Bugün 23 Nisan 2026 Perşembe
  • Antalya14 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6806.6
    %-0.55
  • Dolar
    44.9123
    %-0.02
  • Euro
    52.6389
    %0.11

GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

KİMİN ÇOCUKLUĞU?

23 Nisan 2026 Perşembe 19:44

Bir çocuk ağladığında dili olmaz. Gazze'de de, Kiev'de de, Mogadişu'da da... O ses bir sınırı, bir bayrağı, bir ideolojiyi tanımaz. Düz, ham, filtresiz bir sinyal gönderir evrene; "Burada bir insan var ve acı çekiyor." Biz yetişkinler ise yıllar içinde o frekansa karşı nasıl bu kadar iyi bir yalıtım geliştirdik, bunu hâlâ tam anlayamıyorum.

Somut konuşalım.

Gazze'de on sekiz ayı aşkın süredir devam eden çatışmada on binlerce çocuk hayatını kaybetti; hayatta kalanların büyük çoğunluğu yerinden edildi, okulları yerle bir oldu. Ukrayna'da üç yılı geçkin savaş, bir neslin çocukluğunu metro istasyonlarında, sığınaklarda, valizlerle geçirmesine neden oldu ve o çocuklar matematik ödevini siren seslerinin arasında yapmayı öğrendi. Sudan'da dünyanın en hızlı büyüyen insani krizlerinden biri yaşanıyor; milyonlarca çocuk, adını bile bilmediğimiz bir iç savaşın ortasında aç, hasta ve yalnız.

Bunların hepsi son iki ya da üç yıl içinde bizim haberdar olduğumuz, sonra sayfayı çevirdiğimiz başlıklar. İklim meselesine gelince... Bu artık gelecek zamanlı bir konu değil. Bangladeş her yıl sellere teslim oluyor; kıyı köyleri yutulurken çocuklar çatılara çıkıyor. Sahra'nın güneyinde kuraklık, aileleri yüzyıllardır bildikleri topraklardan söküp atıyor; o toprakların çocukları, kendileri yakmadığı bir ateşin küllerinde büyüyor. Yapay zeka ise tam bu kırılgan tablonun üstüne yeni ve derin bir uçurum olarak iniyor. Kimi çocuk kod yazarken, kimi çocuk bir tablete dokunmayı hayal bile edemiyor. Teknolojiyle büyüyen çocukla büyüyemeyen çocuk arasındaki mesafe, artık yalnızca bir fırsat farkı değil; dijital bir kast sistemine, bir kader farkına dönüşüyor.

Dünyanın tek çocuk bayramında, dünyanın tüm çocuklarına bakarak dönüyoruz evimize...

Türkiye!

Bugün 23 Nisan. Yalnızca bir bayram olmaktan ziyade aynı zamanda bu milletin kendi eliyle kurduğu, dünyada bir benzeri daha olmayan bir egemenlik bildirisi. 1920'de açılan o meclis; işgal altındaki bir coğrafyada, paramparça bir ordunun gölgesinde, "Bu millet kendi kaderine kendi karar verir" diyerek tarihe kazındı. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Bu cümle o günden bu yana hem bir ilke hem de ağır bir sorumluluk olarak taşınıyor.

Ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bu büyük günü çocuklara armağan ettiğinde yalnızca sembolik bir jest yapmadı. Çok daha derin bir şey söyledi aslında: Bu ülkeyi biz kurduk; ama bu ülkenin gerçek sahipleri sizsiniz. Bayrağı biz diktik, ama onu taşıyacak eller sizin elleriniz olacak.

Nesiller bu emaneti devraldı. Şimdi sıra, bugün meydanlarda bayrakçık sallayan o küçük ellerde. Peki o eller neyle büyüyor?

Türkiye'nin her bölgesinde, mevsimlik işçi bir ailenin çocuğunu düşünün. Sabah okul için değil, tarla için erken kalkan çocukları... Öğleden sonra belki bir deftere sarılır, ama eller yorgun, zihin başka bir yerde. O çocuk da bugün bayramı kutlayacak. Belki gülümseyecek bile... İnsan ne kadar çabuk sarılıyor sevince; bu, hem en güzel hem de en savunmasız yanımız.

Deprem bölgesinde hâlâ konteynerde büyüyen çocuğu düşünün. İki yılı aşkın süre geçti; ama o çocuk için o gece henüz tam kapanmadı. Travma, kırık kemik gibi röntgende görünmez; içten içe, sessizce büyür. Devlet rakamları iyileşmeyi anlatıyor; ama rakamların içine giremeyen şeyler var. Rüyalar mesela. Gece ansızın uyanmalar. Küçük bir sarsıntıda donup kalan bedenler.

Şimdi geri çekilip bütün bu tabloya bakıyorum; Gazze'deki enkaza, Ukrayna'daki sığınaklara, Sudan'daki krize ve bu topraklardaki o tek çocuğun yorgun yüzüne kadar... Ve şunu düşünüyorum; Sorun hiçbir zaman çocuklarda olmadı.

Onlar doğuyor, merak ediyor, seviyor, direniyorlar! Depremden çıkan çocuk okula gidiyor. Tarladan dönen çocuk akşam kitap açıyor. Bu bir erdem değil; bu, insanlığın kendini tamir etme itkisi. Bizden değil, onlardan geliyor.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bu bayrağı onlara emanet etti. Egemenliği onlara devretti. Ama emanet tek taraflı işlemez. Meydanlarda bayraklar dalgalanırken şu soruyu bir köşeye bırakmak çok kolay; Biz, onlara gerçekten taşınabilecek bir dünya bırakıyor muyuz?

Eller henüz küçük.

Zaman ise kimseyi beklemiyor.

Her zamanki gibi...

Bu yazı toplam 732 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim