İnsan, yolculuğuna önce kendinden başlamalı. Kendini tanımadan, kendini sevmeyi öğrenmeden; başkasını anlamak yalnızca bir niyet olarak kalır. Çünkü insan, kendine verdiği değer kadarını sunabilir hayata. Kendi iç sesini duymayan, başkasının sesini de doğru işitemez.
Kendini seven insan kibirli olmaz; bilakis daha yumuşak, daha adil olur. Eksiklerini inkâr etmez, kusurlarını saklamaz. Kendine gösterdiği şefkat, başkalarına da taşar. İşte empati tam burada doğar: “Ben incinebiliyorsam, sen de incinebilirsin” diyebilme cesaretinde.
Sevgi, sadece hissetmek değildir; nasıl davranacağını bilmektir. Sevdiğini düşündüğün insana nasıl konuşacağını, ne zaman susacağını, ne zaman yanında duracağını bilmektir. Haklı olmayı değil, incitmemeyi seçmektir bazen. Çünkü gerçek bağlar, kazanılan tartışmalarla değil; korunan kalplerle güçlenir.
İnsan, değer verdiklerine karşı özenli olmalı. Sözcüklerini tartarak, niyetini berrak tutarak yaklaşmalı. Sevgi yüksek sesle değil; anlayışla, sabırla ve tutarlılıkla kendini gösterir. Hoşgörü, karşıdakini olduğu hâliyle kabul edebilmekte saklıdır; değiştirmeye çalışmadan, eksiltmeden, küçültmeden…
İncitmeden yaşamak mümkündür. Bunun yolu, önce kendine dürüst olmaktan geçer. Kendi yaralarını tanıyan insan, başkasının yarasına basmaz. Kendi karanlığıyla yüzleşen, başkasının ışığını söndürmeye çalışmaz.
Ve hayat… Sevgiyle ilerlerken daha hafif olur. Bağlar daha sağlam, yollar daha aydınlık olur. İnsan, kalbini eğitirse aklını; aklını sakinleştirirse kalbini, hem kendisiyle hem sevdikleriyle daha gerçek, daha derin, daha huzurlu bir bağ kurar.
Çünkü en güzel iletişim, kalpten kalbe kurulan ve kimseyi yaralamayan o sessiz anlaşmadır.
Bu yazı toplam 508 defa okunmuştur.