Bugün 25 Ocak 2026 Pazar
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6941.19
    %1.38
  • Dolar
    43.3551
    %0.25
  • Euro
    51.2654
    %0.74

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

BİR ANONSLA DEĞİŞEN HAYAT…

25 Ocak 2026 Pazar 20:17

 

Dokuz yaşındayken, dünya ikiye ayrıldı.
Bir tarafında tanıdık kokular, sesler, anneannenin elleri vardı; diğer tarafında ise adı Almanya olan, dili sert, havası yabancı bir ülke.

Göç, kardeşinin hastalığı yüzünden olmuştu. Umutla çıkılan bir yoldu bu. Valizlerde ilaçlar, dualar ve söylenmemiş korkular vardı. Evde herkesin kalbi aynı isimde atıyordu: Nalan.

1973 Türkiye’sinden sonra Almanya’ya düşmek, bir çocuk için baş döndürücüydü. Sokaklar suskundu, insanlar mesafeliydi, kelimeler tanıdık değildi. Ama çocuklar uyum sağlardı. İnsan, küçükken hayata daha hızlı tutunurdu. Bir yıl geçmeden Almancayı sanki hep biliyormuş gibi konuşuyordu. Yeni dil, yeni hayatın anahtarı olmuştu.

1974 yazı geldiğinde, ilk kez Türkiye’ye gidilmedi.
Aslında niyet vardı. Hasret vardı. Anneannenin sesi hâlâ kulaktaydı.

Ama baba ehliyetini henüz yeni almıştı. Uzun yol tecrübesi yoktu. Anneanne korkuyordu.
“Bu yıl gelmeyin,” demişti.
“Seneye gelsin. Arabayı iyice öğrensin, sonra gelsin.”

İlk yaz tatili geldiğinde, denilenler “Bu yıl gitmeyelim,seneye olsun.”
Tatil çok uzun gelmişti.

O yaz, Almanya’da geçirilen ilk yaz tatili oldu.
Sokaklar daha sessizdi. Evler kapalıydı. Tatil, tatil gibi değildi.
Gurbet ilk kez bu kadar belirgin hissedildi.

Ama hayat, ertelemeyi sevmezdi.

Sonbahar geldi.
Ekim ayında annesinin yüzü çöktü. Telefon sustuğunda evde bir şey kırılmıştı. Annesi, annesini kaybetmişti. Otuz üç yaşında bir kadın, altmış beş yaşında bir annenin yokluğuyla baş başa kalmıştı.

Üç çocuk birbirine emanet edildi. İstanbul’a uçuldu. Oradan otobüsle Antalya’ya. Ama ölüm beklemezdi. Defin yapılmıştı. Morg yoktu. Antalya sıcaktı. Zaman acımasızdı.

İşte Almanya’nın öğrettiği ilk büyük ders buydu:
Gurbet, yetişememekti.

O günden sonra hiçbir tatil Almanya’da geçirilmedi.
Her yaz Türkiye’ye gidildi.
Her izin, her bayram.
Sanki o bir yaz telafi edilmeye çalışıldı.
Sanki zaman geri çağrılmak istendi.

Çocuklar yine alıştı.
İnsan buna da alışıyordu.
Ama anneyle babanın içindeki hasret, hiçbir dile çevrilemedi. Ardından gelen ölüm haberleriyle büyüdüler. Alışmak, yaşamın başka bir adıydı artık.

1976 yılında bir gün, radyodan bir ses duyuldu. Türkiye’nin Sesi Radyosu yazı yarışması düzenliyordu.

Kalem kâğıda değdiği anda, o üç yıl geri geldi. Sayfalar doldu. El yazısıydı hepsi. Bilgisayar yoktu, kopya yoktu. Keşke araya bir karbon kâğıdı koysaydım diye düşündü yıllar sonra. Ama o sayfalarda sahneler vardı; trenler, sessiz evler, cenazeler, yabancı sokaklar… Hepsi capcanlıydı.

Üç hafta sonra, aynı radyo bu kez adını söyledi:

“Müjgan Akbülbül… Almanya Krefeld… Birincilik.”

Evde sevinç çığlıkları yükseldi. Gurur, gözyaşı, şaşkınlık… Para değildi mesele. Görülmekti. Duyulmaktı.

O gün yazı, onun kaderi oldu. Okul dergisinin köşesinde yer buldu. Almanya’ya sığınan yazarların kelimelerine ses oldu. Çok yazdı. En çok da canı yandığında.

Kitaplar yazabilirdi belki.
Ama insanlar öldükten sonra ünlü oluyordu ya…

Belki bu yüzden yazmayı erteledi.
Çünkü ölmek istemiyordu henüz.
Çünkü hissediyordu:
Zamanı gelince, arkasında bırakacağı çok satır vardı. ‎

whatsapp-image-2026-01-25-at-12-31-14.jpeg

Bu yazı toplam 216 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim