Bugün 30 Ağustos 2026 Pazar
  • Antalya30 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6907.93
    %0
  • Dolar
    48.2205
    %0
  • Euro
    55.8759
    %0

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

ÖLÜM YOLCULARI

30 Ağustos 2026 Pazar 09:53

Madenler kimlersiniz?

Yıllardır nasıl yaşarsınız sessizce?

Nereden gelip nereye gidersiniz?

Hiç canınız sıkılmaz mı sizin?

Suskunluğunuz nedendir bilinmez.

Sanki taşlaşmış güneş damlaları kristalleriniz…

Kim bilir belki de içinizde milyonlarca yıl önce

bir lav akıntısında eritip taşıdığınız

nice acılarınız,

ice sevinçleriniz saklıdır…

Girdaplanır düşünceler ve akar derinlere…

Gündüzler gecedir madende,

geceler sabahsız…

Mevsimler sonbahar ve kış…

Güneş ve Ay saklar kendini,

yıldızlar hep sönük…

Dünya daha kötü,

hayat daha korkutucu…

Derinliği ve karanlığı buluşturur kuyu.

Hangi derin dağın dibinde bekler şimdi ölüm bizi?..

Hangi derin acıları gizler içinde?..

Kuyudan inmek, cehenneme inmektir.

Tanıklığım var bilirim.

Ben de indim bu kuyudan.

Dik ve kaygandır kuyu merdiveni,

inip çıktıkça esner derinden.

Hep gecedir yeraltı.

Parçalanmış taşlar,

asitli sular,

çürük yumurta kokusu…

Kulaklarımda ıslak ve çamurlu çizmelerin hışırtısı…

Yaşam ve ölüm yan yana yürür yeraltında.

Ve biz en çok güneşi özleriz.

Karanlık, su sesiyle akar bin yılların ardından.

Kent uyur,

kuş uyur,

kurt uyur.

Uykulu gözleri hep açıktır madencinin.

Söylenecek bir şey yokmuş gibi gelir insana.

Oysa kırılmış taş,

asitli sular,

çürük yumurta kokusu konuşmak ister.

Yarasalar uçuşur ortalıkta.

Karanlık,

alacakaranlık olur.

Bütün ağırlığıyla çöker üstüme.

Gittikçe lambanın ışığı körleşir.

Tavandan düşen su damlacıklarının şıpırtısı duyulur uzaktan.

Yaklaştıkça deli eder insanı.

Dünyayı havaya uçurmaya çalışan bir patlama sesi duyulur geriden.

İrkilirim.

Patlayan taş sanki bir şarapnelin kırık parçaları...

Toz duman içinde kalırız.

Taşta üç beş metre daha yol alırız

ve biz en çok açık havayı özleriz.

Taşı delen de biz,

patlatan yok eden de…

Bitimsiz bir döngü halinde

binlerce yıl sürüp giden…

Kazma ve dinamit sesleri

ölüme ev sahipliği yapan

nemli boşluklar açar taşlarda.

Yüreği kanar taşın…

Taşlar zamandır ve paslı sular akıtır üstünden.

Sular aşındırır

ve çürütür direklerimizi.

An’ı yaşarım.

Tetikteyim…

Gecedeyim…

Vardiyadayım…

Bir toz hüzmesi geçer üstümden.

Zamansızlık içime akar.

Karanlığın gözleri büyür.

Ölümüm geçer aklımdan.

Dalar giderim kendi cehennemime.

Karanlığın ruhu canlanır içimde.

Yıkıcı bir yalnızlık şarkısı dolanır dilime.

Kendime daha çok yaklaşırım.

Kazma sesleriyle uyanırım yeniden.

Taş düşer,

taş patlar,

taş kanatır,

taş öldürür…

Soğuk bir rüzgâr esip geçer terli sırtımdan.

Gittikçe artan kükürt kokusu

ve gözlerim yanar.

Taş kesilir zaman.

Nemli oyuklardan asitli sular şıpırdar başıma.

İçimden bakırlı sular akar…

Gözlerimi ovuşturup yürürüm sessizce.

Tanrının üvey kullarıdır madenciler.

Kirli ve yağlı karanlığın zehirli tortuları katmanlaşır tenlerinde.

Acılar demlenir yüreklerinde.

Her daim cehennem azabı çeker onlar.

Karanlığı,

nemi,

gazı,

tozu,

sıcağı,

soğuğu soluyan onlardır.

Basık ve dar dehlizlerde sürünenler, mayaları acıyla yoğrulanlar onlardır.

Ciğerleri sinsi taş tozlarıyla dolup,

tıknefes olan onlardır.

Mantarlaşıp çürüyen direklerin,

kırılmış kamaların,

dağılmış sarmaların,

çürük su birikintilerinin,

sidik ve ter kokularının,

titreşimlerin,

gürültülerin,

tavandan enselere damlayan kirli suların

ve daha nice azapların arasına sıkışıp kalanlar yine onlardır.

Bilinçaltında bastırılmış ölüm korkusu,

işsizlik ve geçim sıkıntısı hiç bırakmaz peşlerini.

Gerilimli,

güvensiz

ve gayri insani koşullarda;

içi çürüyüp koflaşmış maden direkleri gibi

kırk yaşına varmadan ıskartaya çıkanlar da onlardır.

Her gün kelle koltukta inerler madene.

Ecel yoldaşı olurlar birbirlerine.

Cehennemin kıyısında buluşurlar.

İsyanın ve yenilginin dar tebessümü taşınır yüzlerinde.

Gerçek çilekeşlerdir onlar.

Geceleri gündüzlerine karışır,

bedenleri ve ruhları isyan eder,

duyan olmaz.

Acının pişirdiği insanlardır onlar.

Acının büyüğü ise ölüm.

Kader ile gerçek arasındaki farkı da en çok ölümle öderler.

‘Her ölüm erkendir’

lakin madencininki ‘çok erken’.

Madencilerin kalbine doğru bir yolculuğa çıkabilirsek eğer;

hemen görebiliriz taşlaşmış akciğerlerini,

oksijensizlikten mavileşen tenlerini,

gözaltlarındaki mor lekeleri,

sağırlaşmış kulaklarını,

kopmuş ses tellerini,

titreşimden beyazlaşmış parmak uçlarını

ve daha nicelerini…

Zordur taşranın ıssızlığında var olmak…

İnsanın ruhu daralır bazen,

metropoldeki kaybolmuşluğunu arar…

Stres en büyük düşman.

Şifası ‘alışmak’.

Yeni bir utanç değil gördüklerim.

Madene inen ölüme iner.

Ölüm yolcularıdır onlar.

Tanıklığım çok.

Sorularım çok.

Yoksul madencilerin makûs talihi mi ölüm?

Uygarlığın temelinde nice madenler,

nice madenciler var.

Uygarlığın bedelini önce madenciler öder.

Ne yazık ki,

Yirmi birinci Yüzyıl’da bile böyle.

Madencilik biliminin yol göstericiliğine yeterince izin verilmemesi

ve işin daha insani kılınmaması üzücü.

Derin çelişkiler,

zorluklar

ve sancılar yaşıyoruz…

Bir yanda katlanarak büyüyen paranın kuralsızlığı, diğer yanda emeğin kırılan kolu kanadı…

Gücün ve sayıların büyüsünden sıyrılıp,

parçalanıp dağılan vicdanlarımızı ne zaman toplayacağız?

Dünyanın sönmüş külleri akıyor üstümden.

Tüketim çılgınlığı insanca değerleri silip süpürüyor.

Yüzyıllar gerisine sürükleniyoruz sanki.

Taş devrinde miyiz hala?

Olanla olması gereken neden bu kadar farklı?

Bir iç savaş var yeraltında;

korunmasız,

çıplak ve yalnız insanlara karşı.

Suskunluklar sürmese de yenilgiler sürüyor hala.

Sorunun bütüncül çözümü ekosisteme saygıdan mı geçer?

İnsan doğanın hükmedeni değil de, onun bir parçası mı olmalı?

Acaba insanlarımız ne zaman dinleyecekler vicdanlarının seslerini?

Taşa,

ağaca,

kuşa,

insana olan bakışlarını ne zaman değiştirecekler?

Doğanın bütünlüğünü rehber kılan ekolojik uygarlık ne zaman başlayacak?

Bilgelik çağı hiç mi gelmeyecek?

Etik değerler edinip,

vicdani tavırlar takınmalı artık;

doğru sorular sorup doğru cevaplar almak

ve yaşanan onca acıyı içimize gömüp,

bu dünyanın gerçeğini yeniden yaratmak için. 

whatsapp-image-2026-08-30-at-10-25-36.jpeg

Bu yazı toplam 149 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim