Bugün 10 Haziran 2026 Çarşamba
  • Antalya27 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6238.72
    %-1.25
  • Dolar
    46.1335
    %0.02
  • Euro
    53.3583
    %0.09

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

HAZRETİ ALİ TÜRK DEĞİL Mİ?

10 Haziran 2026 Çarşamba 08:23

 

Bilmeyenler olabilir, hatırlatayım, Akdeniz Üniversitesinde Türkoloji eğitimi alıyorum ve birinci sınıfı başarıyla tamamladım. Ve şimdi anlatacağım olay da, derslerden birisinde bizzat yaşanmıştır. Hangi ders olduğunu hatırlamıyorum, galiba Türk Halk Edebiyatı, konu nereden geldiyse Hz. Ali’ye geldi ve ders hocası; “mesela Anadolu’da Alevî olsun olmasın pek çok evde Hz. Ali’nin cenkleri ve kahramanlıkları destan olarak nesilden nesle okunur, anlatılır durur” dedi ve ekledi: “hatta Anadolunun pek çok köyünde Hz. Ali’nin Türk olduğu sanılır!” Hoca bunu der demez, sınıftan genç bir arkadaş elini kaldırarak söz istedi; “hocam, ben anneanneme Hz. Ali’nin Türk olmadığını söylesem kesinlikle inanmaz. Eğer ısrar edersem de beni eve almaz!”. Sınıfta herkes gülüşürken, bu kez ben söze girdim: “nasıl yani, Hz. Ali Türk değil mi?” Ve sınıf kahkahaya boğuldu, hoca da dahil hepimiz gülüştük.

İşin şakası bir yana, hakikaten o genç arkadaş doğru söylüyor, Anadolu ahalisinde ve bilhassa Alevi kesimlerde Hz. Ali öylesine aşina oldukları bir din ulusu, öylesine kendilerinden olarak algıladıkları bir yiğit, o derece özümsenmiş bir insan evladıdır ki, Hz. Ali’nin Türk olmadığını, Arap yarımadasında Kureyş kabilesinde doğmuş bir çöl bedevisi olduğunu söylemek büyük cesaret ister! Sıkar yani!

Peki niçin böyle gelişti ve Hz. Peygamberin damadı olmş ve yeni dinin yayılması için kendince büyük çabalar harcamış bir adam, tekmil Türkistan coğrafyasında,  tekmil İran ve Azerbaycan coğrafyasında, koca Anadolu platosunda ve dahi Balkan ovalarında “yiğit bir Türk evladı” olarak baş köşeye oturtuldu ve Alevi olan olmayan milyonlarca aile asırlar boyunca çocuklarına “Ali” ismini layık gördüler, görüyorlar? Kuşkusuz bu soruyu bir gazete köşesinde derinlemesine ele almak mümkün olmayacaktır. Ama yine de çok kısa bir özet yapmaya çalışacağım.

15. yüzyılın sonlarında tarih sahnesine çıkan Safevi devleti, Oğuz Türkçesi konuşan saf Türkmen devleti idi. Kurucuları da Oğuz-Türkmen boylarına mensup sülalelerdi. Ve Safevi hanedanının Şii inancını benimsemiş olmasıyla beraber, zaten Şii-Alevi inancına sıcak duran Oğuz Türkmenleri, bu yeni devleti kendi devletleri kabul ederek, 16. yüzyılın ilk günlerinden itibaren kıblelerini Erdebil’e çevirmeye başladılar. Sadece Türkistan ve Azerbaycan bölgesi Türkmenleri değil, Anadolu sahasında yaşayan Tekeli, Maraşlı, Diyarbekirli, Sivaslı binlerce Türkmen boyu, yeni devletin kuruluşuna harç taşıdılar, rehberlik ettiler, kaderini yazdılar. O kadar öyle ki, esasen o günlere kadar İran platosunda Şiilik baskın bir mezhep değilken, Oğuz Türkleri sayesinde İran’ın büyük bölümü Şiileştirildi. Ve haliyle, İran-Azerbaycan sahasında Şiilik, Anadolu sahasında ise Alevilik-Kıılbaşlık olarak bu günlere kadar devam etti ve bu mezhebin manevi imamı, rehberi, önderi, hiç kuşkusuz Hz. Ali idi.

Cumhuriyet kurulurken bu mesele, benim kanaatime göre bizzat Fuat Köprülü tarafından bir “devlet politikası” olarak ve bana göre son derece zekice devletin kuruluş kodlarına yerleştirildi. Olay şöyle formüle edildi; evet, Selçuklu ve Osmanlı’da olduğu gibi yeni Cumhuriyet de Sünni-Hanefî bir hat üzerinde yapılandırılmalı. Ve bin yıllık hikayesi olan Anadolu Aleviliği de, Horasan Erenleri, Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre gibi büyük adamlar üzerinden sistemin altına eklemlenmeli. (Nitekim, Aleviliğin yedi ulu ozanı listesi bu formülasyona uygun olarak ve Köprülüzade M. Fuat Hoca tarafından yapılmıştır).

Ez cümle, Türklerin tarihsel yolculuğunda Hz. Ali, Arabistan çöllerinde bir kabilenin çocuğu olarak değil, öz be öz bir Türk çocuğu gibi algılanagelmiştir yüzyıllardır bu topraklarda. Ve gerçekten de Anadolu’da yaşayan ve yaşı da biraz ilerlemiş herhangi bir Türkmene, Hz. Ali’nin Türk olmadığını anlatamazsınız.

Ama artık şimdilerde Anadolu’da ve bilhassa kırk yaş altı Alevi bireylerinde, gözle görünür bir “Hz. Ali ile vedalaşma” işaretleri görülüyor ve hızla yaygınlaşıyor. Yani aslında bir anlamda Cumhuriyet’in kuruluş günlerinde formüle edilen bir büyük paradigma daha, sessiz sedasız yıkılıyor. Peki bu yıkılan paradigmanın yerine ne gelecek, ne konacak, “Anadolu mayası” dediğimiz bin senelik efsane yavaş yavaş tarihe mi karışıyor, bu soruyu da başka bir zaman tartışırız belki. Şimdi kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplam 231 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim