Bugün 25 Ocak 2026 Pazar
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6941.19
    %1.38
  • Dolar
    43.3551
    %0.25
  • Euro
    51.2654
    %0.74

ALİ İHSAN DİLMEN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ALİ İHSAN DİLMEN / KONUK YAZAR

İSLAMCI YAPILARIN BESLENDİĞİ PSİKOLOJİK ZEMİN

25 Ocak 2026 Pazar 21:55

Yalova'da meydana gelen “Dinci” terör eyleminin ardından yazılanlar ve çizilenler bildik, tanıdık kınama, öfke kusmanın ötesinde bir anlam içermiyor.
Hele bazılarının bu olay üzerinden bütün dindarları, özellikle cemaat ve tarikat çağrışımı taşıyan muhafazakarları da töhmet altına sokacak şekilde potansiyel suçlu ilan etmeye ayarlı açıklamalarıyla sağduyu ile meseleyi değerlendirme niyete sahip olmadıklarını, her zaman olduğu gibi yine sap ile samanı, şap ile şekeri karıştırmaya pek hevesli oldukları görüntüsü verdiler.
Evet, ortada terör örgütleri var mı var.
Bu örgütlerin beslenme zemini doğrudan İslam mı? 
Elbette hayır!
Ama müslüman halkların geleneğinde olmadığını söylemek pek mümkün görünmüyor.
Ancak bu sebep tek başına açıklayıcı değil.
Peki, isim anlamı barış olan İslam dini mensupları arasından nasıl oluyorda savaş dışında; pusu kurarak, plan yaparak, intihar eylemleri düzenleyerek öldürme eylemi ve daha doğrusu hedef alınan insanların kimliği dahi bilinmeden toplu öldürmelerin gerçekleştirilmesi mümkün oluyor?
İnsanın katliam denilebilecek eylemleri gerçekleştirmesi dindar olmasına rağmen nasıl mümkün oluyor?
İsminin anlamı “Barış ve esenlik” olan dinin mensupları hangi gerekçeyle bu hale gelebiliyor ve yaptıkları katliamları meşrulaştırabiliyorlar?
Vicdani “katılaşma ve körleşme” nasıl mümkün oluyor?
Yeryüzünün birçok yerinde müslümanların maruz kaldığı zulümler gerekçe gösterilerek, “maktulü ve mağduru meçhul” cinayetler, katliamlar yapılıyor?
Üzerinde düşünmek gerek miyor mu?
“İslamcı terör örgütleri” diye tanımlanan Taliban, Deaş/Işid, Hizbullah, Boko Haram vb. silahlı yapılar hangi sosyal veya siyasal zeminde hayat buluyor, müslümanların bir bölümünde “meşrulaşıyor?”
Profesyonel teröristleri saymazsak, terör; sıkışmış insanların çıkış yolu bulamadıklarında tercih ettikleri bir yöntem haline geliyor ve yeryüzünün birçok coğrafyasından destek bulabiliyor?
Suçlu sadece radikal ve selefi terör örgütleri midir?
Yoksa onları besleyen zeminin oluşmasına, onları “cihatçı” olmaya iten sebepleri ortaya çıkaran sömürgeci yapıların, her tarafından haksızlık ve hukuksuzluk fışkıran;küresel adaletsizlikler, insanların vicdanlarını yaralayan, insanlar arasında adil bir düzen olmayacağı inancı veren ve günden güne bu kanaatin güçlenmesine sebep olanların, hukuku buharlaştırmasının hiç mi kusuru yok ve bize sadece “Selefi cihatçı örgütler” hedef gösteriliyor.
Devletler tarafından imza altına alınmış uluslararası hukuka rağmen, o hukukun altına imza atan devlet yöneticileri nasıl oluyorda yasal silahlarıyla ülkeler işgal edip, insanları toplu bir şekilde imha ederken terör suçu işlemiş olmuyor da, kendilerine nefes alacakları alan açmak için çalışan “cihatçı örgütlere” katılmayı çare olarak gören gençleri suçlayarak  günahlarımızdan kurtulma yolunu tercih ediyoruz.
Sorumlular böyle yaptığında doğru hareket mi etmiş oluyor?
Bunları yazdım diye, “Maktulü ve mağduru meçhul” insanları öldürenleri meşru gördüğüm düşünülmesin.
Kesinlikle böyle bir düşünceye sahip değilim.
Yukarıda isimlerini yazdığım örgütlere katılarak  silaha sarılmayı, tanımadığı insanları öldürmeyi meşru gören zihniyeti üreten psikolojik zemini dikkate almadan bir çeşit öfke boşalmasıyla teselli bulmanın yeterli olmayacağını ifade etmeye çalışıyorum.
Yani meşhur meseldir, “Bataklıklar kurutulmadan etrafa yayılan ve zarar veren sineklerle” uğraşmak beyhude bir çabadır.
Dünyada insanların vicdanlarını en azından teskin edecek küresel bir adalet düzeni kurmadan, devlet oldular diye gücü elinde bulunduran “Zorba devlet yöneticileri” ,fütursuz bir şekilde bir takım süslü kılıflar adı altında ülkeleri işgal ediyor, ülkelerin zenginliklerinin üstüne çöküyorlarken bataklığın kurutulması nasıl mümkün olacak? 
Ülkeleri işgal edilen, kaynaklarına çökülen insanlar uğradıkları zulüm ve soygun karşısında nasıl sessiz kalacaklar?
Mağdur edilmiş insanlardan bunu istemek meşru mudur?
Öncelikle küresel bir şekilde ve devletler eliyle gerçekleşen bu zulüm düzenine küresel vicdan sahipleri, uluslararası hukuk uygulayıcıları çözüm bulmalıdır.
Bu sorunlara samimi olarak çözüm aranmaz ise bir takım insanlar, özellikle dini ve milli saiklerle, sahip oldukları imkan ne ise onunla direniş veya mücadele etmeyi kendilerine hak olarak görecektir.
Yine de bütün bunlara rağmen ve özellikle dini saikler ve İslam dini üzerinden önceleri masum gerekçelerle ortaya çıkan, sonraları bunu bir yaşam pratiğine dönüştüren yapılara karşı İslam dünyası ve ülkemizde yaşayan müslümanların fıkıh/hukukçuları buna bir cevap üretmeli, bu alanda keyfiliğe fırsat vermemeli, insanlık vicdanı, evrensel hukuk değerleri bağlamında müslümanlık adına “mağduru ve maktulü meçhul” cinayetlere karşı sesini yükseltmeli, teröre tevessül eden insanların davranışlarının; Allah'ın elçileri aracılığı ile insanlığa bildirdiği dinin kirletilmesine sebep olacağı, aklı başında hiçbir müslümanın ise buna hakkı olmadığını kamuoyuna açık bir şekilde beyan etmelidirler.
Yani, İslam dünyasının ilahiyatçıları ve uluslararası hukukçular da sık sık konuyla ilgili toplantılar yaparak müslüman kamuoyunun İslamı ve müslümanları ilzam edecek tutum, anlayış ve davranışları engel olmaya çalışmalıdır.
Sonsöz olarak, ülkemizde dini hayatla aralarına bir hayli mesafe koyan seküler kemalist ve siyasal milliyetçi yapılar var ki, onlar karşılaştığımız her olumsuz meselede dindarları suçlamayı, dini suçlamayı bir fırsat olarak görüyor ve bu tutumlarıyla da ortamı bir hayli enfekte ediyorlar.
Benzer şekilde bu kesimlerinde bir hayli psikolojik ve zihni tedaviye ihtiyaçları olduğunu söylemeliyim.
Ülkemizde yaşadığımız problemlerin birçoğu da bu anlayışa sahip olan güya “Aydınlanmış” insan ve yapılardır.

Bu yazı toplam 122 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim