Bugün 02 Şubat 2026 Pazartesi
  • Antalya14 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6594.43
    %-2.85
  • Dolar
    43.4845
    %-0.01
  • Euro
    51.3862
    %-0.44

NİNA ŞAHİN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NİNA ŞAHİN / KONUK YAZAR

HIZLI YALNIZLAŞMA'NIN ONTOLOJİSİ

02 Şubat 2026 Pazartesi 15:36

 

 

 

Hızlı Yalnızlaşma / VEYSEL ÇOLAK

Öfke diyen, isyan diyen sözcükleri düşündüm
bir de ihanet sözcüğünü.

Bir ünlem oldum hepsinin yanında.

Harflerin örgütüydü her sözcük
bazılarının sesi büyüktü, bazıları sessiz
her harf bir kapıydı, oradan girilirdi dünyaya 
varlık sese dönüşürdü bir şey söylendiğinde
bir harfi düşse ağır yaralanırdı sözcük
ölürdü yaşamdaki anlamı.

Sözcüklerde bir harfiz her birimiz
bunu unutmamalı kimse
yoksa dönüp ardına baktığında
kendini bile  göremez insan.

                    Dünya, Kaşıyaka 2026

whatsapp-image-2026-02-02-at-14-49-16.jpeg

Duygular yalnızca onları hissettiğimizde mi gerçektir, yoksa adlarını koyduğumuzda mı? Şair, “Öfke diyen, isyan diyen sözcükleri düşündüm / bir de ihanet sözcüğünü” derken bizi duyguların sıcak alanından çekip, kavramların soğuk ama berrak dünyasına davet eder. Ne var ki bu davet basit bir entelektüel alıştırma değildir; bastırılmış, zihinselleştirilmiş bir ruh hâlinin dışavurumudur. 

Öfkeyi, isyanı ve ihaneti birer “düşünce” nesnesine dönüştürmesi, aslında onların yarattığı katlanılmaz acıyla arasına mesafe koyma çabasını ele verir. İnsan önce hisseder; fakat acı, sözcüklere dökülemeyecek kadar yoğunlaştığında, kendi içine  kavramların o güvenli ama soğuk mesafesine çekilir. Toplumsal bağlarımız koptuğunda tutunduğumuz o son uçurum kenarları, kimi zaman tutunurken ellerimizi parçalayan sarp kayalıklara dönüşür.

“Bir ünlem oldum hepsinin yanında.” Şairin kendini bir ünlemle özdeşleştirmesi, ilk bakışta bir tepki gibi görünse de aslında derin bir trajediyi barındırır. Ünlem; konuşmaz, sadece haykırır. Bir cümle kurmaz; öznesi ve yüklemi yoktur. Bu yüzden ortada ne bir hikâye ne de bir süreklilik kalmıştır. Ünlem imgesi, aslında modern insanın yaşadığı büyük çelişkiyi simgeler; bireyi hızla derin bir yalnızlığa sürükleyen yolun hem başlangıcı hem de kabullenişidir.

''Her harf bir kapıydı, oradan girilirdi dünyaya / varlık sese dönüşürdü bir şey söylendiğinde.” Şair burada, Heidegger’in meşhur “Dil, varlığın evidir” düşüncesiyle sarsıcı bir bağ kurar. peki neden sarsıcı? Çünkü şairin dile yüklediği anlamın sadece bir "iletişim aracı" olmaktan çıkıp, doğrudan hayatta kalma meselesine dönüşmesidir. Şiirsel evrende dünya, ancak dil aracılığıyla inşa edilir; varlığın sese dönüşmesi ise insanın ancak "söz" alabildiği, kendini ifade edebildiği ölçüde bu dünyada gerçek bir yer işgal ettiğini söyler.

Bu bağlamda suskunluk; sanıldığı gibi bir erdem değil, aksine sessiz bir yok oluş riskidir. Harfin düşmesi ise tam bir kırılma anıdır. ''Bir harfi düşse ağır yaralanırdı sözcük'' çağrışımı; insanın kendini ifade yetisini kaybetmesinin, varoluşsal bir ölümle eşdeğer olduğunu gösterir. Elbette burada kastedilen fiziksel bir engel değil, ruhun ve anlamın harflerini yitirmesidir. Sözcükler yaralandığında, o sözcüklerin içine sığınan insan da ağır yaralar alır; çünkü dil yıkıldığında, varlığın sığınacağı o tek kale de çökmüş demektir.

“Sözcüklerde bir harfiz her birimiz.” Şair burada  bireyin hem vazgeçilmezliğini hem de o ince kırılganlığını aynı anda hatırlatarak, her birimizin bir bütün içindeki hayati önemini vurgular. Bir harf tek başına bir anlam ifade etmiyor gibi görünse de, onun yokluğu koca bir sözcüğün anlamını sakatlar ve bütünü bozar. Şair, bir insanın ancak başkalarıyla bir araya geldiğinde ve büyük bir bütünün parçası olduğunda gerçek bir değer kazandığını hatırlatmak ister. Bu, sadece bireysel bir varoluş çabası değildir; insanın ancak diğer 'harflerle' yan yana gelerek ortak bir anlam, yani bir 'sözcük' oluşturabildiği o köklü ve sarsılmaz bağın ifadesidir.

Martin Heidegger’in "Dil, varlığın evidir" ontolojik tespiti; Jean-Paul Sartre’ın insanın özünü kendi eylem ve söylemleriyle inşa ettiğine dair varoluşçu tezi ve Albert Camus’nün evrenin sessizliği karşısında insanın anlam arayışını niteleyen "uyumsuz" (absürt) felsefesi, şiirin entelektüel zeminini tahkim eder. Şiirin son birimi, varoluşçu geleneğin en radikal uyarılarından birini örnekler: Sartre ve Camus’nün perspektifinden bakıldığında, bireyin kendi varlığını ancak dilsel ve eylemsel bir süreklilik içerisinde kurabildiği görülür. Dolayısıyla sözcükten, anlatıdan ve dilden kopuş; Birey için yalnızca toplumsal bir yabancılaşma değil; aynı zamanda kendi tarihsel sürekliliğini ve anlam dünyasını kökten yitirdiği varoluşsal bir yıkım niteliğindedir.

Nihayetinde Veysel Çolak; dilsel kopuşu varoluşsal bir bozgunla eşdeğer görerek, modern özneyi kendi anlam dünyasının harabeleri arasında sarsıcı bir yüzleşmeye davet eder. Şiir dilin sükûtu ve kelimelerin yaralanmasıyla başlayan bu süreç, birey için kaçınılmaz ve 'Hızlı Yalnızlaşma' ile mühürlenen bir yok oluşun ilanıdır.

 

Bu yazı toplam 263 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim