiç ihtimal vermiyorlardı. Ama bu tezkere 1 Mart 2003 günü TBMM Genel Kuruluna geldi ve reddedildi! Sonrasında ABD hükümeti bu karardan büyük ders çıkartacak ve Türkiyedeki parlamenter sistemin “riskli” olduğuna o günlerde kanaat getirecekti, ama 1 Mart tezkeresi siyasi muhalefetin başarısı olarak tarihe geçti. CHP’nin ilk ve son başarısı da bu olacaktı zaten.

2007 seçimlerinden Ak Parti çok güçlü çıktı. Ve milletten aldığı bu büyük desteğin de etkisiyle, Ergenekon-Balyoz operasyonları başlatıldı. Bu süreçte Gülen Cemaatine bağlı devlet kadroları da, bilhassa yargı ve güvenlik bürokrasisinde etkin hale getirildiler. Süreç o denli baş döndürücü bir şekilde ilerliyordu ki, muhalefet partisi olarak CHP bu gelişmeler karşısında hiçbir varlık gösteremiyor, sadece seyrediyordu. İş o noktaya vardı ki, Genelkurmay Başkanı bile cezaevine gönderildi. Gerçekten akıl dışı günler yaşanıyordu ve bütün ülke bu olan biteni sanki bir dizi film izler gibi seyrediyordu. Ta ki tutuklanma sırası MİT müsteşarı Hakan Fidan’a ve belki de Başbakan Erdoğan’a gelinceye kadar!

2012 ilkbaharından itibaren Gülen Cemaati ile Ak Parti arasında savaş kızışmaya başlamıştı. 2013’ün 17 Aralık günü kelimenin tam anlamıyla “çanak-çömlek patladı”. Tam bir hafta boyunca televizyonlar Ak Parti hükümetindeki etkili ve yetkili bakanların yolsuzluk iddialarını ve görüntülerini yayımlayıp yorumladılar. Dikkat edilecek olursa bu süreçte muhalefet partileri yine seyirci konumunda. Muhalif parti olarak olarak MHP ve CHP vardı sahnede. Ve bilhassa CHP kanadı ve muhalif medya, cemaat çevrelerinden uçurulan haberleri paylaşmakla meşguldüler. “Hükümet istifa edecek, Erdoğan kaçacak” türünden Gülen Cemaati kaynaklı dedikoduları pek ciddiye aldıklarını hatırlıyorum.

2014 yılına bu siyasi iklimde girildi. İktidar bloku olarak Ak Parti hükümeti çok yorgun ve bitkindi. İşin gerçeği şuydu ki, Fethullahçılarla tutuştukları kavgada çok fazla kan kaybetmiş görünüyorlardı. Elbette iktidarın bu yorgun görüntüsünün altında Gezi Olaylarının ve gösterilerinin de büyük katkısı vardı. Oysa CHP cenahında moraller yüksekti. Birkaç yıldır partinin başında taze kan olarak “Gandi” lakaplı K. Kılıçdaroğlu vardı ve partiye epeyce de hakim olmuş görünüyordu. Ama bu siyasi iklime rağmen CHP Mart 2014 yerel seçimlerinde ciddi bir varlık gösteremedi ve Ak Parti büyük moral topladı.

Ama asıl büyük sürpriz birkaç ay sonra yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanacaktı. Seçime iki ay kala, bir sabah, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin İhsanoğlu adında bir profösörün cumhurbaşkanı adayları olduğunu açıklayıverdi! Kimseler inanamadı ilk önce. Çünkü bu ismi Türkiye’de bilen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Sonrada bu şahsın babasının Cumhuriyet’in kuruluşuna ve kurucularına tepki olarak Mısır’a gönüllü sürgüne gittiği ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da orada doğup büyüdüğü öğrenildi. Bütün muhalif seçmen kitleleri şoktaydı. Ve fakat Kılıçdaroğlu ekranlara çıktı ve, “tıpış tıpış gidip oyunuzu vereceksiniz” dedi. Oylar verildi elbette, ama sonuç değişmedi, Fetullah Gülen Cemaatiyle kavga etmekten yorgun düşmüş T. Erdoğan, o zor zamanlarda bu badireyi de böylece atlatmış oldu.

Hızlıca geçiyorum ve 2023 seçimlerine geliyorum. Büyük bir pandemi yaşanmış, ekonomi gerilemiş, ekonomi yönetilemiyor, sabit gelirliler isyanda, kur korumalı faiz uygulaması felaket, seçimlere üç ay kala Maraş depremi olmuş ve koskoca şehirler gömülüp gitmiş. Buna karşılık muhalefet cenahı toparlanmış görünüyor, Altılı Masa kurulmuş, düzenli toplanıyor, çalışıyor falan. Ama tek sorun var, Cumhurbaşkanı adayının kimin olacağı belli değil henüz! Bütün ciddi anketler ve toplum kesimleri, Mansur Yavaş ya da İmamoğlu’nun aday olmaları halinde seçimin kesinlikle kazanılacağını söylüyor, başka da kazanacak bir isim yok ortada. Ve CHP, bu seçimde zor olanı başarıyor ve kazanma ihtimali çok daha düşük olan Kılıçdaroğlu’nu aday olarak ilan ediyor!

Filmin gerisini anlatmama gerek yok, zaten içindeyiz ve yaşıyoruz. Bu ülkede son üç senede neler yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacaksa, 2023 seçim sonuçlarının eseridir. Bundan zerre kadar kuşku duymuyorum.

Şimdi gelelim muhalefetsiz Türkiye meselesine. Bu günden geçen çeyrek yüzyıla dönüp baktığımda, yazının başında da söylediğim gibi, Türkiye gerçek anlamda muhalefetin olmadığı, sadece “mış gibi” görüldüğü bir ülke imiş. Bu hususta bir hayli şaşkın ve üzgünüm. Umarım ve dilerim ki Yeni Parti adlı bu yeni parti hakiki bir muhalefet vizyonu ortaya koyabilir. Yoksa bir çeyrek asır daha muhalefetin olmadığı bir ülke olarak yazılıp geçilecek.

Bu yazı toplam 180 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim