Bugün 10 Mayıs 2026 Pazar
  • Antalya24 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6875.66
    %0
  • Dolar
    45.297
    %0
  • Euro
    53.4767
    %0

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

BADEM AĞACI HER ÇİÇEKLENDİĞİNDE YÜREĞİMİ UZATIYORUM

10 Mayıs 2026 Pazar 10:59

      Ne kadar kabullenmek istemesem de, aklımda fikrimde geleceğe dair onunla gerçekleştirmeyi arzuladığım hayallerim olsa da, gördüğüm, gözlerinde yanan ışığın yavaş yavaş solduğu, söndüğü gerçeğiydi. Bazen böyle olur işte, gözüne düşen görüntü fikrindeki görüntüyle birebir örtüşmez hatta bazen ikisi birbirinin zıddıdır. Yüreğin kabul etmez; beynine mesaj gönderen bir tek duyu organların değil ki! Yüreğin ve beynin hiç bitmeyen ömürlük savaşı vardır birinin yenip diğerinin yenildiği, yenilenin rövanşını aldığı. Adımları küçük ve yavaş, bende bir telaş var oysa. Üç boyutlu serginin içinde biraz daha gerçeğine varabileceğim için, o sevdiğimiz ressamın. Yavaşlıyorum, yoldaşım, sevdiğim, sırdaşım, derttaşımınkilere uyduruyorum adımlarımı. Ana kapıya yürüyoruz. O da heyecanlı biliyorum. Öğrenerek öğreterek, severek sevilerek, bölüşerek paylaşarak yürüdüğümüz bu yolun bitmesini hiç istemeyen yüreklerimiz başı sonu olmayan bir uyum, bir senkronizasyon içinde atıyor.
Koridordan geçip salona girdiğimizde günebakanlar sarıyor her tarafımızı, günebakanlar yıkıyor saçlarımızı, giysilerimizi, her yanımızdan günebakanlar akıyor. Van Gogh’ un ayçiçeği tarlasındayız, baştan aşağı, tepeden tırnağa ayçiçeğiyiz. Duvarda resimler akmaya başlıyor. Nefesimi tutuyorum, o da… Biliyorum.

     O ‘’Bir gün, diyor, çiçek açan badem ağaçlarının resmini yapmak istiyorum.'' İkimiz de biliyoruz geri alamayacağımız zaman beraberinde şövalesini, tuvalini, fırçalarını ve boyalarını atölyeye götürme gücünü, enerjisini almış gitmiş ama birbirimize bunu hiç belli etmiyoruz. Konuşurken sesi titriyor. Bunu çok istediğini biliyorum. ''Bahçedeki badem ağacının resmini yaparsın, diyorum, bu ilkbahar çiçek açtığında.'' İkimiz de biliyoruz belki bunu gerçekleştiremeyebileceğini ama ikimiz de belki gerçekleşebilir diye umut ediyoruz. Tam beş yıl geçti, endotarakeal tüp nedeniyle konuşamadığı için elimi tutup daha sonra yüreğinin üstüne koyduğu o günden beri. Sözcükler olmadan yürekçe vedalaştık. 

     Aslında ben hiç vedalaşmadığımı düşünüyorum. Her ilkbaharda bahçedeki badem ağacı çiçek açıyor. İlk defa geçen sene tek tük badem verdi. Derin bir sessizliğin eşlik ettiği seremoniye benzer, zamanı durduracak bir yavaşlıkta topladık yemişleri. Bu senede bademler var üstünde. Badem çiçeklerinin resmini yapamadı ama resimleri evin her duvarında. Belki de badem ağacının dallarında ilk tomurcuk belirdiğinde her yıl ziyaret ediyordur. Benim gözlerimse hep badem ve kiraz ağacının üstünde, yüreğimi görünmeyene uzatıyorum…

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - 

Sen gibiyim,
sabahları saat kaç olursa olsun güneşin ilk ışıkları süzülüverdiğinde perdenin boş bulduğu bir köşesinden, dikiliyorum ayağa.
Sen gibiyim,
müziksiz duramıyorum, radyoya sabitlediğim kanaldaki şarkılar, tüm ağırlığıyla eve çökmüş o sessizliği siliversin odalardan istiyorum.
Sen gibiyim, 
sesim bir kazınkini andırır, kulakları hasta edecek bir tınıda olduğundan hiçbir şarkıyı terennüm etmek istemiyorum. Dinlemeyi seviyorum bazen Andre Rieu'yu bazen Yaşar Özel'i.
Sen gibiyim,
aklımdaki kızarmış ekmek kokusu geldiğinde burnuma, 'senin usul' tavada kızartıyorum ekmeği.
Sen gibiyim,
balkondaki sardunya açtığında düşünmeksizin kokmayacağını, burnumu yaklaştırıyorum taç yapraklarına. Biliyorum sardunyalar da kokar.
Sen gibiyim,
mevsimin ilk karı yağdığında kartopu oynamaya çıkaracağım kimse olmadığından son yıllarda, gözlerimi iliştiriyorum çocukların o 'ilk kar' neşesine.
Sen gibiyim,
ilkbaharın gelişini dört gözle bekleyen yüreğim, bahçedeki ağacın dalında ilk tomurcuğu gördüğünde  göğüs kafesime sığmıyor, hemen cep telefonuna sarılıyorum, aslında 'o ânı'  lavanta kokulu bir çekmecede saklayasım var oğluma anı olarak kalsın diye.
Sen gibiyim,
sözlüklerim yanımda, bilmediklerime bakıp öğreniyorum, sonra okuyorum bilmediklerimi bildiklerim yapmak için bin bir heves, bin bir merakla, notlar alıyorum defterlere. Yazım seninki gibi tane tane değil de kargacık burgacık. Varsın olsun, tekrar okuduğumda eğleniyorum yeni sözcükler türetip en uygununu seçmeye çalışırken.
Sen gibiyim,
yokuşları çıkarken o müzmin burun tıkanıklığımdan dilim damağıma yapışıyor aldırmıyorum. Sokaklarda dolaşma özgürlüğü gibisi var mı, şimdi daha iyi anlıyorum. Hanımeli, ıhlamur, iğde ağaçlarının kokusu zihnimde tütüyor. Belki birine rastlarım diye ümit ediyor, arşınlıyorum çukur ve tümsekten yana nasibini yeterince almış yolları. Senin gibi düşme alışkanlığından orasını burasını kırmış biri olarak gözlerimi ayırmıyorum yerden çoğu zaman.
Sen gibiyim,
Gezme, görme, öğrenme tutkum dallanıp budaklanmış gönlümde, mevsim tanımıyor. Keşfedilecek o kadar yer var ki.
Sen gibiyim,
gitmeden araştırayım diye oturunca bilgisayarın başına, yanık kokusu gelince mutfaktan, koşturuveriyorum yemeğin başına. Dert etmiyorum; babam gibi yemeğin dibi tutmuşunu seviyorum. Tüm sinapslarda anılarıma ait şimşekler çakıyor.
Sen gibiyim,
gözüm yolda, kulağım kapıda, bazen pencere kenarında bazen bir koltukta antenlerimi telefonun ziline çevirip bekliyorum. Merak ettiğimden gece yarısı bile telefon edip ''bir sesini duyayım, dedim'' diyorum yoksa uyku tutmuyor. Güzel bir merak bu; hamuru sevgiden, özenden, özlemden.
Sen gibiyim,
geceleri bazen uyku esir alıveriyor beni, uyukluyakalıyorum divanda televizyonun sesi vız gelip tırıs gidiyor. Dediğin gibi yatağa gittiğimde uykum kaçıyor; orada bırakılmayı arzuluyorum.
Sen gibiyim,
alışverişe giderken bir liste yapıyorum bir şey unutmayayım diye. Bazen liste dışındakilere kayıyor gözüm, senin deyişinle 'nefsimi köreltmek' için onlardan da atıyorum sepete. Üzüldüğümde, sıkıldığımda senin gibi ikinci beynim araz çıkarıyor. Çıkarsa da çikolataya dayanamıyorum; şekerliğim çikolata dolu. Bir gün dolusu gülerdik seninle ''çıkar çikolataları salıverelim anti-stres hormonlarımızı'' dediğinde Cargill'i aklımızdan defedip.
Sen gibiyim,
Atatürk’lü bayrağım yaz kış, ilkbahar sonbahar, bayram olsun olmasın hep penceremde. Her İstiklal Marşı söylendiğinde içim titriyor ve her 10 Kasım'da hüzün ve mutluluk sarılıyor birbirlerine yüreğimde.
Sen gibiyim,
borçlu olduklarımı ve emek vermek istediklerimi unutmuyorum. Sevginin tuğlaları,harcı emekten. Biliyorum. 
Sen gibiyim,
sonbaharında olsam da hayatın yaşama sevincinin en derinine, 
merak ve öğrenme hevesinin en tutkulusuna, sevdiklerime kökler ve dallarla sıkı sıkıya tutunma isteğinin en dirençlisine, bu hayata gelişime ve beni ben yapma aracılığına teşekkürün en güçlüsüne her gün artan bir azimle bağlıyım.  
Sen gibiyim ,
annem, sen gibi...

- - - - - - - - - - - - - - - - - 

Sen başka severdin
bin çiçek açardı
acıların kök saldığı bahçelerimde,
hasretin solup düştüğü keseklerimde,
savaş sonralarımın esrik kentlerinde.
Sen başka severdin 
bin çiçek açardı,
karabasanların gün ışığı giydiği penceremde,
dünyanın yansısı gönlümden el etek çektiğinde,
şarkıların yankısı zihin labirentlerime erişmediğinde.
Sen başka severdin 
bin çiçek açardı,
yokluk yoksulluk sabahlarına ilk çiçek düştüğünde,
içimde söylenemeyeni fısıldadığın her nefesinde,
yüreğime petrikor zerreleri tek tek değdiğinde.
Ben başka sevdim!

Bahar Uysal Hamaloglu

whatsapp-image-2026-05-10-at-10-35-55.jpeg

Bu yazı toplam 122 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim