Neden durup dururken yine Kant’a sığındım? Bugünün dünyasında; bildirimlerin istilası altında, zamana karşı değil, "algoritmaya karşı" yarıştığımız, bu hız çağında beni ayakta tutan tek şey hümanizm. Bireyi hâlâ önemsiyorum.
Kant ne demişti? “İnsan, bir araç olarak değil, kendisi bir amaç olarak vardır.” Şimdi etrafınıza bir bakın. İnsan, 2026 yılında bir "amaç" mı, yoksa yapay zekayı besleyen bir "veri seti" mi? Sosyal medya devleri ve streaming platformları bizi birer özne olarak değil, reklam verenlere satılacak birer "dikkat süresi" olarak görüyor. Kant’ın "nesneleştirme" uyarısı, bugün dijital dünyanın ekranlarından sızıp ruhumuza kadar işledi.
Rating Canavarından Algoritma Diktatörlüğüne
2000’lerin başında "rating canavarı" insanları yutuyordu, şimdi ise "algoritmalar" bizi öğütüyor. Liberalizm maskesi altında, "Bunu izlemeyi siz seçtiniz, o zaman buna katlanacaksınız" retoriği daha da keskinleşti. Eskiden "İstemeyen kumandaya bassın" derlerdi, şimdi "Algoritma seni benden iyi tanıyor, kaçamazsın" diyorlar.
Kaldırıldı sandığımız o "insan onurunu zedeleyen" programlar ölmedi, sadece evrildi. Televizyonun gündüz kuşağı, yargısız infazların yapıldığı, aile mahremiyetinin milyonlar önünde parçalandığı birer dijital gladyatör arenasına dönüştü. "Şov programı bu!" çığlıkları arasında, insanların acıları üzerinden linkler paylaşılıyor, sponsorlu ürünler satılıyor.
Edebiyat mı, "Personal Brand" mi?
Eskinin "Gamzeli aşıkları" gitti, yerine "Personal Brand" (Kişisel Marka) yöneten influencer-yazarlar geldi. Artık bir kitabın derinliği değil, yazarın Instagram Reels videosundaki estetiği veya X’teki (Twitter) linç kültürüne ne kadar iyi uyum sağladığı konuşuluyor. Adam Smith haklıydı; halka karşı örgütlenmenin en modern yolu, "samimiyeti" bir pazarlama stratejisi haline getirmek oldu. Bugün "şeffaflık" bir erdem değil, daha fazla takipçi kazanmak için kullanılan bir "içerik türü".
Türkiye’nin sorunu hâlâ işsizlik, ama artık daha derin bir boyutu var: "Anlamsızlık". Gençler artık sadece zengin olabilecekleri mesleği değil, "hiç çalışmadan nasıl zengin olunacağını" sorguluyor. Ya da umutsuzluk sarmalında hayallerinin ve öğrenen birey olma ideallerinin çok uzağında.
Bugün ise bilim ülkemizde belki hâlâ zengin etmiyor ama insanı "araç" olmaktan kurtaracak tek sığınak hâlâ o.
İnsan kalabilen, "nesne" olmayı reddeden herkese...
Ramazan bayramımız huzur dolu olsun.
Bu yazı toplam 121 defa okunmuştur.