Bugün 05 Şubat 2026 Perşembe
  • Antalya7 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6946.2
    %0.46
  • Dolar
    43.5052
    %0.03
  • Euro
    51.4362
    %0.29

DOÇ DR BEKİR DİREKCİ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
DOÇ DR BEKİR DİREKCİ / KONUK YAZAR

DİL POLİTİKALARI (UYGUR DÖNEMİ)

05 Şubat 2026 Perşembe 00:10

Uygur kimliğinin inşasında “Uygur” adının etimolojisi etrafında süregelen tartışmalar önemli bir yer tutmaktadır. Sözcüğün “uymak, itaat etmek” anlam alanına bağlanması yaygın bir yaklaşım olmakla birlikte, Göktürk Yazıtları’ndaki kullanımlar ve Eski Türkçenin ses bilgisel verileri bu yorumun kesinliğini tartışmalı kılmaktadır. Divânü Lügati’t-Türk’teki fiil türevleri dikkate alındığında, adın askerî ve siyasî hâkimiyetle ilişkili bir anlam çerçevesine de sahip olabileceği görülmektedir.

Uygurlar, 744 yılında Basmıl ve Karluk boylarıyla kurdukları ittifak sonucunda İkinci Göktürk Kağanlığı’na son vererek Ötüken merkezli yeni bir siyasî düzen tesis etmiş; “Dokuz Oğuz” konfederasyonu temelinde şekillenen bu yapı, kısa sürede Orta Asya’nın başat güçlerinden biri hâline gelmiştir. Köl Kağan, Bayan Çor Kağan ve Bögü Kağan dönemlerinde izlenen askerî ve diplomatik stratejiler Uygurların siyasî nüfuz alanını genişletmiştir. Uygur tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri, 762 yılında Maniheizm’in resmî devlet dini olarak kabul edilmesidir. Bu tercih, salt inanç temelli bir yönelimden ziyade, Çin ile ilişkilerde stratejik avantaj sağlamaya yönelik bilinçli bir siyasî hamle olarak değerlendirilir. Ancak Maniheist öğretinin bozkır temelli savaşçı yaşam tarzıyla uyumsuzluğu, Uygur toplumunun askerî yapısında zayıflamalara yol açmış; şehirleşme ve ticaretin teşvik edilmesiyle birlikte akıncı geleneğin gerilemesi hızlanmıştır. İç iktidar mücadeleleri, ekonomik sorunlar ve Çin kaynaklı siyasî baskılarla birleşen bu süreç, 840 yılında Kırgız saldırıları sonucunda kağanlığın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Devletin çöküşü sonrasında Uygur topluluklarının güney ve güneybatıya yönelen göçleri, Kansu ve Hoço merkezli yeni siyasî ve kültürel oluşumların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu yerleşik Uygur devletleri, siyasî bağımsızlıklarını uzun vadede koruyamasalar da, Uygur kültürünün ve dilinin yeni coğrafyalarda yeniden örgütlenmesine zemin hazırlamış; özellikle yazılı kültürün yoğunlaştığı merkezler hâline gelmiştir. Bu bağlamda Eski Uygur Türkçesi, Göktürkçeden sonra Türk dilinin ikinci büyük yazı dili evresi olarak şekillenmiş ve büyük ölçüde Maniheist, Budist ve Hristiyan (Nesturî) metinlerin tercümeleri aracılığıyla gelişmiştir.

Eski Uygur Türkçesi, Göktürk Türkçesinin kısa, somut ve anıtsal anlatımına karşılık, soyut düşünceyi ifade etmeye elverişli, süslü üslup özellikleri ve ikilemelerin yoğun kullanımıyla dikkat çeken bir dil yapısı sergilemiştir. Bu farklılaşma, Türk dilinde yazılı kültürün derinleştiği ve düşünsel ifade kapasitesinin genişlediği bir aşamayı temsil etmektedir. Uygur döneminde uygulanan dil politikaları, Türkçenin yalnızca etnik kimliği koruyan bir araç olmanın ötesine geçerek devlet dili, kültür dili ve bilgi dili işlevlerini birlikte üstlenmesini sağlamıştır. Göktürk runik alfabesinin yerine Soğd kökenli Uygur alfabesinin benimsenmesi, kitap üretimine, kâğıt ve mürekkep teknolojisine ve standartlaşmaya daha uygun bir yazı sistemi oluşturmayı hedefleyen bir tercihtir. Alfabe değişimi, dil politikasının işlevsel ve teknolojik uyum arayışının somut bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Uygurların Maniheizm, Budizm ve kısmen Hristiyanlıkla kurdukları ilişkiler, Türkçenin terminolojik zenginleşmesini hızlandırmış; Soğdca, Çince, Sanskritçe ve Toharca gibi dillerden yapılan sistematik çeviriler, Türkçeyi öğretici, dinî metinlerin taşıyıcısı hâline getirmiştir. Eğitim altyapısının manastırlar ve şehir merkezleri etrafında örgütlenmesi, okuryazarlığın görece geniş toplumsal kesimlere yayılmasına katkı sağlamış; vaazlardan hukuk belgelerine, ahlak risalelerinden edebî anlatılara uzanan geniş bir metin üretimi ortaya çıkmıştır. Bu gelişme, Türkçenin uzun soluklu ve hacimli eserler üreten bir dil hâline gelmesinin göstergesidir.

Uygur dönemi, Türk dili tarihinde kimlik merkezli Göktürk dil politikasından, Karahanlılarla birlikte belirginleşecek İslami yazı dili evresine geçişin köprü aşamasını oluşturmaktadır. Uygurlar, yalnızca siyasî bir güç olarak değil; yerleşik hayatın, dinî çoğulculuğun ve yazılı kültürün gelişiminde belirleyici bir medeniyet aktörü olarak Türk tarihindeki özgün konumlarını tesis etmişlerdir.

Bu yazı toplam 105 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim