Bugün 17 Ocak 2026 Cumartesi
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6374.59
    %0
  • Dolar
    43.2723
    %0
  • Euro
    50.1923
    %0

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

KÜRTLERİN SİYASİ YOLCULUĞU

17 Ocak 2026 Cumartesi 11:23

Birinci dünya savaşının tam ortasında, 1916 ve 1917 dönemi, iki büyük emperyalist devlet olarak  Fransa ve İngiltere hükümetleri, Ortadoğu haritasının geleceği konusunu karara bağlamışlardı bile. Burada imzalanan antlaşmalara göre Osmanlı rahmet-i rahmana kavuşuyordu, Doğu Anadolu Ermenilere, Güneydoğu Anadolu Kürtlere, Suriye bölgesi Fransızlara, Irak bölgesi İngilizlere ve Filistin’in güneyi de Yahudilere bırakılıyordu.

Ve nihayet 1918 sonbaharında savaş sona erdi, yenildik ve gerçekten de Osmanlı İmparatorluğu rahmetli oldu. Çok doğal olarak herkes bu “yaşlı adamın” mirasından pay koparmaya çalışıyordu, Yunanlılar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Ermeniler, Kürtler… Zaten geçen yüzyılın son çeyreğinden itibaren çok gürültülü bir “milliyetçilik” dalgası kasıp kavuruyordu bütün Avrupayı ve elbette bu kasırga Osmanlı topraklarındaki azınlık unsurlarını da heyecanlandırıyordu; başta Balkan halkları olmak üzere, elbette Ermeni ve Kürt halklarını da.

Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması ortaya çıktığında, Kürtler çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar, çünkü bu antlaşmaya göre Kürt nüfusun yoğun olduğu bazı şehirler de Ermenilere bırakılıyordu. Bu realite Kürt siyasi elitlerinin doğrusu hiç hoşuna gitmemişti. Kürtleri tedirgin eden bir başka hususta, 1915’te Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan “tatsız” olaylardı ve açıkça söylemeliyim ki, Kürt siyasi elitleri ve etkili toprak ağaları, 1915’in hesabının kendilerinden de sorulacağı endişesi taşıyorlardı. Nitekim Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa, Kürt şeflerinin yüreğindeki kaygıyı çözmekte gecikmedi ve milli mücadeleye, yani Ankara’ya, destek vermeleri konusunda görüştüğü Kürt önde gelenlerine hep bu meseleden bahsetti.  Kürt şeflerin bu şartlarda milli mücadeleye destek vermekten başka çareleri yoktu, onlar da yarı gönüllü yarı gönülsüz, bunu yaptılar.

Öyle anlaşılıyor ki Kürtler, her şeye rağmen, bir statü, bir özerklik bekliyorlardı. Ancak süreç böyle gelişmedi ve Cumhuriyeti kuran kadro, “vatandaşlık” kavramı üzerinden bir tanım geliştirdi ve Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Boşnak, müslim, gayrımüslim herkesi “Türk vatandaşı” olarak kabul ettiğini zapta geçirdi. Hiç kuşku yok ki Kürtler böyle bir final beklemiyorlardı, Ankara tarafından ihanete uğradıklarını düşündüler ve harekete geçmekte gecikmediler. 1925 Şubat ayında patlayan Şeyh Sait İsyanı, esasen Cumhuriyetin bu kararına verilen ilk ciddi tepkiydi.

!930’larda Ağrı ve Dersim isyanları ile zaman zaman kendilerini hatırlatsalar da, Kürtler, taa 1960’ların sonlarına kadar sessizce beklemede kaldılar. Ve 1969 yılında, yeni nesil Kürt gençleri yeniden tarih sahnesine çıktılar. “Doğu Mitingleri” adıyla başlatılan toplumsal hareketlilik, bir anlamda yarım asır sürecek bir isyanın başlangıcı sayılır. PKK esasen bu sürecin mahsulüdür.

1990’lı yılların ilk yarısında Türkiye resmen PKK’nın silahlı eylemleri ile yatıp kalkıyordu. Ben de o günlerde fakülte talebesi ve sosyalist bir öğrenci grubunun da aktif bir üyesi idim. Bizim ortamlarımızda da hep PKK’nın mücadelesi konuşulur, yayın organları okunurdu. Ve hiç unutmuyorum, o yayınlarda en çok, Ortadoğu’da emperyalistler tarafından dört parçaya ayrılan Kürdistan ülkesinin yakın gelecekte tek bir ülke olacağı, birleşik ve bağımsız bir Kürdistan’ın kurulacağı tezi işlenirdi.

Bu iddialı cümleleri okuyunca, bir an durur, Ortadoğu haritasını gözümün önüne getirirdim ve; “nasıl yani, olacak şey mi bu şimdi, koskoca Türkiye Cumhuriyeti yıkılacak, koskoca İran dağılacak, Abbasilerin Irak’ı silinecek, Suriye parçalanacak ve Kürdistan mı kurulacak?” diye sorardım kendi kendime. Doğrusunu isterseniz okurdum ama hiç inandırıcı gelmezdi bana. Hayal ürünü bir slogan gibi görünürdü.

Ama şimdilerde yaşayarak görüyoruz ki, hiç de ütopik bir hayal değilmiş o günlerde yazılanlar.  Çünkü geçen kırk sene içinde Irak gitti, Suriye gitti, İran da eli kulağında, ha gitti ha gidecek. Geriye bir tek Türkiye kalıyor. Tarih gerçekten de çok esrarengiz bir yolculuk. İçinde her türlü sürprizi barındıran gizemli bir macera. Olmaz denilen pek çok şey olabiliyor, olur denilen pek çok şey ise hiçbir zaman olamayabiliyor.

Bağımsız bir Kürdistan projesi Kürt halklarının hayali midir, yoksa küresel güç odaklarının ihtiyacı mıdır? Bu soru hep sorulacaktır tarihler boyunca. Ama sorunun cevabı ne olursa olsun, benim tahminim, 21. yüzyıl bitmeden bu kadim Ortadoğu coğrafyasında mevcut statüko ile beraber “her şeyin” baştan ayağa değişeceği yönündedir. Ne demişti MHP lideri Devlet Bahçeli kısa süre önce; “her şey değişecek, inşallah Türkiye de değişmez!”.

Batılıların Ortadoğu dedikleri bu yaşlı coğrafya, Moğollardan sonraki en kaotik dönemin içinde bir büyük bilinmezliğe doğru ilerliyor. Endişe duymamak, korkmamak, heyecanlanmamak mümkün değil.

Bu yazı toplam 144 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim