Bugün 19 Ocak 2026 Pazartesi
  • Antalya4 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6389.2
    %0.23
  • Dolar
    43.2723
    %0
  • Euro
    50.1923
    %0

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

SIRLARIN SIRRI NEREDE?

18 Ocak 2026 Pazar 22:49

Bir metni okurken, sinema, tiyatro da olabilir bu resim de satır aralarından arka plana geçerek saklı göndermelerini ve subliminal algı yönetimlerini görmek farklı bir okuma ve anlama boyutudur.

Dan Brown 1964 doğumlu ABD’li bir yazar. Ortalama okurlar tarafından bilinen ve romanlar üzerinden çekilen filmleri ilgiyle izlenen biri.

Matematik profesörü bir baba ile dini müzik öğretmeni bir annenin çocuğu. Bilimle mistik ezgilerin sarmalında yetiştiğini düşünebiliriz.

1781’de ABD’de kurulan Phillips Exeter Akademisi mezunu. Şifre çözme ve gizli hükümet kuruluşlarına ilgi duyan bir tarzı var. Kaynaklarda sanat tarihçisi ve ressam olan eşinin araştırmalarına yardım ettiği belirtiliyor.

Gerilim romanlarıyla tanınan Dan Brown okurlarının her zaman ilgiyle izlediği bir yazar. Daha önce Başlangıç, Cehennem, Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, Dijital Kale, İhanet Noktası isimli kitaplarıyla uluslararası çoksatanlar listelerinde zirveye yerleşen Dan Brown'ın Da Vinci Şifresi adlı eseri 56 dile çevrilmiş ve 250 milyondan fazla kopyası basılmış. Türk okurunun da sevdiği bir kitap bu.

Yıllar önce Da Vinci’nin Şifresi adlı romanını okumaya başladığımda bende uyandırdığı ilk kanı, bu kitabı okuyan Hıristiyanların dinden çıkacağı olmuştu. O dönemde evde internet olmadığından ertesi sabah işe gidermez gitmez araştırdım ki bu roman Vatikan’ın yasak kitap listesindeymiş.

Son romanı Sırların Sırrı’nı okurken polisiye gerilim dışında ilgimi çeken “dışardan gelen bilinç” kavramı oldu. Noetik Bilimci Dr. Katherine Solomon’un basım aşamasında redaktöre giden kitabının dosyasını yok eden, kayıtlı olduğu yerlere girip de silen bir gizli yapı vardır. Daha önce gizli hükümet kuruluşlarına olan ilgisinden söz etmiştik değil mi?

Romanın akışında gördük ki bu gizli yapı CIA’nın bir yan kuruluşu. Hedef insan algılarının dışardan yönlendirilmesi ve Çinlilerle Rusların da çalıştığı bu konuda ABD’nin “ulusak güvenlik” (!) amacıyla rakiplerinden önce uzaktan algı ile istihbarat başta olmak üzere her konuda ön alması. Bir diğer deyişle uluslararası egemen yapının alan kavgası.

Romanın sonlarına yaklaşırken yapılan CIA güzellemesini kaç okur algılar en azından ben bilemem.

Bu projenin tek yöneticisi ise kazan kazan da nasıl kazanırsan kazan anlayışıyla çalışan biridir, sınırsız yetkisiyle. Projenin uygulanabilmesi için de CIA Başkanının baş hukuk danışması Prag’a ABD Büyükelçisi olarak atanır. Ancak Büyükelçi projeden habersizdir.

Çek Cumhuriyeti 1999’da NATO’ya katıldıktan sonra ABD tarafından finanse edilen Echelon adıyla bilinen gözetim ortaklığı gereğince Prag’a bin yüz kamera yerleştirmiştir. Çekya’da kameralara erişimle ilgili yasalar olmasına rağmen ABD ağını kurmuş ve birkaç istisna hariç, büyükelçiliklerine tam erişim yetkisi vermiştir.

Kurban ise Rusya’da bir psikiyatri kliniğinde yatan epilepsi hastasıdır. Bu projenin gizli ortağı Çek nörobilimci bir doktor. (İsimleri özellikle yazmıyorum. Bu yazıda kirlilik olmaması için. Meraklı okur kitapta görecek nasıl olsa.) İşte bu nörobilimci doktor epilepsi (sara) hastası bu kızı o klinikten nasıl alır da Çekya’ya getirir sorusunu sormamanız lazım. Çünkü aynı klinikten alınan bir de erkek hasta vardır ve yapılan deneysel çalışmalarda yaşamını yitirecektir.

Nörolog doktor bilincin kafatasımızın içinde bulunan ve seksen altı milyar nörondan oluşan bin dört yüz gram ağırlığında beynimiz tarafından yaratıldığını söyleyerek ABD’li Noetik bilimcinin henüz yayınlanmamış kitabının içeriği hakkında bilgi almak istemektedir adeta. Çünkü ABD’li Noetik bilimci, bilincin beynimiz tarafından yaratılmadığını söyleyerek onun beynimizin içinde bile olmadığını ileri sürmektedir. Şöyle özetlemeye çalışırsak, “Bu beden benim değil, sadece onun içinde var olduk.”

Noetik bilimci görüşünü savunurken Düz Dünya Teorisi, Yer Merkezli Güneş Sistemi ve Süredurum Kuramının yanlış olmalarına karşın bir zamanlar ciddiye alınıp doğru kabul edildiğini söyler. Ona göre insan bedeni dünya âlemini deneyimleyebilmek için geçici bir araçtan başka bir şey değildir.

Yerleşik olmayan bilinç teorisi

Bilinç beynin içinde değil her yerdedir. Bir başka deyişle, bilinç tüm evrene yayılmıştır. Aslında bilinç, dünyamızın temel taşlarından biridir. Yerleşik olmayan modelde bilinci beyin yaratmaz, bunun yerine çevresinde hâlihazırda olanı deneyimler. En basit anlamıyla beyinlerimiz var olan bilinç matriksleriyle etkileşim kurar.

Noetik bilimciye göre, “Yerleşik olmayan bilinç modelinde beyin, bilinci alan bir tür radyo istasyonu gibidir ve tüm radyolarda olduğu gibi sürekli yayın yapan bir sürü istasyon vardır. İşte tam da burada bir radyonun yakalamak istediği tek frekansı seçebilmesini sağlayan bir ayar düğmesi olduğunu anlayabiliriz. Radyonun tüm istasyonları alma kapasitesi vardır ama ona gelen bütün frekanslar almasını engelleyen bir şey olmazsa tüm frekansları aynı anda çalar. İnsan beyni de aynı şekilde çalışır. Beynin çok fazla duyusal uyaranla yüklenmesini önlemek için bir dizi karmaşık filtresi vardır.

Böylece evrensel bilincin sadece küçük bir kısmına odaklanabilir. Seçici dikkat, beynin filtrelenmesinin önemli bir örneğidir ki buna ‘kokteyl partisi etkisi’ denir. Kalabalık bir partide sadece bizimle konuşan kişinin sözlerine odaklanmak gibi. Ayrıca alışma da filtrelemenin bir başka çeşididir. Tekrarlanan duyusal girdi beyin tarafından o kadar etkili bir şekilde bloklanıyor ki ne klimanın vınlamasını ne de burnumuzun üstündeki gözlüğün ağırlığını hissederiz. Bu filtre o denli güçlüdür ki gözümüzün üstündeki gözlüğü dakikalarca arayabiliriz.”

Filtrelenmiş gerçeklik

Filtrelenmiş gerçeklik antik kutsal metinde tekrarlanan bir temadır. Kuantum fizikçileri bunlardan esinlenmişlerdir. Hindu Vedanta fiziksel zihin, Brahman inancında bilinen evrensel bilincin sadece bir bölümünü kavrayan “sınırlayıcı faktör” olarak görülür. Sufiler zihni ilahi bilincin ışığını gizleyen bir örtü olarak tarif ederler. Kabalacılar zihnin klipotunun (kabuğunun, engellerinin) Tanrının ışığını engellediğini söylerler. Budistler ise egonun evrenden ayrı olduğumuzu düşündüren bir lens olduğu konusunda uyarırlar bizi.

GABA / gama aminobütirik asit

Modern nörobilim beynin gelen verileri filtrelediği biyolojik mekanizmayı tespit etmiştir. GABA… Yani, gama aminobütirik asit. GABA beynin aktivitesini düzenleyen kritik rol oynayan kimyasal bir ileticidir. Ancak tam olarak inhibitör ajandır bu. Yani nöronların ateşlenmesini engelleyerek aktivitelerini engellemektedir. Bir diğer deyişle GABA fazla girdiyi ayıklamak için beynin bazı bölümlerini kapatmaktadır. Bu durum da beyne daha çok bilgi yüklenmesi engellenmektedir. GABA tıpkı radyodaki ayar düğmesi gibi, alımı tek bir frekansla sınırlarken diğer onlarca frekansı engellemektedir. İşte tam da burada Nicola Tesla’nın “Beynim bir alıcı. Evrende, bilgiyi çektiğimiz bir merkez var” sözünü hatırlayabiliriz.

Özetlersek: esas itibarıyla tüm insanların evrenin gerçek doğasını algılayabilecek donanıma sahip olduklarını ama ölüm anına kadar kimyasal engellerle bunu kullanamadığımızı söyleyebiliriz.

Yukarıdaki ifadedeki “ölüm anı” zihnimde bir pencere açtı. Birkaç yıl önce Ankara’da yaşayan teyzemin bana anlattıkları. Anneannem son günlerini teyzemin yanında onun bakımıyla geçirmişti. Bir gece anneannemin başını beklerken yan yatan anneannemin sırt üstü döndüğünü, geceliğine çeki düzen vererek tavanda bir noktaya bakmaya başladığını görünce “Anne iyi misin?” diye sorar, ancak cevap alamaz. Birkaç saniye sonra tavandaki o sabit noktaya bakarak, “Tamam baba, geliyorum” der ve biraz sonra da ruhunu teslim eder.

Bu yazıda söylemeye çalıştığımız üzere beynin GABA seviyesinin düştüğünü belirtmiştik, değil mi? Biz ölürken GABA seviyesi düşer, betin filtreleri kalkar ve gerçekliği çok daha geniş bir bant aralığında algılarız.

Anneannem babası Hoca Hayret Efendi’yi çok küçük yaşta kaybeder. Hoca efendinin bize kalan bir fotoğrafı da yoktur.

Bu yazı toplam 104 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim