Bugün 13 Eylül 2026 Pazar
  • Antalya26 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6784.09
    %0
  • Dolar
    48.3905
    %0
  • Euro
    56.495
    %0

AHMET DİKİCİ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET DİKİCİ / KONUK YAZAR

GEÇİM DERDİ GÖLGESİNDE ÖĞRENCİLER İÇİN İLK DERS ZİLİ

13 Eylül 2026 Pazar 21:00

Yarın milyonlarca öğrenci okul ziliyle birlikte sınıflarına, öğretmenlerine ve arkadaşlarına kavuşacak. 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlarken resmî verilere baktığımızda karşımıza devasa bir tablo çıkıyor: Türkiye genelinde okul öncesinden lise son sınıfa kadar örgün eğitimde 19 milyon 242 bin 503 öğrenci ve bu sistemi omuzlayan 1 milyon 147 bin 441 öğretmen yeni bir maraton için hazırlıklarını tamamladı. Kağıt üzerinde büyük görünen bu ordu, ülkenin yarınlarını inşa etme iddiası taşısa da, tablonun arka planında neşeli koridorlardan ziyade mutfaklardaki yangın ve evlerdeki derin bir çaresizlik hakim.
​Yılın bu dönemi, çocuklar için yeni bir başlangıcın heyecanını müjdelerken, anne babalar için bütçe kabusunun fişeğini çekiyor. Tarihin en sert ekonomik dar boğazlarından birinin yaşandığı günümüzde, okul alışverişi sevinçle karşılanan bir gelenek olmaktan çoktan çıktı; hanelerin üzerine karabasan gibi çöken bir borç sarmalına dönüştü. Market raflarındaki etiket değişim hızının hane halkı gelirlerini katbekat aştığı bu dönemde, ebeveynler için eylül ayı, yılın en kaygılı zamanı haline geldi.
​Bir yanda milyonlarca çocuğun anayasal ve insani hakkı olan nitelikli eğitim talebi var; diğer yanda ise asgari ücretin veya yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veren aileler. Kalem kalem hesaplandığında durumun vahameti şehir merkezlerinde ve köylerde farklı ama bir o kadar acı şekilde kendini gösteriyor. En temel defter, boya, kalem ve çanta setleri bile kurdaki ve enflasyondaki artışla birlikte tek bir çocuk için sırtlanılması imkansız maliyetler doğuruyor. Kaliteli bir çanta almak lüks kategoriye girerken, her eğitim döneminin başında hazırlanan ve temel ihtiyaç niteliğindeki kırtasiye listeleri bütçeleri doğrudan deliyor. Gelişme çağındaki çocukların her yıl boy atması sebebiyle yenilemek zorunda olduğu üniformalar ve ayakkabılar da işin tuzu biberi oluyor. Birden fazla çocuğu okutmanın getirdiği bu devasa mali baskı altında aileler, bayramlık bile alamazken okul masraflarını denkleştirebilmek için esnafa veresiye yazdırmak ya da kredi kartı limitlerini sonuna kadar zorlamak zorunda kalıyor.
​Mesele sadece kırtasiye ve kıyafetle de bitmiyor; işin içine coğrafi eşitsizlikler ve ulaşım girdikçe çember daha da daralıyor. Büyükşehirlerde bütçeleri ezip geçen, akaryakıt, bakım ve şoför maliyetleriyle katlanan servis ücretleri, velileri bütçelerinden büyük ödünler vermeye iterken; taşımalı eğitim sistemindeki daralmalar ve kısıtlamalar yüzünden kırsal bölgelerde okullarına ulaşmaya çalışan çocukların yaşadığı çile katlanarak artıyor. Bir tarafta şehir içi trafiğinde servis minibüslerinin aylık faturalarıyla boğuşan dar gelirli ebeveynler, diğer tarafta köylerinden taşımalı sistemle okullarına gidip gelmek zorunda olan ve bu alandaki aksaklıklar yüzünden mağduriyet yaşayan binlerce öğrenci gerçeği duruyor. Kırsaldaki pek çok aile, ekonomik imkansızlıklar ve yetersiz kalan çözümler karşısında kendi imkanlarıyla servis organize etmeye çalışıyor ancak artan akaryakıt fiyatları bu çabaları da kısa sürede çıkmaza sokuyor.
​Bu tablo, yalnızca ekonomik bir krizin ötesinde, toplumsal geleceğimizi sarsan devasa bir adalet sorunu barındırıyor. Öğretmenlerimiz sınıflarda imkansızlıklar içinde fırsat eşitliği yaratmaya, çocukların eksiklerini kendi imkanlarıyla kapatmaya çalışırken; dışarıda veliler "Acaba bu ay hangi faturayı ödemeyip servis veya defter parasını denkleştireceğim?" sorusuyla boğuşuyor. Eğitimde fırsat eşitliği; büyükşehirlerde servise bindirilemeyen, kırsalda ise taşımalı eğitimin daralan imkanlarıyla okuluna erişmekte zorlanan çocukların ve parası olanın en iyi donanıma ulaştığı düzenin ortasında ezilen dar gelirli ailelerin acı bir çarkına dönüşmüş durumda. Sınıflar silgi ve kalem kokarken, evlerde ise borç ödeme planlarının ve kara kara düşünmenin yarattığı ağır bir sessizlik hüküm sürüyor.
​Yarın okullar açılacak, kameralar bahçelerdeki neşeli çocuk yüzlerini çekecek, yetkililer "Geleceğimiz teminat altındadır" demeçleri verecek. Lakin asıl mesele, o kameraların görmediği yerdedir: Şehirlerin beton yığınları arasında artan servis ve kırtasiye masraflarıyla belleri bükülenlerin, köy yollarında taşımalı eğitimin sıkıntısını çekenlerin ve pazar sepeti yerine okul listesini doldururken derin bir çaresizlik yaşayan anne babaların sessizliğindedir. Bu ülkenin çocukları en iyisini hak ediyor; ancak o çocukları borç harç içinde, servis kuyruklarını ve okul masraflarını kara kara düşünerek okutmaya çalışan milyonlarca aile, bu ağır tabloyla baş başa kalmışlardır. 

Bu yazı toplam 56 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim