Bugün 29 Ağustos 2026 Cumartesi
  • Antalya27 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6907.93
    %0
  • Dolar
    48.2205
    %0
  • Euro
    55.8759
    %0

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

YILDIZLARA BAKARKEN DÜŞENLER 4: ZİYA GÖKALP

29 Ağustos 2026 Cumartesi 22:01

Yazdığı her makalede biyolojik milliyetçiliği yekten reddettiğini ve kültürel milliyetçiliği esas aldığını sık sık vurgulayan bir adam, Cumhuriyet yıllarında ve bilhassa sol - seküler cenahta niçin “ırkçı” olarak anılagelmiştir? Doğrusu hiç anlayamadığım mevzulardan birisidir bu mevzu. Ve üstelik 1910’lu yıllarda bu topraklarda yaşayan, olan biten siyasi olaylara bizzat şahit olan bir cemiyet aydınının “Türk milliyetçisi” olmasından daha doğal ne olabilirdi? O yıllarda herkes milliyetçiydi. Türkiye sosyalistlerinin yere göğe koyamadıkları Mustafa Suphi Türk Ocağında yetişmiş bir Türk milliyetçisi  değil miydi?

1912 senesi, bu ülkenin tarihinde kapanması mümkün olmayan derin bir yaradır. Osmanlı Türkiyesinin yaşadığı en büyük sosyal-siyasal travma kesinlikle Balkan Harbi yenilgisidir ve sonuçları da çok ağır, çok dramatik olmuştur. Yüzlerce yıldır Rumeli toprağında yaşayan milyonlarca Müslüman Türk, birkaç gün içinde doğup büyüdüğü ata topraklarını terk ederek Anadolu’ya kaçmak zorunda kalmıştır. O günlere kadar genellikle “Osmanlı milleti” kavramında ısrar eden, Türk, Rum, Bulgar, Arnavut, Kürt, Arap, Ermeni hep birlikte Sultan Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı mücadele eden İttihat ve Terakki siyasi kadroları, Balkan Harbi faciasından itibaren bu anlayışı süratle terk ederek, “Türk Milliyetçiliği” siyasetini benimsemişler ve devleti de bu politika ekseninde şekillendirmeye başlamışlardır.

O günlerde iktidarı yeniden ele geçiren İttihat ve Terakki’nin büyük fikri değişimi bu olaylar neticesinde ortaya çıkar. İlk zamanlar siyaset meydanından uzak durmaya ve daha ziyade bilimsel ve kültürel sahada durmaya gayret gösteren Ziya Gökalp, Balkan bozgunundan sonra hiç düşünmeden siyasetin merkezine dalar ve İttihat Terakki’nin genel merkezinde yer alır. Elbette sıradan bir genel merkez yöneticisi olması mümkün değildir, fikirleriyle, duruşuyla ve ciddiyetiyle hem partinin hem de ülkenin sosyo-politik gidişatına etki eder.

Ünlü edebiyatçımız Yahya Kemal bakınız o günlerde tanıdığı Ziya Gökalp’i nasıl anlatıyor: “İnsanlara ateş vermek istediği için Kaf Dağlarına zincirlenmiş olan Promete gibi, Ziya Bey kafası ile ilme zincirlenmişti, o zincirinden bir an ayrılamıyordu. Hayata, tabiata, havaiyata dair, dereden tepeden konuşmak nedir bilmiyordu. Her kelime ve her hadise onda bir fikir silsilesi uyandırırdı”. Yahya Kemal Beyin de çok açık ifade ettiği gibi, ateş gibi bir zeka ve akılla donatılmıştı Ziya Gökalp ve aklı fikri bilimsel düşüncelerde, kavramlarda geziniyordu. Galiba bilimsel mevzular dışında yapılan her bir konuşmayı boşa giden zaman olarak değerlendiriyordu.

Ziya Gökalp’i benim nazarımda çok kıymetli kılan olaylardan birisi de, bizim büyük hikayecimiz Refik Halit Karay hakkında gösterdiği feraset olmuştur. Daha önceki yazılarımdan birisinde de anlatmıştım; malum Refik Halit Bey İstanbul’da hem öğretmenlik yapmakta hem de İttihat ve Terakki iktidarı hakkında gazetelerde çok ağır yazılar yazmakta ve hükümeti eleştirmektedir. (Dikkaaat! Zorba ve diktatör olmakla itham edilen İttihat Terakki döneminden söz ediyoruz!)  Bu günlerde Refik Halit’in Çorum’a sürgün edileceğini öğrenir. Ziya Bey’in itibarı ve ağırlığı çok yüksektir, zaten parti merkez – i umumi üyesidir. Soluğu milli eğitim nazırının makamında alır ve aralarında şu konuşma geçer:

“Refik Halit Bey’in Çorum’a tayin edildiğini duydum”. 

“Evet efendim, doğrudur”.

“Rica etsem bu kararı bir kez daha gözden geçiremez misiniz?”

“Aman efendim, gazetelerde bizim için yazdıklarını görmüyor musunuz?”

“Elbette biliyorum. Fakat bu edebiyatçı milleti taşraya gidince körelir, ilhamını kaybeder. Siz yine de bir daha düşünün”.

Partinin en güçlü adamlarından birisinin ricasının ne anlama geldiğini milli eğitim nazırı elbette bilebilecek durumdadır. Nitekim sürgün kararı durdurulur ve Refik Halit Bey, o muhteşem Türkçesi ile İttihat ve Terakki hükümetini yerden yere vurmaya devam eder.

Ziya Gökalp’in yeni cumhuriyetin siyasal felsefesinin oluşumunda fikren Mustafa Kemal Paşa’yı çok etkilediği söylenir ve benim de kanaatim bu yöndedir. Bilhassa 1924 Anayasasında yer alan Türklük tanımının Ziya Gökalp’in kaleminden çıktığından hiç kuşku duymuyorum. Ve bu tanımlamada asla biyolojik ırkçılığa ve kavmi milliyetçiliğe rastlayamazsınız.

Çok erken göçtü bu dünyadan Ziya Bey. Bana göre, bu ülkenin kendisine en fazla ihtiyacı olduğu bir dönemde, 1924 senesinde ve henüz 52 yaşında çekip gitti.

Bendeniz naçizane, bilhassa siyasal İslamcı, Kürt milliyetçisi ve sol – sekuler çevrelerin bu hazine değerindeki aydınımızın eserlerini objektif bir gözle okumalarını dilerim. İnanıyorum ki bu topraklara dair çok kıymetli bilgiler edinecekler.

 

Bu yazı toplam 134 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim