Bugün 30 Ocak 2026 Cuma
  • Antalya16 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7092.27
    %-5.09
  • Dolar
    43.4942
    %0.21
  • Euro
    51.9041
    %-0.46

CEM ARÜV / KONUK YAZAR/ÇEVRENİN SESİ

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
CEM ARÜV / KONUK YAZAR/ÇEVRENİN SESİ

İLLERİN YÖNETİMİNDE ÇOK BAŞLILIK VE FELAKETLERİN MEVZUATLA İLİŞKİSİ

30 Ocak 2026 Cuma 12:20

Yaşadığımız felaketler tesadüf değildir; çoğu zaman yönetim sistemindeki çok başlılık, açıklık ve uyum eksikliği ile izin mevzuatının zayıf uygulanması gibi yapısal sorunların sonucudur. Bu gerçek, yalnızca merkezi ve yerel yönetim arasındaki koordinasyon zorluklarına değil; aynı zamanda doğal kaynakların korunması, imar kararları, çevresel risk değerlendirmeleri ve afet yönetimi sistemine kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılır.
Türkiye’de kamu yönetimi yapısı gereği birçok kurum benzer konularda yetki ve sorumluluk üstlenebilir. Bu durum teoride “yetki paylaşımı” sağlasa da uygulamada rollerin çakışmasına, karar alma süreçlerinin gecikmesine ve halkın mağduriyetine yol açar. Özellikle izin süreçleri bu çakışmanın merkezi bir parçasıdır; yanlış ya da geciken izinler, riskleri artırır ve felaketlerin etkisini büyütür.

1. Çok Başlı Yönetim ve Mevzuat Karmaşası

Türkiye’de merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki görev ve yetki dağılımı karmaşıklaşmıştır. Bir alanda faaliyet gösteren kurumlar — örneğin çevre, imar, afet yönetimi ya da şehir planlama konularında — aynı konuda farklı izinler, denetimler ve yönetmelikler isteyebilir. Bu yönetim çok başlılığı, kamu kaynaklarının etkin kullanımını zorlaştırır, planlama süreçlerini geciktirir ve halkın güvenini zedeler.
Afet yönetimi bağlamında da benzer bir tablo ortaya çıkar: AFAD, bakanlıklar, valilikler ve yerel belediyeler farklı görev alanlarına sahip olsa da aralarında etkin bir koordinasyon olmadan çalışıldığında riskler artar ve sorunlar büyür. Bu koordinasyon eksiklikleri, afet ve acil durumlara hazırlık, müdahale ve iyileştirme süreçlerinin zayıf kalmasına neden olabilir. 

2. Mevzuatın Rolü: Yönetimden Kaynaklanan Riskler

Afetlerin sonuçları sadece doğa olaylarının şiddetiyle ilgili değildir; aynı zamanda bu olaylara nasıl hazırlık yapıldığını, nerelere izin verildiğini ve hangi risk değerlendirmelerinin yapıldığını belirleyen yasal çerçevelerle de ilgilidir.
Mevzuat, çevresel bozulmayı önlemek, belirli faaliyetleri denetlemek ve riskleri en aza indirmek için vardır. Örneğin çevre kanunları, kirletici faaliyetleri düzenlemek, atık yönetimini planlamak ve çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) gerekliliklerini belirlemek içindir. Ancak bu düzenlemeler yeterince sert uygulanmadığında veya izin süreçleri tavizlerle geçildiğinde, çevresel riskler artar ve felaketlere zemin hazırlanmış olur. 
Örneğin maden, inşaat veya turizm projeleri için verilen izinler, bu faaliyetlerin oluşabilecek çevresel riskleri yeterince değerlendirmeden verildiğinde, sel, heyelan veya su baskını gibi felaketlerin etkileri şiddetlenir. Bazen bu felaketler doğrudan mevzuatın gevşek uygulanmasından kaynaklanır; mevzuat açık olsa bile uygulamadaki zayıflık sonucu denetimler etkinleşmeyebilir. Bu da halkın sağlığı, yaşam alanları ve geçim kaynakları üzerinde ağır sonuçlar doğurur.

3. Afet Yönetiminde Hukuki Zayıflıklar

Türkiye’nin afet yönetimi mevzuatı, risk azaltma ve acil durum planlamasını düzenlemek için çerçeve sağlar. Örneğin, 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kuruluş ve görevlerini düzenleyen kanun, afet risk yönetimi ve müdahale yetkilerini belirler. Ancak bu kanunlar uygulamada tüm paydaşların katılımını, yerel bilgiyi ve yerel karar süreçlerini yeterince kapsamayabilir. 

Birçok akademik çalışma, Türkiye’de afet yönetim mevzuatının teknik ve uygulama zayıflıklarına dikkat çeker. Mevzuat, merkezi kontrolü güçlendirirken yerel katılımı sınırlayan yapılarla merkezileşmiş bir organizasyona yönelmiştir. Bu durum, yerel aktörlerin faydalı bilgilerinin ve hızlı müdahale kapasitesinin kullanılamamasına neden olabilir. 

4. Denetim Eksikliği ve İmar Mevzuatı

Felaketleri tetikleyen bir diğer önemli unsur da imar mevzuatı ve denetim eksiklikleridir. Türkiye’de geçmişte yaşanan depremler ve diğer afetler göstermiştir ki, yapı denetimleri ve imar izinleri ne kadar sağlam düzenlenirse düzenlensin, uygulamada ciddi boşluklar oluşmuştur. Özellikle bazı yapı stoklarının kaçak veya denetimsiz olması, afetlerde yıkıcı sonuçlara neden olmuştur. 
Bu, yalnızca teknik bir sorun değil; halkın güvenliğini doğrudan etkileyen bir mevzuat uygulama sorunudur. Denetimsiz yapılar sadece bina güvenliğini tehlikeye atmaz; aynı zamanda altyapı, su, enerji ve ulaşım sistemlerini de afete karşı savunmasız bırakır.

5. Koordinasyon Eksikliği ve Felaket Yönetimi

Çok başlılık ve mevzuat uyuşmazlığı, afet yönetimi süreçlerini de olumsuz etkiler. Bir sahada risk analizi yapılırken farklı kurumların benzer sorumlulukları olduğunda, uyumlu bir erken uyarı sistemi, veri paylaşımı ve acil müdahale planı oluşturulması zorlaşır. Bu tür koordinasyon eksiklikleri, felaketin geldiği anda hızlı ve etkili müdahaleyi engeller. 
Antalya gibi afet riskleri bulunan bölgelerde, farklı kurumların planları uyumlu şekilde çalışmazsa riskler büyür. Örneğin sel ve taşkın riskine karşı alınacak önlemler sadece bir kurumun işi değildir; ulaşım, altyapı, meteorolojik erken uyarı ve yerel halkla iletişimin senkronize edilmesi gerekir.

6. Halkın Mağduriyeti: Mevzuatın Toplumsal Yansıması

Tüm bu idari ve hukuki karmaşanın en ağır bedelini halk öder. Afet ve felaketlerde halk sadece mal kaybı yaşamaz; aynı zamanda güvenini, yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını ve umutlarını yitirir. Özellikle düşük gelirli, kent merkezinden uzak yaşayan veya altyapıdan uzak mahallelerde yaşayanlar, mevzuat eksikliklerinin doğrudan sonuçlarıyla karşılaşır.
Felaketler, yalnızca doğa olayları olarak görülemez; aynı zamanda devlet politikalarının, izin süreçlerinin, denetimlerin ve yerel yönetim kapasitelerinin bir sonucudur. Bir toplumun refahı, yalnızca ekonomik göstergelerle değil, afetlere hazırlıklı olma kapasitesiyle ölçülür.

Mevzuat Güçlendirilmeli, Yetki ve Denetim Açıkça Belirlenmeli

Yaşadığımız felaketler, sadece doğa olaylarının rastlantısı değildir; izin mevzuatlarının eksik uygulanması, koordinasyon zorlukları ve yetki karmaşası gibi yapısal sorunların sonucudur.

Bu yapısal sorunları çözmek için:

Mevzuat sadeleştirilmeli ve çok başlılık azaltılmalıdır.
Denetim mekanizmaları “güçlü ve bağımsız” olmalıdır.
Yerel yönetimler, afet risk azaltımı ve çevresel planlamada daha etkili bir rol almalıdır.
Erken uyarı sistemleri, yerel veri ve risk analizi karar süreçlerine daha fazla dahil edilmelidir.
Bu adımlar yalnızca yönetim sistemini iyileştirmekle kalmaz; halkın güvenini, yaşam kalitesini ve afetlere karşı dirençliliğini artırır. Halkın mağduriyetini önlemek istiyorsak, izlediğimiz felaket politikalarının kaynağını doğru okumalı ve mevzuatı uygulamada daha adil, net ve etkili hâle getirmeliyiz.

Bu yazı toplam 167 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim