Bugün 09 Ocak 2026 Cuma
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6121.517
    %0.00
  • Dolar
    43.0386
    %0.00
  • Euro
    50.336
    %0.00

MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

HİNT-AVRUPA DİL TEORİSİNE ELEŞTİREL YAKLAŞIM

08 Ocak 2026 Perşembe 19:12

Dev/div ve divan kelimeleri etrafında yürütülen bu inceleme, Hint-Avrupa dil ailesi tasnifinin 18. ve 19. yüzyılda nasıl kurulduğunu ve bu tasnifin hangi metodolojik ve ideolojik sınırlara sahip olduğunu sorgulamayı amaçlamaktadır. Karşılaştırmalı dilbilimin kurucu isimleri olan Franz Bopp, August Schleicher ve Max Müller,  Sanskritçe, Yunanca ve Latince gibi yazılı klasik dilleri merkeze alarak Hint-Avrupa dil ailesini inşa etmişlerdir. Franz Bopp,Sanskritçe deva ile, latince deu ve Yunanca Zeus kelimeleri arasındaki ses benzerliğinden hareket ederek kafadan deiwos kökünü kurdu. Bu kök Aryan'dır. Dedi. Max Müller,  Vedik Hint metinlerini doğa mitolojisine bağladı. Dil ırk eşitlemesi yaptı. Hintlilerin Avrupalı olduğu fikrine vardı. Schleicher, Ana merkez Ağacı Avrupa kabul edip, diğer kıta insanlarını yok saydı. Kültürel temasın olamayacağını diğer canlıların insan olamayacağını düşündü. Bu uyduruk teorilerin kaynağı bu üç uyduruk beyindir.

Bu yaklaşımlarda yazılı tanıklık, çoğu zaman kökenin kendisiyle özdeşleştirilmiş; Avrasya bozkırlarında binyıllar boyunca varlığını sürdüren sözlü kültür, yatay temas ve eklemeli dillerin dolaşımı metodolojik olarak dışarıda bırakılmıştır. Sanskritçe olan Dev/div kelimelerinin Yunanca ve Roma dillerinde söylenişlerinden hareketle   yukarıda adlarını saydığım bilim adamları Sanskrit dilini Hint – Avrupa dil ailesi içerisinde değerlendirerek Avesta, İran, Hindistan dilini; Hint – Avrupa dil ailesi içerisinde değerlendirmişlerdir.  Bu dili konuşan insanlara Âri ırk demişlerdir.  Ari ırk teorisini Bi-sutun anıtında geçen Âri kelimesinden hareketle oluşturmuşlardır. Bu kelimeye temiz saf anlamları yüklenerek kelime beyaz ırka mal edilmiştir. Kelime Türkçedir.

Sanskritçe deva ve Avestaca daēva biçimleri, klasik Hint-Avrupa etimoloji literatüründe PIE *deiwos (“parlayan, göksel”) köküne bağlanır ancak bu açıklama ciddi sorunlar barındırmaktadır. Öncelikle dev/div kelimesi yalnızca Hint ve İran sahasında değil, Orta Asya, Türk dünyası, Kafkasya ve Anadolu anlatılarında da yerli bir mitolojik kategori olarak karşımıza çıkar. İkinci olarak kelimenin anlam alanı coğrafyaya göre keskin biçimde değişmektedir: Hint dünyasında deva tanrısal bir varlığı ifade ederken, İran sahasında Zerdüşt reformu sonrasında daēva şeytanî bir varlığa dönüştürülmüş, Türk dünyasında ise dev olağanüstü güç ve büyüklük sahibi varlık anlamını korumuştur.  Bu tür sert anlam kırılmaları, dil içi doğal evrimden ziyade inanç ve iktidar merkezli reformlarla açıklanabilir. Üçüncü olarak, kelimenin Türkçedeki davranışı dikkat çekicidir: dev kökü devasa, devleşmek, devler gibi türevlerle son derece üretkendir.. Ödünç alınmış ve yabancı bir terimin, bir dilde bu denli üretken hâle gelmesi istisnaîdir. Ve kelime Türkçedir. Türkçe bir kelimenin evrilerek çevrilerek Yunanca yapılması anlaşılır değildir.

Bu kelime Zerdüşt reformu bu bağlamda özel bir önem taşır. Üstelik Zerdüşt Saka Türk’üdür. Avestaca daēva kelimesinin bilinçli biçimde “şer varlık” anlamına çekilmesi, dilsel bir zorunluluk değil, teolojik ve ideolojik bir tercihtir. Dinler tarihçisi Mircea Eliade’nin de vurguladığı üzere, birçok dinde yeni inanç sistemleri eski kutsal varlıkları şeytanlaştırarak meşruiyet kurar.  Bu durum, dev/div kökünün reform öncesinde kutsal ve yüce bir anlam alanına sahip olduğunu dolaylı biçimde doğrulamaktadır.

Bu noktada divan kelimesi belirleyici bir delil olarak karşımıza çıkar. Divan, İran sahasında doğaüstü varlıkların meclisi çağrışımına sahipken, Türk-İslâm dünyasında yüce meclis, hüküm ve hikmet makamı anlamını kazanmıştır. Eğer div/dev kökü baştan itibaren yalnızca “şer” ile ilişkili olsaydı, bu kökten türeyen divan kelimesinin otorite, düzen ve hikmet ifade etmesi izah edilemezdi. Divan terimi, div/dev kökünün “büyük, üstün ve hükmeden varlıklar topluluğu” anlam alanını tarih boyunca koruduğunu göstermektedir 

Sanskritçenin dil tipolojisi bağlamında sıkça ileri sürülen bir argüman, bu dilde eklerin çoğunlukla sona gelmesidir. Bütün Asyatik dillerde ekler genelde sondadır. Bu kuraldan Sanskritçe ari değildir. Sanskritçe ön İskitcedir. Yunanla ve batı dilleriyle alakası yoktur Sanskritçenin tipolojik olarak çekimli kabul edilmesi yanlıştır.  Dev/div kökünün eklemeli dillerdeki üretkenliğe doğal biçimde uyum sağlaması, Asyatik ekleri kabul etmesi, kelimenin Turanî/Asyatik sözlük katmanına ait olduğu tezini güçlendirmektedir.

İran dilleri ve günümüzde “Kürtçe” olarak adlandırılan dil alanı da bu tartışmanın dışında tutulamaz. İran dilleri geleneksel olarak Hint-Avrupa ailesi içinde sınıflandırılsa da Anadolu–İran–Mezopotamya hattında eklemeli dillerle yoğun temas, bu dillerin söz varlığı ve morfolojisinde belirgin Asyatik katmanlar oluşturmuştur. 19. yüzyıl tasnifleri, bu temas alanlarını çoğu zaman sadeleştirmiş ya da bilinçli biçimde göz ardı etmiştir. Edward Said’in gösterdiği üzere, Doğu’ya dair bilgi üretimi sıklıkla iktidar ilişkileri ve sömürgeci bağlam içinde şekillenmiştir.  

 Bruce Lincoln gibi araştırmacılar, erken Hint-Avrupa çalışmalarında ideolojik seçiciliğe dikkat çekmiştir. Dev/div örneği, Avrasya’nın ortak mitolojik sözlüğünün klasik filoloji tarafından nasıl görünmez kılındığını açık biçimde göstermektedir.

Sonuç olarak dev/div ve divan kelimeleri birlikte değerlendirildiğinde şu tablo ortaya çıkmaktadır: Kelime Sanskritçe ve Avestaca metinlerde üretilmiş değildir. Var olan bir kelimenin kayda geçmesidir. İran sahasında anlamın tersyüz edilmesi teolojik-politik bir reformun ürünüdür; Türkçede ve genel Turanî sahada kelime yerli, üretken ve süreklidir. Divan terimi ise kökün yücelik ve otorite anlamını tarih boyunca koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu veriler ışığında dev/div kelimesinin kökeni Hint-Avrupa metinlerinde görünse de, esas itibarıyla Turanî/Asyatik ortak mitolojik sözlük katmanına aittir. 19. yüzyılda kurulan Hint-Avrupa  kuramı ise bu katmanı dışarıda bırakan merkezci ve kolonyal bağlamlı bir bilgi modelidir. Emperyaldir. Dil bilimi ile alâkası yoktur.

 Bu gerçeğin böyle olmasına rağmen Tüm Üniversitelerimizdeki Türkoloji bölümlerinde bu masalın bilim diye anlatılması sömürge mantığının içsel derinliğidir.

 

Bu yazı toplam 314 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim