Bugün 12 Eylül 2026 Cumartesi
  • Antalya33 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6784.09
    %0
  • Dolar
    48.3905
    %0
  • Euro
    56.495
    %0

YUNUS YAŞAR / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YUNUS YAŞAR / KONUK YAZAR

ABDULLAH ŞANAL, ÇETİN BOĞA VE BİR RESİMLİ ŞİİR SERGİSİ

12 Eylül 2026 Cumartesi 09:51

(Değerli şair dostlarım Abdullah Şanal ve Çetin Boğa’yı özlemle anarak)

Yıl 2005. Aylardan Ekim. Antalya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde kişisel “Resimli Şiir” sergim var. Selçuklu döneminden kalma tarihi bir külliye, Atmışlı yıllarda restore edilerek Güzel Sanatlar Galerisi olarak hizmete açılmış. Antalya’nın merkezinde ve Cumhuriyet Meydanı’nın hemen yan tarafı.

Kapalı mekânın dışında, Cumhuriyet Caddesi’ne bakan bahçesinde, üstü tente ile kapatılmış, sabit panolardan oluşan bir de açık hava sergi yeri de var. Benim sergim bahçede.

Bizim toplumumuz, kapalı mekanlarda gerçekleştirelen kültür/sanat etkinliklerine hep çekinceyle bakmıştır. Parklarda, sokak aralarında, meydanlarda yapılan açık hava etkinliklerine ilgi alanı olsun ya da olmasın durur bir köşeye göz ucuyla da olsun izler. İlgisini çekmiş ise daha yakından katılır.

Ben, genellikle sokak sergilerini tercih ediyorum. Bana tahsis edilen tarihler arasında, her sabah saat 10.00 gibi tabloları panolara asıyorum; akşam 11.00 - 12.00 gibi topluyorum.

Masanın üzerine kitaplarımı koyarak Antalyalı kitapseverlerle hem sohbet ediyor, almak isteyenlere de imzalıyorum.

Bir akşam üzeri. Antalya’nın bunaltıcı sıcağı ağır ağır yerini meltem serinliğine bırakıyor. Abdullah Şanal geliyor ziyaretime. Bir ara; “müsaade edersen masanın bir ucuna ben de kitaplarımdan bir kaçını koysam. Hem sana yoldaş olurum, hem de sohbet ederiz” diyor.

“Olur” diyorum. Abdullah Şanal, kalkıp park ettiği arabasının bagajından bir poşet kitapla geri dönüyor. Masanın bir ucundan yer boşaltıyorum. Kitaplarını yerleştiriyor.

Okulların dağılma vakti. Bir kız öğrenci galerinin bahçesinden içeri girerek bize doğru yöneliyor. Ben, Abdullah Şanal’ın öğrencisi diye düşünüyorum. Önümde durup bir kitap uzatıyor. Bakıyorum, “Ekin Kokan Ellerin”. 1971 yılında Çukurova Radyosu Müdürü, şair Ergun Evren’in önsözü ve katkılarıyla yayımlanan bir kitabım. Şaşırıyornum.

“Nerden geçti elinize?” diyorum. “Bu kitap bende yok. 12 Eylül darbesinden sonra İstanbul Selimiye’de idamla yargılanırken, polisler bir gece yarısı gelip kitaplığımdaki bütün kitaplarla birlikte arşivimi vekendi yazdığım kitapları da götürmüşler.”

Öğrenci, söze giriyor; “Babam 1971 yılında Mersin Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’ndeaçtığınız bir serginizde imzalatmış size. Ben ikinci kez imzalatmaya geldim” diyor. Duygulanıyorum. Gözlerim yaşarıyor.

“O zaman siz dünyada değildiniz daha. Babanızı gönülden kutlamak isterim. 12 Eylül faşizminin uyguladığı baskı ve korkudan herkes kitaplarını yakarken; saklanmış, korunmuş, yangınlardan terhis olmuş bir kitap. İzin verirseniz bir fotokopisini alabilir miyim?” diyorum.

“Sizde kalsın” diyor öğrenci. “Çok etkilendim. Madem ki sizde yok, benden size hatıra olsun.”

“Olmaz!” diyorum. “Siz şöyle buyurun, ben hemen fotokopisini alır gelirim”
“Lütfen Hocam!” diyor öğrenci.
Koşarak gidip, Ekin Kokan Ellerin’in fotokopisini yaptırıyorum.
Çok Sesli Ağıtlar, Benim İşim Seni Sevmek adlı şiir kitaplarımla birlikte Ekin Kokan
Ellerin’i de ikinci kez imzalayıp öğrenciye teslim ediyorum.
*
Bir başka gün. Cumartesi, akşamüzeri. Adana’dan şair dostum Çetin Boğa geliyor sergimi ziyarete. Masadaki bir boş sandalyeye oturtuyorum. Bir kolu alçı/sargıda. Yüzünde darp izleri var. Kucaklaşıyoruz. “Geçmiş olsun” diyorum, “Ne oldu size?”

“Sorma yav Yunus. Kaleiçi’nde bir pansiyorda kalıyorum. Kafam iyi. Gece geç vakityatmaya giderken üç kişi yolumu kesti. Bir yetmişlik şarap parası istediler. Olsa verirdim birilsin, inan ki yoktu. Beni ortalarına alıp bir güzel benzettiler. Cebimde ne var ne yok hepsini çekmişler. Kendimden geçmişim. Sabah bir uyandım ki, hastanede yatıyorum. Kolumda kırıklar var. Alçıya aldılar. İki saat önce taburcu oldum.”

“Aç mısın?” diyorum, “Hastanede verdikleri kahvaltıyla duruyorum.” diyor. Caddeden geçmekte olan seyyar simitçiye sesleniyorum. Evden eşimin kattığı biraz da kuru pasta ve börek var. Çay söylüyorum.

“Bilirsin” diyor Çetin Boğa, “Antalya benim için özel bir kent. Sen varsın, ANSAN (Antalya Sanatçılar Derneği) var. Kültür ve sanatın kalbinin atığı yer. Bütün sanatçıların uğrak yeri. Ne zaman gelsem mutlaka birkaç dostla karşılaşırım. Etkinlikler, sergiler, söyleşiler, paneller, imza günleri..”

“Yanında kitap getirdin mi” diyorum.
“20 kitap almıştım valizime. İkisini pansiyonda tanıştığım iki arkadaşa imzaladım.”

“Kalanları getir, burada hem sohbet eder, hem de isteyen olursa imzalarsın”
“Zaten Adana’ya dönecek param da kalmadı. Umarım satılır”
Kaldığı pansiyon’a gitti. Kalan 18 kitabı masanın ön karafında bir bere yerleştiriyoruz.

Şiirden, edebiyattan, dergicilikten.. derken saat akşamın geç vakti oluyor.
“Haydi şansın varmış” diyorum. “Kitapların hepsi satıldı.”
“Sağ olasın Yunus” diyor, “Dönüş parası çıktı da, pansiyona biraz borcum var.”
“Bu günkü benim imzaladığım kitapları da dahil edersek.. Yetiyor mu?”
“Sağ ol be Yunus. Bu günü hep tatırlayacağım.”
Sergiyi birlikte topluyoruz. Çetin Boğa’yı pansiyona bırakırken, vedalaşıp ayrılıyorum.

Bu yazı toplam 106 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim