Bugün 02 Ocak 2026 Cuma
  • Antalya7 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6071.199
    %1.77
  • Dolar
    43.0284
    %0.15
  • Euro
    50.4678
    %-0.29

MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

TEOKRATİK DEVLET ŞİDDETİ VE YUNUS'UN AHLÂK DEVRİMİ

02 Ocak 2026 Cuma 10:55

 

İlahi metinler çoğu zaman yalnızca inanç ve ahlâk kitapları olarak okunur. Oysa bu metinler, ortaya çıktıkları tarihsel bağlamlarda iktidarla, hukukla ve zor kullanımıyla doğrudan ilişki kurmuşlardır. Devletin şiddet tekelinin kutsal bir meşruiyetle desteklenmesi, hemen bütün büyük din geleneklerinde açık ya da örtük biçimde yer alır. Bu gerçek görmezden gelindiğinde, kutsal metinler masumlaştırılır. Oysa tarih, bu masumiyet iddiasını doğrulamaz.

Zerdüştî gelenekte Avesta, dünyayı “doğruluk” ile “yalan” arasındaki kozmik mücadele alanı olarak görür. Düzeni bozan unsur yalnızca ahlâken yanlış değil, varoluşsal olarak tehditkârdır. Bu nedenle ona karşı sert yaptırımlar meşru kabul edilir. Şiddet burada siyasal değil, kozmik bir görev olarak sunulur. Ancak sonuç değişmez: Zor, kutsal bir gerekçeye bağlanır. (1)

Tevrat’ta bu kutsallık daha açık ve daha serttir. Bazı toplulukların toptan yok edilmesi, Tanrı buyruğu olarak sunulur. İsrail’in şimdiki mantığı bu ayet. (2) Burada bireysel suç, masumiyet ya da orantı arayışı yoktur; esas erdem itaattir. Devlet şiddeti, Tanrı’nın iradesinin yeryüzündeki icrası hâline gelir. Tarih boyunca “kutsal savaş” fikrinin beslendiği ana damar burasıdır.

İncil ise ahlâk alanında radikal bir kırılma getirir. “Sana vurana öteki yanağını çevir” öğretisi, bireysel şiddeti ahlâken mahkûm eder. Fakat bu pasifizm, devlet alanına taşınmaz. Devlet, “kılıcı boşuna taşımayan” bir otorite olarak tanımlanır. Yahut kutsal hac yani kafire karşı her an asker olarak bulunma isteği. Bu bireysel istek devlet aklıyla bütünleşir. Böylece şiddet bireyden alınır, devlete devredilir. İncil, ahlâk ile siyaset arasına bilinçli bir mesafe koyar; ama devlet şiddetini bütünüyle reddetmez. Tapınak şövalyeleri katliam merkezi olmuştur.

Kur’an ise bu gelenekler içinde en karmaşık ve en gerilimli metindir. Bir yandan savaş, ceza ve itaat ayetleriyle sert bir iktidar dili kurar. “Nerede bulursanız öldürün” (3) “ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesin”, (4) “emir sahiplerine itaat edin” (5) gibi ifadeler, bağlamla sınırlanmaya çalışılsa da kan akıtmaya elverişli bir söylem taşır. Öte yandan aynı Kur’an’da, bir cana kıymayı bütün insanlığı öldürmekle eş tutan ayetler ve Musa–Hızır kıssasının anlatıldığı Kef suresinde olduğu gibi, yargı aceleciliğini sarsan etik anlatılar da yer alır. Bu durum, Kur’an’da bir tutarsızlıktan çok, iktidar ile ahlâk arasındaki çözülememiş gerilimi gösterir.

Tam bu noktada, dinler tarihinin hiçbir kutsal metninde açıkça yer almayan bir ahlâk sıçramasıyla karşılaşırız: Yunus Emre.

“Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan
Halka müderris olsa, hakikatte âsîdir.”

Bu cümlede dile gelen ilke, ne Avesta’da vardır, ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne de Kur’an’ın hukuk ve iktidar dili içinde açıkça formüle edilmiştir. Yunus’un “72 millete kardeş bakma” anlayışı, inanç, kavim, hukuk ve iktidar merkezli tüm kutsal şiddet dillerinin dışına taşan bir ahlâk önerisidir. Ve bu anlayış Türk’tür. Bu bakış, teolojik değil; derin anlamda insani bir evrenselliktir.

Daha da çarpıcısı şudur: Yunus’un merhameti yalnız insana da yönelmez. “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” sözü, canlı–cansız bütün varlığı kapsar. Karıncaya bile “ulu nazar”la bakmak, kutsal metinlerde hukuki ya da teolojik bir emir olarak değil, Yunus’un vicdanında ahlâkî bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. İlahi metinlerde devletin elindeki kılıç kutsallaştırılırken, Yunus kılıcı ahlâken anlamsızlaştırır.

Bu yüzden Yunus Emre, bir din kurucusu değildir.  Ama  bu koca Türk, dinlerin aşamadığı eşiği aşmış bir ahlâk devrimcisidir. İlahi metinlerde devlet şiddeti meşruiyet bulurken, Yunus’ta şiddet, iktidar ve üstünlük fikri bütünüyle erir. Onun dili ne hukuk dilidir ne fetih dili; insanı, canlıyı ve varlığı merkeze alan bir vicdan dilidir.

Bugün ilahi metinleri savunmak adına şiddeti aklamaya çalışan her yorum, Yunus’un açtığı bu ahlâk ufkuyla yüzleşmek zorundadır. Çünkü 72 millete kardeş bakma hukuku, hiçbir kutsal kitapta açık bir buyruk olarak yoktur; ama insanlığın ulaşabileceği en yüksek ahlâk düzeylerinden biridir.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:
İlahi metinleri mi savunacağız, yoksa Yunus’un açtığı insanlık yolunu mu?

 

1. Muharrem Yellice. Mitolojiden Felsefeye. Kaynak yayınları. İstanbul.2024.

2. Tesniye 20:16–17’de geçen:“Hiçbir canlıyı sağ bırakmayacaksın”

3.  Bakara.191.

4.  Maide.33.

5.  Nisa.59.

 
Bu yazı toplam 200 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim