Bugün 14 Temmuz 2026 Salı
  • Antalya31 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6160.87
    %1.93
  • Dolar
    47.0345
    %-0.05
  • Euro
    53.7484
    %0.11

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

YAZ SICAĞINDA BİR KOLAJ DENEMESİ

14 Temmuz 2026 Salı 18:01

 

 

 

 I
Ustadan el alarak…
“Cümleler doğrudur sen doğru isen
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen”
Yunus Emre

 II
En büyük trajedi kişinin ve/veya toplumun ne yaşadığının farkında olmamasıdır. Bu farkında olmayış zihnin köleleştirilerek sömürgeleşmesinden başka bir şey değildir. Böylesi bir durum için “celladına âşık olma” ifadesini kullanabiliriz. Belirtileri, günümüz Türkiye’sinden verirsek eğer, Cumhuriyetle yenilenen ruh köklerini, tarih yapılanmasını, dünya tarihinin akışını şekillendirmesini (Emperyalizme karşı ilk bağımsızlık savaşı zaferini kazanmak) sanki unutmuş bir hafıza kaybı uçurumuna düşmesidir.  

Bu akıl yarılması, sosyal şizofreninin kurucu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden beri adım adım yükseltilen sinsi saldırıların son dönemde artık gizlisi saklısı olmadan açığa vurulmasına karşın yaşanan trajedide küresel çetelerin sadece iktidar kartı üzerinden değil ona karşı çıkacak muhalefet yapılar üzerinden de devşirme yapmalarının şüphesiz etkileri vardır. Elbette medya üzerinden yapılan algı kuşatmasının ve toplum mühendisliği hamlelerinin etkisi vardır. Televizyon yayınlarının algı mühendisliği hamlelerine hemen her program ve diziler vb. yaptıkları şekillendirme vardır. Toplumun siyasi önderlik olmadığı bir durumda düştüğü çaresizlik vardır. Üniversitelerinden sendikalarına spiral takılıp, çapraz bağlamaların etkisi vardır. Halk ifadesiyle söylersek tam bir “taşları başlamışlar, itleri salmışlar” sürecinden geçilmektedir. 

Şüphesiz çare, çaresizlikte gizlidir. Türk toplumunun kollektif hafızasında saklı olan ruhsal ve bedensel tepkinin ne zaman, nasıl su yüzüne çıkacağı bu tepkimeyi hızlandıracak olan Cumhuriyet aydınlarının katalizör katkısı ile belirlenecektir. Efendim malumunuz, katalizör madde kimyada tepkimeye giren, onu hızlandıran ve süreç sonlandığında kaybolandır. Sohbetlerde aydınları katalizör maddeye benzetirim. Tepkimeye girip hızlandırıp ve kaybolanlardır çünkü oluşacak yeni yapı içinde de toplumsal çıkarlara aykırı her hamleye muhalefet etmek onların doğasıdır. 

 III
Yazı, yaptığı çağrışımlarla zihinde bir görüntü oluşturur. Çiçeklerin, denizin, yağmurun kokusunu da eşzamanlı olarak hissedersiniz. Zihinde kayıtlı bir müzik alıp götürür sizi belleğin kuytularına. Kolaj bir gerçekliktir salındığınız. Ta kendisi hakikatin… Burada metin/dil her şeyden önce dünyayı betimleyen bir araç değil, çağrışım kuşlarıyla yeniden betimlenmenin varsıl yordamıdır. Okur o metnin hem içinde hem de dışında bir yolculuktadır aslında. Metinle okurun zihni arasındaki salınımı gerçekliği yeniden yapılandıracaktır. 

 IV
“Öldürmeyen acı güçlendirir” der Nietzsche…

 V
Giderek sonbahara evriliyoruz, kuzey yarıkürede elbet, zira güney yarıkürede kış mevsimi yaşanıyor. 

“Sonbahar” antik çağdan beri ölümle özdeşleştirilmiştir. İnsanlığın derin hafızasındaki kök hücredir bu. Özellikle sanatçılar… İğne yapraklılar hariç, ağaçların yapraklarını dökmesi… Siz katılımcı okur olarak edebiyatımızda ve şiirimizde bunun örneklerini hatırlayınız lütfen. 
Günümüzde kısa dönemde peş peşe gelen ölümler için “yaprak dökümü” ifadesi yaygın olarak kullanılır. 
Sonbaharda başlayan yağmurlar ve sıcaklıkların düşmesi kışın habercisidir. Antik çağdan başlayarak kış mevsimi ısınmadan aydınlanmaya çok uzun zaman sorunlu olmuştur insanlık için. Ülke olarak hayatımıza sobanın girmesi sanıldığı gibi eski değildir. Günümüz şartlarında ise ısınma doğalgaz faturaları sebebiyle yeniden ısınmanın sorun hâline gelmesine yol açmıştır ne yazık ki. Uzun sözün kısası kış her dönemde sıkıntılı bir mevsimdir. 

Bunlar bizim kendi penceremizden yaptığımız hızlı bir ufuk turu. Doğa ise kendi düzeni içinde sürdürür gider yaşamını. Ağaçların yapraklarını dökmesi yaklaşan kışın soğuklarına karşı damarlarında yürüyen suyun çekilmesinin bir sonucudur. Beslenemeyen yapraklar sararıp dökülür. Bazı hayvanlar nasıl kış uykusuna yatarsa ağaçlar da kış uykusuna yatarlar. Bu hamle doğanın kendini bahara hazırlaması değilse nedir ki? Bu hamle olmasa, ağaçların suyunun çekilmesi, kışın damarlardaki su donarak genişleyecek ve o damarlar patlayacaktır. 

Soğuk kışlarda annem su saatine çuval sarmamı söylerdi.   
 
İlkbaharın gelişiyse yeniden uyanışı simgesidir. Yaz ortasında baharı düşünmek serinletiyor insanın içini.

Bu yazı toplam 145 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim