Bugün 09 Eylül 2026 Çarşamba
- IMKB
% - Altın
6813.24
%0.37 - Dolar
48.4631
%0.01 - Euro
56.4122
%0.05
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 23:48 - KAHRAMANMARAŞ’TA BIÇAKLI KAVGA: 2 YARALI
- 22:58 - ALEVLER EVLERE ULAŞTI: MAHALLELİ YANGINLA SAVAŞTI
- 22:03 - KÖPEĞİ TRAKTÖRE BAĞLAYARAK SÜRÜKLEDİ
- 21:58 - AK PARTİ MERSİN İL BAŞKANI ALDEMİR: "DEVLETİMİZ TÜM İMKANLARIYLA SAHADA"
- 21:53 - ALANYASPOR, GÖZTEPE MAÇI HAZIRLIKLARINA BAŞLADI
- 21:23 - AKSU BELEDİYE BAŞKANI YILDIRIM: "YÖN DEĞİŞTİREN RÜZGAR ÇALIŞMALARI GÜÇLEŞTİRİYOR"
- 21:03 - KUMLUCA’DAKİ ORMAN YANGININDA 10 EV ZARAR GÖRDÜ, KARADAN MÜDAHALE DEVAM EDİYOR
- 20:56 - ANAHTAR PARTİ ANTALYA'DA İKİ ÖNEMLİ ATAMA
- 20:03 - ANTALYA VALİSİ ŞAHİN: "AKSU YANGINI DEVAM EDİYOR, KUMLUCA YANGINININ ENERJİSİ DÜŞÜRÜLDÜ"
- 19:18 - KOZAN’DAKİ YANGIN İMAMOĞLU İLÇESİNE İLERLEDİ
- 19:14 - DERE'DEN İMALATÇI ESNAFA 31 EKİM ÇAĞRISI
- 18:34 - BİR MAHALLEYE TAHLİYE KARARI
- 18:23 - MERSİN’DE ORMAN YANGININA 230 PERSONEL, 2 UÇAK VE 5 HELİKOPTERLE MÜDAHALE
- 18:03 - ANTALYA’DA ALEVLERLE MÜCADELE SÜRÜYOR: ANTALYA-ISPARTA YOLU TRAFİĞE KAPATILDI
- 17:33 - KAHRAMANMARAŞ’TA GÖĞSÜNDEN ÇIKARDIĞI TABANCAYLA 2 KADINI YARALADI
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR


YUNUS'UN KARINCASIYLA MODERN VİCDAN ARASINDA
01 Şubat 2026 Pazar 15:27
Ali Yıldız’a cevaptır.
Yunus üzerine yazdığım Sonhaber gazetesinde yayınlanan makaleyi eleştirdiği için Yıldız'a 'teşekkür ederim.
Ancak;
Yunus Emre’nin merhamet dili ile 20. yüzyılın barış çağrılarını karşı karşıya koymak mı gerekir; yoksa insanlığın farklı çağlarda aynı vicdan arayışını sürdürdüğünü mü görmek gerekir?
Yıldız tartışmayı ,Russell ve Einstein örnekleri üzerinden yürütmüş. Ali Yıldız’ın kaleme aldığı metinde, Yunus’un irfan dünyası yüceltilirken modern çağın bazı barış çağrıları, onları dile getirenlerin sınıfsal kökenleri ve toplumsal konumları üzerinden küçümseniyor. Oysa ben meseleyi kişilerden ziyade fikirler, yöntemler ve tarihsel bağlam üzerinden tartışmayı gerekli görüyorum.
Yunus Emre, Anadolu’nun Moğol istilalarıyla sarsıldığı bir çağda, merhameti bütün varlığa yönelmiş bir ahlâk dili hâline getirmiştir. “Karınca incitmemek” yalnızca bireysel bir duyarlılık değil, ontolojik bir bakıştır; varlığı bir bütün olarak kavrama çabasıdır. Benim vurguladığım husus, bu gönül dilinin insanlık tarihinde eşsiz bir derinlik taşıdığıdır.
Ancak bundan, modern çağda nükleer yıkıma karşı yükselen seslerin değersiz olduğu sonucu çıkmaz. Yirminci yüzyılda atom bombasının yol açtığı felaketlere itiraz eden bilim insanlarının ve düşünürlerin varlığını, yalnızca onların doğdukları sosyal çevreler üzerinden tartışmak, meseleyi fikir düzleminden biyografi alanına kaydırmaktır. Bir düşüncenin ahlâkî değeri, sahibinin yoksul ya da varlıklı oluşuyla değil; söylediği sözün insanlık için neyi hedeflediğiyle ölçülür.
Russell’ın ya da Einstein’ın barış çağrılarını, “liberal aileden gelmiş olmak” gibi gerekçelerle gölgelemek, metodolojik olarak sorunludur. Tarih boyunca birçok insan, içinde doğduğu sınıfı eleştirmiş, kendi çevresine karşı söz alabilmiştir. Burada esas soru şudur: Söylenen söz, insanlığı daha büyük bir yıkımdan alıkoymayı amaçlıyor mu, yoksa yeni bir tahakküm dili mi üretiyor?
Ali Yıldızı,’ın Burjuva çocuğu Marx’ın işçilere manifesto yazması örneği de tartışmanın eksenini kaydırmaktır. Toplumsal eleştiri sadece yoksulların tekelinde değildir. Tarih boyunca birçok reformcu içinde doğduğu sınıfı eleştirebilmiştir. Burada belirleyici olan kişinin hangi konumdan konuştuğu değil, hangi riskleri göze aldığı ve hangi sonuçlarla yüzleştiğidir.
Ali Yıldız’ın, Yunus’u “” kadim Türk dünyasının saf bir yansıması olarak” değerlendirmesi doğru bir bakıştır. Fakat Yunusun Evrensel tesirini yalnızca bir kültüre kökene indirgemek, onun farklı coğrafyalarda yankı bulmasını açıklamakta yetersiz kalır. Yunus’u farklı kılan geldiği gelenek değil, geleneği aşarak insanlığa sesleniyor olabilmesidir.
Ben Yunus’u yalnızca belirli bir tarihsel veya kültürel kökene hapsederek açıklamanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Elbette Yunus, Türk-İslâm irfan geleneğinin içinden çıkmıştır; fakat onu asırlar boyu yaşatan, bu geleneği aşan bir insanlık dili kurabilmiş olmasıdır. Yunus’un sözü, sadece kendi çağının değil, başka zamanların vicdanına da seslenmiştir.
Moğol istilalarıyla atom bombası arasında nitelik farkı bulunduğu açıktır. Modern çağ, insanın yeryüzünü bütünüyle yok edebilecek bir teknik güce ulaştığı bir dönemdir. Tam da bu yüzden bugün ortaya çıkan barış söylemleri, Yunus’un çağındaki dilden farklı olmak zorundadır. Farklı olması, aynı vicdanî kaygıyı taşımadığı anlamına gelmez.
Benim Yunus okuması üzerinden sorduğum soru şudur: Yunus’un “birine yapılan haksızlık bütüne yapılmıştır” anlayışı, modern dünyanın kitle imha silahları karşısında geliştirilen etik itirazlarla çelişmek zorunda mıdır? Bana göre hayır. Aksine, bu iki tavır farklı çağların diliyle dile getirilmiş ortak bir insanlık endişesinin izlerini taşır.
Dolayısıyla mesele, Yunus ile Russell–Einstein arasında bir üstünlük yarışı kurmak değildir. Yunus’un irfanı tarihsel olarak benzersizdir; fakat bu benzersizlik, modern dünyada ortaya çıkan vicdan arayışlarını baştan geçersiz kılmaz. Asıl yapılması gereken, farklı dönemlerin ürettiği ahlâk dillerini birbirine düşman etmek yerine, onları insanlığın süreklilik gösteren sorumluluk duygusu içinde okumaktır.
Ali Yıldız’ın yazısında gördüğüm temel problem, Yunus’u yüceltirken modern düşünürleri kökenleri üzerinden tartışmaya açmasıdır. Oysa ben Yunus merkezli yaklaşımımı tam da bunun karşısına koyuyorum: Fikirleri biyografilerle değil, sonuçlarıyla değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Yunus’un karıncaya uzanan merhameti ile modern çağın nükleer silahlara karşı yükselttiği etik itirazlar arasında aşılmaz bir uçurum yoktur. İkisi de, insanın kendi yıkıcılığına sınır koyma çabasının farklı tarihsel biçimleridir.
Bu yüzden ben Yunus’u modern dünyanın vicdan arayışlarının karşısına koymam; tam tersine, onları ölçen terazinin tam ortasına yerleştiririm. Kimlikler, sınıflar, biyografiler gelip geçer; fakat insanlığa yöneltilmiş ahlâk çağrıları kalır. Russell ve Einstein’ı küçümseyerek Yunus’u büyütmeye çalışmak, Yunus’un irfanına da haksızlıktır. Çünkü Yunus, başkasını değersizleştirerek değil, herkesi hesaba çekerek konuşur.
Bugün atom çağında yaşıyoruz. Yıkımın ölçeği büyüdükçe sorumluluğun dili de büyümek zorundadır. Benim Yunus’tan anladığım budur: Karıncayı koruyan vicdan, nükleer silahı da sorgulamak zorundadır. Aksi hâlde irfan değil, nostalji üretmiş oluruz.
Ben Yunus’u vitrine koymuyorum; bugüne çağırıyorum. Ve bugünün dünyasında merhamet, geçmişi kutsamakla değil, şimdiki yıkımın tam karşısına dikilmekle anlam kazanır diye düşünüyorum.
Ancak;
Yunus Emre’nin merhamet dili ile 20. yüzyılın barış çağrılarını karşı karşıya koymak mı gerekir; yoksa insanlığın farklı çağlarda aynı vicdan arayışını sürdürdüğünü mü görmek gerekir?
Yıldız tartışmayı ,Russell ve Einstein örnekleri üzerinden yürütmüş. Ali Yıldız’ın kaleme aldığı metinde, Yunus’un irfan dünyası yüceltilirken modern çağın bazı barış çağrıları, onları dile getirenlerin sınıfsal kökenleri ve toplumsal konumları üzerinden küçümseniyor. Oysa ben meseleyi kişilerden ziyade fikirler, yöntemler ve tarihsel bağlam üzerinden tartışmayı gerekli görüyorum.
Yunus Emre, Anadolu’nun Moğol istilalarıyla sarsıldığı bir çağda, merhameti bütün varlığa yönelmiş bir ahlâk dili hâline getirmiştir. “Karınca incitmemek” yalnızca bireysel bir duyarlılık değil, ontolojik bir bakıştır; varlığı bir bütün olarak kavrama çabasıdır. Benim vurguladığım husus, bu gönül dilinin insanlık tarihinde eşsiz bir derinlik taşıdığıdır.
Ancak bundan, modern çağda nükleer yıkıma karşı yükselen seslerin değersiz olduğu sonucu çıkmaz. Yirminci yüzyılda atom bombasının yol açtığı felaketlere itiraz eden bilim insanlarının ve düşünürlerin varlığını, yalnızca onların doğdukları sosyal çevreler üzerinden tartışmak, meseleyi fikir düzleminden biyografi alanına kaydırmaktır. Bir düşüncenin ahlâkî değeri, sahibinin yoksul ya da varlıklı oluşuyla değil; söylediği sözün insanlık için neyi hedeflediğiyle ölçülür.
Russell’ın ya da Einstein’ın barış çağrılarını, “liberal aileden gelmiş olmak” gibi gerekçelerle gölgelemek, metodolojik olarak sorunludur. Tarih boyunca birçok insan, içinde doğduğu sınıfı eleştirmiş, kendi çevresine karşı söz alabilmiştir. Burada esas soru şudur: Söylenen söz, insanlığı daha büyük bir yıkımdan alıkoymayı amaçlıyor mu, yoksa yeni bir tahakküm dili mi üretiyor?
Ali Yıldızı,’ın Burjuva çocuğu Marx’ın işçilere manifesto yazması örneği de tartışmanın eksenini kaydırmaktır. Toplumsal eleştiri sadece yoksulların tekelinde değildir. Tarih boyunca birçok reformcu içinde doğduğu sınıfı eleştirebilmiştir. Burada belirleyici olan kişinin hangi konumdan konuştuğu değil, hangi riskleri göze aldığı ve hangi sonuçlarla yüzleştiğidir.
Ali Yıldız’ın, Yunus’u “” kadim Türk dünyasının saf bir yansıması olarak” değerlendirmesi doğru bir bakıştır. Fakat Yunusun Evrensel tesirini yalnızca bir kültüre kökene indirgemek, onun farklı coğrafyalarda yankı bulmasını açıklamakta yetersiz kalır. Yunus’u farklı kılan geldiği gelenek değil, geleneği aşarak insanlığa sesleniyor olabilmesidir.
Ben Yunus’u yalnızca belirli bir tarihsel veya kültürel kökene hapsederek açıklamanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Elbette Yunus, Türk-İslâm irfan geleneğinin içinden çıkmıştır; fakat onu asırlar boyu yaşatan, bu geleneği aşan bir insanlık dili kurabilmiş olmasıdır. Yunus’un sözü, sadece kendi çağının değil, başka zamanların vicdanına da seslenmiştir.
Moğol istilalarıyla atom bombası arasında nitelik farkı bulunduğu açıktır. Modern çağ, insanın yeryüzünü bütünüyle yok edebilecek bir teknik güce ulaştığı bir dönemdir. Tam da bu yüzden bugün ortaya çıkan barış söylemleri, Yunus’un çağındaki dilden farklı olmak zorundadır. Farklı olması, aynı vicdanî kaygıyı taşımadığı anlamına gelmez.
Benim Yunus okuması üzerinden sorduğum soru şudur: Yunus’un “birine yapılan haksızlık bütüne yapılmıştır” anlayışı, modern dünyanın kitle imha silahları karşısında geliştirilen etik itirazlarla çelişmek zorunda mıdır? Bana göre hayır. Aksine, bu iki tavır farklı çağların diliyle dile getirilmiş ortak bir insanlık endişesinin izlerini taşır.
Dolayısıyla mesele, Yunus ile Russell–Einstein arasında bir üstünlük yarışı kurmak değildir. Yunus’un irfanı tarihsel olarak benzersizdir; fakat bu benzersizlik, modern dünyada ortaya çıkan vicdan arayışlarını baştan geçersiz kılmaz. Asıl yapılması gereken, farklı dönemlerin ürettiği ahlâk dillerini birbirine düşman etmek yerine, onları insanlığın süreklilik gösteren sorumluluk duygusu içinde okumaktır.
Ali Yıldız’ın yazısında gördüğüm temel problem, Yunus’u yüceltirken modern düşünürleri kökenleri üzerinden tartışmaya açmasıdır. Oysa ben Yunus merkezli yaklaşımımı tam da bunun karşısına koyuyorum: Fikirleri biyografilerle değil, sonuçlarıyla değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Yunus’un karıncaya uzanan merhameti ile modern çağın nükleer silahlara karşı yükselttiği etik itirazlar arasında aşılmaz bir uçurum yoktur. İkisi de, insanın kendi yıkıcılığına sınır koyma çabasının farklı tarihsel biçimleridir.
Bu yüzden ben Yunus’u modern dünyanın vicdan arayışlarının karşısına koymam; tam tersine, onları ölçen terazinin tam ortasına yerleştiririm. Kimlikler, sınıflar, biyografiler gelip geçer; fakat insanlığa yöneltilmiş ahlâk çağrıları kalır. Russell ve Einstein’ı küçümseyerek Yunus’u büyütmeye çalışmak, Yunus’un irfanına da haksızlıktır. Çünkü Yunus, başkasını değersizleştirerek değil, herkesi hesaba çekerek konuşur.
Bugün atom çağında yaşıyoruz. Yıkımın ölçeği büyüdükçe sorumluluğun dili de büyümek zorundadır. Benim Yunus’tan anladığım budur: Karıncayı koruyan vicdan, nükleer silahı da sorgulamak zorundadır. Aksi hâlde irfan değil, nostalji üretmiş oluruz.
Ben Yunus’u vitrine koymuyorum; bugüne çağırıyorum. Ve bugünün dünyasında merhamet, geçmişi kutsamakla değil, şimdiki yıkımın tam karşısına dikilmekle anlam kazanır diye düşünüyorum.
Bu yazı toplam 862 defa okunmuştur.
YANGINDAN SONRA DEĞİL, YANGINDAN ÖNCE!MEHMET YENİKAYNAK
ANTALYASPOR'DA ÇİRKİN OYUNLAR…..TURGAY ALP
CELALETTİN ARİF DEMİREL’İN TANIKLIĞI İLE KEMAL TAHİRAHMET İLBARS
DELİ KADİR'İN İNANILMAZ LEZZETLİ BURDUR ŞİŞLERİBİHTER GÖRDÜ
OLMAYACAKSA MEVLÜT İLE OLMASINKAHRAMAN KÖKTÜRK
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER/ADLON'UN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİNİZAMETTİN ŞEN
KÖYDE SANATIN İZİGÖZDE SARI
KURTULUŞ SAVAŞI VE YERLİ RUMLARŞENER METE
YENİ PARTİ’Yİ DOĞURAN SÜREÇEŞREF URAL
KOLEKTİF BİR NARSİZM; MİLLİYETÇİLİĞİN AHLAK EŞİĞİTARIK ÇELENK
ÖMÜR, TÜRKÇE'NİN MAKRO KOZMOZUNDA TEK BİR NEFESTEN BAŞKA NE Kİ?BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
RADİ FİŞ İLE NÂZIM HİKMETYUNUS YAŞAR
YOLCULUKOYA ÖZGÜR
ELİNE İNCİR SÜTÜ BULAŞSINRAZİYE GÖK AKTAŞ
30 AĞUSTOS 1922 VE SONUÇLARI-3PROF DR RAMAZAN DEMİR
"SUÇ YOKKEN SUÇLU ARAYANLAR, SUÇ VARKEN SUÇLU BULAMIYORLAR"MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE KADINIŞIK YARGIN
KANT’TAN ATATÜRK’E AKLIN ÖZGÜRLEŞMESİMUHARREM YELLİCE
BU DURUM ANTALYASPOR'A FIRSATVEDAT GÜRHAN
HACİVAT LİGHT YEŞİL!..GAZANFER ERYÜKSEL
BİZİ YORAN GERÇEK Mİ, BEKLENTİLERİMİZ Mİ?NİNA ŞAHİN
BEN 12 EYLÜL’Ü SEÇTİM. PEKİ, YA SEN?HASAN YAKUP CANGÜVEN
KİMBİLİR BELKİ DE…OYA BOYSAN
MENÜDEKİ FİYAT OYUNLARINA DİKKAT!AV İBRAHİM GÜLLÜ
SPOR
ANTALYASPOR'DA BÜLENT KORKMAZ DÖNEMİ SONA ERDİ
HERLİNGS DÜNYA MOTOKROS ŞAMPİYONU
KOCAGÖZ, ZABITA TEŞKİLATI'NIN KURULUŞ YILDÖNÜMÜNÜ KUTLADI
5 YILDIZLI OTEL KONFORLU YURT
100. YIL CADDESİ'NDE YENİLEME ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
DOKUMA ETAP 2 İÇİN ORTAK AKIL VURGUSU
ALTINPORTAKAL'DA ULUSAL BAŞVURULAR SONA ERDİ
TANZANYALI 'ARAP OSMAN'IN BAŞPEHLİVANLIK HAYALİ
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim






