Bugün 11 Ocak 2026 Pazar
  • Antalya7 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6121.517
    %0.00
  • Dolar
    43.0386
    %0.00
  • Euro
    50.336
    %0.00

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

AYDINLARIN POLİTİKA TUTKUSU

10 Ocak 2026 Cumartesi 12:11

 

Bizim tarihimizde Batıdaki şekliyle bir sınıfsal yapı olmadığı için, 19. yüzyıldan itibaren başlayan modernleşme mücadelemizde başı hep münevverler, yani aydınlar çekmişlerdir. Bir anlamda, Batı’da işçi sınıfının oynadığı rolü, bizde aydınlarımız oynamaya kalkmışlardır. Aydınlarımız arasında gelişen bu eğilim halen de devam eder gider. Ve tarihin biçtiği bu rol sebebiyledir ki, aydınlarımız, hiçbir zaman kelimenin gerçek anlamıyla aydın olamamışlar, bir tarafıyla hep “politikacı” olarak bir siyasi anlayışın parçası olmuşlardır. Oysa aydın, yani münevver, yeni ve özgün fikirler peşinde koşan, yeni kavramlar üretmeye ve geliştirmeye çalışan bir canlı türüdür, böyle olmalıdır. Amma ve lakin, tam da büyük Tanpınar’ın çok yakıcı bir şekilde ifade ettiği gibi, “Türkiye, evlatlarının, kendisinden başka bir şeyle meşgul olmasına müsaade etmiyor”.

Sadece Türkiye aydını değil, Batı aydını da 20. yüzyılın başlarından itibaren bu politika denen kuyuya düşmekten kurtulamaz. Bilhassa o meşhur Dreyfus Davası’ndan başlayarak Batılı aydınlar, entelektüeller, yazarlar, çizerler, hızla politize olmaya başladılar. Bu zamanlarda aydınların içine sürüklendiği bu felaket tablosuna ilk itiraz edenlerden birisi Fransa’da Charles Pefuy oldu. Bilimsel arayışın yerini yeni bir din olarak siyasetin aldığını söylüyordu. Üslubu gerçekten de çok sert ve acımasızdı: “Besbelli, politikanın dizginlerini elinde bulundurmak zevkli bir iş, yalnız, gerçek fikir adamlarının tanımadığı ve tadamayacağı bir zevk bu. Delil mi istersiniz? Bakın her yerde olduğu gibi, kendi çevremizde de entelektüel topluluklar nasıl kolayca birer birer siyasi topluluk haline geliveriyor… Sanıyorduk ki entelektüeller, su katılmamış entelektüeldirler; tek kaygıları vardı, düşünce. Oysa ne görüyoruz, içlerinden politikacı imişler. Yolunu şaşırmış, düşüncenin gerçek dünyasından habersiz birer politikacı. Hiçbiri p’sini bilmez politika ilminin, ama hepsi de anadan doğma politikacıdır”. Yani Peguy’e göre entelektüeller asli görevlerine ihanet etmişler, politikaya bulaşmışlardır.

Bu hususta Peguy yalnız değildir, onu, “Aydınların İhaneti” adlı kitabıyla bir başka Fransız düşünür Jülien Benda takip eder. Kitap 1928’de yazılır ve gerçekten de epeyce gürültü kopartır. Çünkü Peguy gibi Benda da, entelektüellerin gerçek dünyalarından, zekanın dünyasından, uzaklaştığını haykırmaktadırlar. 20. Yüzyılın düşünce dünyasına baktığımızda, bu iki düşünce adamının haklı çıkmadığını söylemek epeyce zor görünüyor.

Ülkemize gelince. Başta da söylemiştim, bizde toplum yapısı sınıflar üzerinden var olmadığı için, sınırları belirgin ne bir burjuva sınıfından söz edebiliriz, ne bir feodaliteden, ne de işçi sınıfından. Dolayısıyla, bizde aydın, entelektüel bir dünya örmek, düşüncenin, kavramların peşinde koşmak gibi ulvi meselelere kapılmamıştır ve daima devleti ve toplumu modernize etme amacıyla kalem oynatmıştır. İster Tanzimat aydınına bakın, İster Meşrutiyet ve isterseniz de Cumhuriyet aydınına bakın, bu kural hiç değişmez.  Geçen iki asırda yazılan edebi veya bilimsel kitabın neredeyse tamamı politik/ideolojik mesajlar vermekle meşguldür. Oysa adına “düşünce” dediğimiz kavram, her türlü ideolojinin üstünde ve dışındadır. Çünkü düşünce, sadece özgür olabildiği zaman düşünce’dir ve hiçbir politik/sınıfsal ideoloji, düşüncenin özgürce yolculuk yapmasına tahammül edemez, onun sadece kendisine hizmet etmesini bekler.

Bizde aydın taifesi, “düşünce” denilen parlak yıldızın ardında yürüyen bir canlı türü değil, ülkesinin mutluluğu için çaba sarf eden, bedel ödeyen bir aktivisttir. Bu nedenle muhakkak bir ideolojiye bağlanacaktır ve bu ideolojinin hem bilime, hem düşünceye, hem de insanlığa hizmet ettiğine önce kendisini, sonra da toplumu inandırmaya çalışacaktır. Ve bu yaklaşım onu, çok doğal olarak, giderek bir politikacıya dönüştürecektir.

Oysa politikacı, taa Makyevelli’den beri, “kirli” bir canlı türüdür ve aydınlarımız da, maalesef, politikacılık hastalığına tutularak, hem kendilerini kirletmişler, hem de bu topraklarda özgür ve özgün düşünce arayışının kolunu kanadını kırmışlardır.

Türkiye bugün her yönüyle bir “çöle” dönüşmüş ise, bu çölün vücut bulmasında politikacılarımız kadar  aydınlarımızın da payı vardır, hepsi bu kadar.  

Bu yazı toplam 471 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim