Bugün 16 Nisan 2026 Perşembe
  • Antalya18 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6811.86
    %0
  • Dolar
    44.5989
    %0
  • Euro
    52.3513
    %0

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

KUSURDAKİ GÜZELLİK: KİNTSUGİ

16 Nisan 2026 Perşembe 21:25

I
Şeylerle çapraz sorgunun yeniden kurgulanmasıydı sanat, ışığın ve ses kırıkları olan ezgilerle sözcüklerin.

Bakmakla görmenin uçurumunda açan çiçek, ip üstündeki denge. 

Denge demiştim ya olmakla olmamanın, ifadenin okura, seyredene, dinleyen geçebilmesinin, an be an değişen ve yeniden oluşan söylemiydi bu. Olanla olması gereken arasındaki salınım. “Dünya herkesi kırıyor ve sonra bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkıyor “der Ernest Hemingwey.

Kırık demiştim ya, sanat salt kendi kırıkları için değil, görüp hissettiği bütün kırıkların çilesini çekmenin yolculuğudur. Evrensel titreşimin bileşkesi… Solduğu yersen açması çiçeğin. Olduğun yerden, evden, çalışırken hem Hiroşima’da, Afrika’da, Vietnam’da hem de İran’da bombalanan okuldaki çocukların yanında olmak… İçselleşen acı buzdağına benzer nasıl da…  

Gecesi de var şüphesiz bu döngünün, yeter ki sen ay ışığına çevir yüreğini, onun da ışığını güneşten aldığını bilerek. Sırtüstü yatarken suda, kuş misal yüzünde gezinmek göklerin. 

O eksikliği hep
Yara misal taşımak
Kabuk tuttu derken tam
Yeniden kanayan acıyı

Sanat birleştiriyor nasıl da acıları, zaman ve mekân tanımayan söylemiyle. Bunları yazarken bir Japon felsefesinden el alan Kintsugi sanatını hatırladım. Kırılmış eşyaları altınla onarırken kusurların da hayatın bir boyutu olduğunu söyleyen.  

Rivayet bu ya 15. yüzyılda Japonya’da bir imparator çok sevdiği vazosu kırılınca onarmaları için Çin’e göndermiş. Gelen onarılmış vazonun metal zımbalarını görünce de çok kızmış ve üzülmüş. Japon sanatkârlardan daha güzel bir yöntem bulmalarını istemiş.  

“Kin” altın demek, “tsugi” ise birleştirmek, yamamak demek. Kırıkların arasını altın ile onarmış ustalar, kırılsa da hâlâ değerli olduğunu göstermek istemişler. Bütün sanatlar da öyle değil mi ama. Sanatçı hayatın kırıklarını, onu eksilten şeyleri içselleştirip de yeniden kurgulayarak üretiyor yapıtını. 

Kintsugi ustalarından biri şöyle diyor, “Kırık eşyadaki güzelliği tamir etmiyorsunuz. Oradaki güzellik, o nesneye nasıl baktığımızla ilgili. O kırık eşyadaki (sanatçının yaşadıkları ve hissettikleri) potansiyeli görebiliyoruz, normalde çöpe atılacak eşyayı (insanın unutması gerekeni) yeniden kullanıyor, yeniden doğmasını sağlıyoruz.”

Felsefeden el alıyor dedim ya bu sanat, bir Japon felsefesi var, Wabi-sabi”.  Kusurlu olanı kabul etmek, kucaklamak, onun içindeki güzelliği görmek anlamına geliyor. 
 
 II
Niye resmederiz ki şeyler? Söz eksiklidir, dedi şaman. 

Nefes alırcasına doğaldı mağara duvarlarına çizilen resimler. Hiyeroglif yazının kök hücreleri olduğunu bilmeden hiç. 

O tek yumurta üçüzleri bir de şiir, müzik ve dansı… Kendilerindeki bize gitmek ne uzun yolculuktu ama. Kuşun resmini çizerken ötüşünü de boyamaktı hüner. Gökkuşağını görünce sesini duymak ışığın. 

 III
Denizin kayalarla çarpışması, keskiyle çekicin mermere dokunmasıydı sanki, kayalara dağ günlerinin anıştıran. Yağmurla rüzgârın kâh sevecen kâh hoyrat öpüşlerini. 

Deniz dingin bir yüzle bakarken kıyıdaki kayalara, bir resme bakma mesafesine çekilmişti de diyebiliriz buna, kayaların ayaklarına çakıllardan halhal takmıştı bile. Dokunmanın ve dokunulmanın ürpertisiydi bu. 

Aynaya çizilen düş-yüzü haritasına baktı. Hayat mektebinde çırak çıktığı yontuya. Avuçladığı suyla yundu yüzünü. 

Göğün üst akıntısına boyun eğmek ya da direnmek yerine onunla dans eden buluttu. Tıpkı dalları semaya uzanan ağaçların rüzgârla dansı gibi.  

 IV
Zaman-mekân-insan ilişkisi

Bahçede çay içerken, Zaman geçmiyor” dedi, “Şu baş dönmesi geçse, bir de görüntü bulanıklığı eklendi”

“Zaman, ucu bucağı belirsiz bir düzlem” dedim, “Giden bizi Âşık Veysel, ‘İki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece’ diye söyler ya. Canlılar her an hareket hâlindedirler, otursalar bile. Alınıp verilen nefesle hareket ederiz. 
Tren yolculuğunda pencereden baktığımızda yol boyundaki evlerle ağaçları hareket hâlinde görürüz. Gidenin biz olduğunu da biliriz ama.” 

Uzun hikâye: Zamanın bir yanılsama olduğunu söyler Einstein.
Kısa hikâye: Seferiyiz biz. 

 V
Doğada kaos yoktur. Doğadaki dönüşüm ve değişim öncesi dalgalanma insana kaos gibi görünmüştür. 
Denizler durulmaz dalgalanmadan.
Toplumsal yaşamda kaosu yaratan ise insandır. Egemen güçler kendi yarattıkları krizleri olağan göstermek için doğaya gönderme yaparak kendilerini aklamaya çalışmışlardır. Hatta dünyanın oluşumunu bile kaosla açıklamışlardır.

whatsapp-image-2026-04-16-at-21-26-59.jpeg

Bu yazı toplam 159 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim