Bugün 12 Eylül 2026 Cumartesi
  • Antalya33 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6784.09
    %0
  • Dolar
    48.3905
    %0
  • Euro
    56.495
    %0

AHMET DİKİCİ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET DİKİCİ / KONUK YAZAR

GEÇMİŞİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: 12 EYLÜL'ÜN TOPLUMSAL YARALARI

12 Eylül 2026 Cumartesi 14:59

​Takvimler 12 Eylül’ü gösterdiğinde, bu ülkenin hafızasına kazınan o ağır ve karanlık gölge yeniden üzerimize düşer. Üzerinden on yıllar geçse de, o dönemin açtığı yaralar, yaşanan acılar ve silinmeyen izler toplumsal belleğimizde tazeliğini koruyor.

​12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türkiye’nin yakın tarihini en sert şekilde sarsan, toplumsal hayatı ve siyaseti kökten değiştiren karanlık bir dönüm noktası oldu. Millî Güvenlik Konseyi'nin yönetime el koymasıyla birlikte anayasa askıya alındı, Meclis kapatıldı ve ülke tamamen askerî bir vesayet rejimi altına sokuldu. Bu müdahale, geçici bir kriz müdahalesinden çok öte, ülkenin adeta siyasi ve hukuki genetiğiyle oynayan otoriter bir düzen kurdu.

​Darbenin hemen ardından tüm siyasi partiler kapatıldı, liderler sürgüne gönderildi. Sadece siyaset değil; sendikalar yasaklandı, grev hakları elinden alındı, basın susturuldu ve üniversiteler tamamen kontrol altına alındı. Amaç, toplumun tüm itiraz mekanizmalarını ortadan kaldırmaktı.

​Bu baskı dalgası sokaklara, mahkemelere ve cezaevlerine çok ağır bir şekilde yansıdı. Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi yargılandı ve milyonlarca insan fişlendi. Hukukun tamamen devre dışı bırakıldığı bu dönemde yüzlerce kişiye idam cezası verildi. Özellikle 17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşı büyütülerek sehpaya gönderilmesi, bu adaletsizliğin en acı ve utanç verici simgesi oldu.

​Cezaevleri ise başlı başına birer kabusa döndü. Diyarbakır başta olmak üzere hapishanelerde uygulanan sistematik işkenceler insanların hayatına mal oldu. Amaç, insanları sadece hapsetmek değil, psikolojik olarak da tamamen teslim almaktı.

​Dönemin lideri Kenan Evren'in "Asmayalım da besleyelim mi?" zihniyetiyle, "bir sağdan bir soldan" diyerek gençleri ölüme göndermesi, insan hayatının nasıl hiçe sayıldığını gözler önüne serdi. Bu anlayış toplumdaki kutuplaşmayı körükledi, şiddeti siyasetin merkezine yerleştirdi ve Türkiye'nin demokratikleşme yolunu on yıllar boyunca tıkayan ağır bir miras bıraktı.

​Bugün bu satırları yazarken düşündüğüm tek şey var: Geçmişin o acı karanlığıyla yüzleşmeden, hukuku, adaleti ve demokrasiyi bu topraklarda kalıcı kılmak mümkün değil. Yaşananları unutmamak, unutturmamak ve benzer karanlıkların bir daha asla yaşanmamasını sağlamak hepimizin en temel sorumluluğudur.

Bu yazı toplam 148 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim