Bugün 01 Şubat 2026 Pazar
  • Antalya16 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6786.65
    %0
  • Dolar
    43.4792
    %0
  • Euro
    51.5667
    %0

MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

YUNUS'UN KARINCASIYLA MODERN VİCDAN ARASINDA

01 Şubat 2026 Pazar 15:27
 Ali Yıldız’a cevaptır.  Yunus üzerine yazdığım Sonhaber gazetesinde yayınlanan makaleyi eleştirdiği için  Yıldız'a teşekkür ederim. 
Ancak;
Yunus Emre’nin merhamet dili ile 20. yüzyılın barış çağrılarını karşı karşıya koymak mı gerekir; yoksa insanlığın farklı çağlarda aynı vicdan arayışını sürdürdüğünü mü görmek gerekir?
 Yıldız tartışmayı, Russell ve Einstein örnekleri üzerinden yürütmüş. Ali Yıldız’ın kaleme aldığı metinde, Yunus’un irfan dünyası yüceltilirken modern çağın bazı barış çağrıları, onları dile getirenlerin sınıfsal kökenleri ve toplumsal konumları üzerinden küçümseniyor. Oysa ben meseleyi kişilerden ziyade fikirler, yöntemler ve tarihsel bağlam üzerinden tartışmayı gerekli görüyorum.
Yunus Emre, Anadolu’nun Moğol istilalarıyla sarsıldığı bir çağda, merhameti bütün varlığa yönelmiş bir ahlâk dili hâline getirmiştir. “Karınca incitmemek” yalnızca bireysel bir duyarlılık değil, ontolojik bir bakıştır; varlığı bir bütün olarak kavrama çabasıdır. Benim vurguladığım husus, bu gönül dilinin insanlık tarihinde eşsiz bir derinlik taşıdığıdır.
Ancak bundan, modern çağda nükleer yıkıma karşı yükselen seslerin değersiz olduğu sonucu çıkmaz. Yirminci yüzyılda atom bombasının yol açtığı felaketlere itiraz eden bilim insanlarının ve düşünürlerin varlığını, yalnızca onların doğdukları sosyal çevreler üzerinden tartışmak, meseleyi fikir düzleminden biyografi alanına kaydırmaktır. Bir düşüncenin ahlâkî değeri, sahibinin yoksul ya da varlıklı oluşuyla değil; söylediği sözün insanlık için neyi hedeflediğiyle ölçülür.
Russell’ın ya da Einstein’ın barış çağrılarını, “liberal aileden gelmiş olmak” gibi gerekçelerle gölgelemek, metodolojik olarak sorunludur. Tarih boyunca birçok insan, içinde doğduğu sınıfı eleştirmiş, kendi çevresine karşı söz alabilmiştir. Burada esas soru şudur: Söylenen söz, insanlığı daha büyük bir yıkımdan alıkoymayı amaçlıyor mu, yoksa yeni bir tahakküm dili mi üretiyor?
Ali Yıldızı,’ın Burjuva çocuğu Marx’ın işçilere manifesto yazması örneği de tartışmanın eksenini kaydırmaktır. Toplumsal eleştiri sadece yoksulların tekelinde değildir. Tarih boyunca birçok reformcu içinde doğduğu sınıfı eleştirebilmiştir. Burada  belirleyici olan kişinin hangi konumdan konuştuğu değil, hangi riskleri göze aldığı ve hangi sonuçlarla yüzleştiğidir.
 Ali Yıldız’ın, Yunus’u “” kadim Türk dünyasının saf bir yansıması olarak” değerlendirmesi doğru bir bakıştır. Fakat Yunusun Evrensel tesirini yalnızca bir kültüre kökene indirgemek, onun farklı coğrafyalarda yankı bulmasını açıklamakta yetersiz kalır. Yunus’u farklı kılan geldiği gelenek değil, geleneği aşarak insanlığa sesleniyor olabilmesidir.
Ben Yunus’u yalnızca belirli bir tarihsel veya kültürel kökene hapsederek açıklamanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Elbette Yunus, Türk-İslâm irfan geleneğinin içinden çıkmıştır; fakat onu asırlar boyu yaşatan, bu geleneği aşan bir insanlık dili kurabilmiş olmasıdır. Yunus’un sözü, sadece kendi çağının değil, başka zamanların vicdanına da seslenmiştir.
Moğol istilalarıyla atom bombası arasında nitelik farkı bulunduğu açıktır. Modern çağ, insanın yeryüzünü bütünüyle yok edebilecek bir teknik güce ulaştığı bir dönemdir. Tam da bu yüzden bugün ortaya çıkan barış söylemleri, Yunus’un çağındaki dilden farklı olmak zorundadır. Farklı olması, aynı vicdanî kaygıyı taşımadığı anlamına gelmez.
Benim Yunus okuması üzerinden sorduğum soru şudur: Yunus’un “birine yapılan haksızlık bütüne yapılmıştır” anlayışı, modern dünyanın kitle imha silahları karşısında geliştirilen etik itirazlarla çelişmek zorunda mıdır? Bana göre hayır. Aksine, bu iki tavır farklı çağların diliyle dile getirilmiş ortak bir insanlık endişesinin izlerini taşır.
Dolayısıyla mesele, Yunus ile Russell–Einstein arasında bir üstünlük yarışı kurmak değildir. Yunus’un irfanı tarihsel olarak benzersizdir; fakat bu benzersizlik, modern dünyada ortaya çıkan vicdan arayışlarını baştan geçersiz kılmaz. Asıl yapılması gereken, farklı dönemlerin ürettiği ahlâk dillerini birbirine düşman etmek yerine, onları insanlığın süreklilik gösteren sorumluluk duygusu içinde okumaktır.
Ali Yıldız’ın yazısında gördüğüm temel problem, Yunus’u yüceltirken modern düşünürleri kökenleri üzerinden tartışmaya açmasıdır. Oysa ben Yunus merkezli yaklaşımımı tam da bunun karşısına koyuyorum: Fikirleri biyografilerle değil, sonuçlarıyla değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Yunus’un karıncaya uzanan merhameti ile modern çağın nükleer silahlara karşı yükselttiği etik itirazlar arasında aşılmaz bir uçurum yoktur. İkisi de, insanın kendi yıkıcılığına sınır koyma çabasının farklı tarihsel biçimleridir.
Bu yüzden ben Yunus’u modern dünyanın vicdan arayışlarının karşısına koymam; tam tersine, onları ölçen terazinin tam ortasına yerleştiririm. Kimlikler, sınıflar, biyografiler gelip geçer; fakat insanlığa yöneltilmiş ahlâk çağrıları kalır. Russell ve Einstein’ı küçümseyerek Yunus’u büyütmeye çalışmak, Yunus’un irfanına da haksızlıktır. Çünkü Yunus, başkasını değersizleştirerek değil, herkesi hesaba çekerek konuşur.
Bugün atom çağında yaşıyoruz. Yıkımın ölçeği büyüdükçe sorumluluğun dili de büyümek zorundadır. Benim Yunus’tan anladığım budur: Karıncayı koruyan vicdan, nükleer silahı da sorgulamak zorundadır. Aksi hâlde irfan değil, nostalji üretmiş oluruz.
Ben Yunus’u vitrine koymuyorum; bugüne çağırıyorum. Ve bugünün dünyasında merhamet, geçmişi kutsamakla değil, şimdiki yıkımın tam karşısına dikilmekle anlam kazanır diye düşünüyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bu yazı toplam 134 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim