Bugün 21 Nisan 2026 Salı
  • Antalya12 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6965.96
    %0.27
  • Dolar
    44.8568
    %0.02
  • Euro
    53.0599
    %0.07

ALİ ALAKOÇ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ALİ ALAKOÇ / KONUK YAZAR

BİYOYAKIT: KAÇIRDIĞIMIZ FIRSATIN 90 YILLIK HİKAYESİ

21 Nisan 2026 Salı 00:10

Türkiye’de biyoyakıt fikrinin kökeni, sanıldığından çok daha eskiye, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanır. Devlet Planlama Teşkilatı uzmanlarından E. Emrah Hatunoğlu’nun “Biyoyakıt Politikalarının Tarım Sektörüne Etkileri” adlı uzmanlık tez çalışması, bu hikâyenin başlangıcını 1931 yılına kadar götürerek çağın yakıtının Türkiye’deki geçmişi ve Atatürk Orman Çiftliği’ndeki üretimi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir.

5 Ocak 1931 yılında Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti (MİTC) tarafından Ankara’da gerçekleştirilen Birinci Ziraat Kongresi, yalnızca tarımsal üretimin artırılması hedefini değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık, teknolojik ilerleme ve enerji güvenliği gibi bugün hâlâ tartışılan stratejik konuları da ele almıştır.

Yaklaşık 50 alt bölümden oluşan Kongre’ye ait ihtisas raporları başlıklarından biri olan “Ziraat Aletleri” bölümünde, tarımda makineleşmenin gerekliliği tartışılırken kritik bir soru da gündeme gelir: Bu makinelerin yakıtı nereden sağlanacak? Bu sorunun cevabı oldukça açıktır: Dışa bağımlı olmadan, yani yerli kaynaklarla.

Bu düşünce kısa sürede somut adımlara dönüşür. E. Emrah Hatunoğlu’nun tezinde yayınladığı Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla hazırlanan “Tarım Traktörlerinde Bitkisel Yağın Yakıt Olarak Kullanılması” adlı belge, Türkiye’de biyoyakıt konusundaki ilk resmi adım olarak dikkat çeker. Belgede yer alan şu ifade ise dönemin zihniyetini açıkça ortaya koyar.

“Her memleket savaş veya buna benzer fevkalade bir vaziyet karşısında haricin yardımından kurtularak olanaklar elverdiği ölçüde   kendi sınırları dahilindeki kaynaklarla ihtiyacını temin etmek lüzumunu önemle hissetmiştir.”

Bu sadece bir teknik tercih değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Nitekim bu anlayış, uygulamaya da geçer. Atatürk Orman Çiftliği’nde bitkisel yağlardan elde edilen yakıtlar traktörlerde kullanılır. Yani Türkiye, bugün “biyodizel” dediğimiz uygulamayı 1930’larda uygulamaya başlar.

Nitekim Emrah Hatunoğlu, bahse konu DPT Uzmanlık Tezi çalışmasında aynen şöyle yazmaktadır.  

“Atatürk Orman Çiftliği’nde tarımsal üretimde faaliyet gösteren traktörlerde bitkisel yağların yakıt olarak kullanımı sağlanmıştır. Böylece, o zamanki adı bitkisel yağ da olsa, biyodizelin araç motorlarında kullanımı gerçekleştirilmiştir.

Söz konusu resmî belge ve bu alandaki çalışmalar, Türkiye’de kullanılan ilk biyoyakıt çeşidinin biyodizel olduğunu göstermektedir.

Diğer yandan, ülkemizde biyoetanol konusundaki gelişmelerin başlangıç tarihi olarak, 1936 yılında hazırlanan İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nı göstermek mümkündür.

Atatürk’ün talimatıyla İktisat Vekâleti Sanayi Tetkik Heyeti tarafından hazırlanan söz konusu Plan 9 ana bölüm üzerine inşa edilmiş olup, ülkenin ekonomi politikası da Devletçilik prensibine dayandırılmıştır.

Bu ana başlıklardan “VII. Kimya Sanayi” kısmında yer alan “23. Sentetik Benzin Sanayi” bölümünde, ithal edilen benzin ve diğer fosil yakıtların ülke kaynakları kullanılarak elde edilmesinin önemine değinilmiştir.

1942 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kullanılan benzinin yüzde 20 oranında biyoetanolle harmanlanarak kullanılması sağlanmıştır. Ancak, Atatürk’ün ölümü ve İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi gibi hadiseler planın uygulanmasına olumsuz yönde etki yapmıştır.

İlerleyen yıllarda Tekel ve Türkiye Şeker Fabrikaları gibi kamu iktisadi teşebbüsleri, biyoyakıtlar konusunda çeşitli proje ve girişimler başlatsa da bu çalışmalardan pek bir sonuç alınamamıştır. Ülkemizdeki biyoyakıtlar konusundaki gelişmeler uzun yıllar boyunca sadece bilimsel çalışmalarla sınırlı kalmıştır.”

Enerjiye erişim, günümüz dünyasında bağımsızlığın en kritik unsurlarından biri hâline gelmiştir. Bugün yaşanan her kriz, bize enerjide dışa bağımlı olan ülkelerin, siyasi ve ekonomik kararlarında tam anlamıyla özgür olamadıkları gerçeğini bize hatırlatmaktadır.

İşte tam da bu noktada, 1930’lu yıllarda atılan o mütevazı ama ileri görüşlü adımların değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Atatürk’ün biyoyakıt vizyonu, yalnızca tarımsal üretimi desteklemekle kalmaz; aynı zamanda kriz zamanlarında ülkenin kendi kendine yetebilmesini de hedeflemiştir.  Yaklaşık 90 yıl önce ortaya konan vizyon, bugün her zamankinden daha günceldir. Kendi kaynağına dayanmayan hiçbir bağımsızlık, kalıcı değildir.

Sonuç olarak, Atatürk’ü sadece bir asker ya da devlet adamı olarak tanımlamak yetersiz kalır. O, aynı zamanda geleceği okuyabilen, riskleri önceden görebilen ve buna göre strateji geliştirebilen bir liderdir. Enerji bağımsızlığı, yerli üretim ve bilimsel kalkınma konularında ortaya koyduğu fikirler, bugün hâlâ yol gösterici niteliktedir. Onun vizyonunu anlamak, sadece geçmişi anlamak değil; aynı zamanda geleceği inşa etmek için sağlam bir zemin oluşturmaktan geçer.

Kaynak: HATUNOĞLU, E. Emrah, Biyoyakıt Politikalarının Tarım Sektörüne Etkileri, DPT Uzmanlık Tezleri, Ankara 2010

whatsapp-image-2026-04-20-at-23-23-01.jpeg

Fotoğraf: Milliyet Gazetesi - 1931 (Yapay zeka ile renklendirilmiştir)

Bu yazı toplam 114 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim