Eğitimden tasarruf, sağlıktan tasarruf, gençliğin ruh sağlığından tasarruf.
Allah aşkına, bir devletin kendi geleceğinden “tasarruf” ettiği nerede, hangi tarihte görülmüş? Bütçe kalemlerinde kalem oynatmak, aslında yarının temelini söküp atmaktır. Bugün okul ödeneklerini kısarken, rehberlik servislerini evrak yığılan bürokrasi odalarına hapsederken neyi hedefliyoruz? Yarın emekli maaşlarımızı ödeyecek, bu ülkenin yükünü omuzlayacak o gençleri, sokakların, çetelerin ve denetimsiz algoritmaların insafına terk etmek, yalnızca bir ihmalkârlık değil, bilinçli bir geleceksizlik projesidir. Çünkü kısa vadeli konfor, böylesini daha “çekilir” kılıyor.
Kamera kuleleri dikerek, okul girişlerinde denetimler veya güvenlik personeli artırmak o çocukların zihnındeki karanlığı göremez. Duvarlar yükselterek ruhlarındaki fırtınaları dindiremez. Rehberlik birimlerini “kriz anında devreye giren yangın söndürücüler” olmaktan çıkarıp, her bir çocuğun iç dünyasına dokunan, erken müdahale eden, yol gösteren proaktif merkezlere dönüştürmek, hayati zorunluluktur.
Gelecek nesillerden tasarruf edilmez. Çünkü o nesiller buharlaşırsa, kurtarmaya çalıştığınız ekonomi de, övündüğünüz güvenlik altyapısı da birlikte çöker. Bu, toplumsal bir intiharın sessiz provasıdır. Ve biz bu provayı tribünden izlemek yerine, perdeyi indirip gerçeği ne kadar zor, ne kadar maliyetli olursa olsun yeniden inşa etmek zorundayız çünkü başka bir seçeneğimiz yok!
Ne zaman anlayacağız? Gençlik tükenirse, “yarın” diye bir kavram kalmaz. Bir millet, gençliğine yatırım yapmayı bıraktığında tasarruf etmez, sadece kendi sonunu erteler.

Bu yazı toplam 163 defa okunmuştur.