Bugün 04 Ocak 2026 Pazar
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    5984.943
    %0.00
  • Dolar
    43.0179
    %0.00
  • Euro
    50.436
    %0.00

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

DÜNYA'YA MEKTUP

03 Ocak 2026 Cumartesi 13:03

Sevgili dünya,

Biz böyle demişiz de sana ne der ne isim takardın acaba kendine gezegenler arasında? Sence de şeylerin kendilerine bir ad verme hakkı olmalı mı dersin?

Sevgili dünya,

Sen, seninle dönen her şeyin doğasısın. Uzaydan çekilen bir fotoğrafını gördüm. Okla işaret etmeseler bulamazdım seni. O fotoğraf hiçliğimizin de parmak iziydi aslında.

Parmak ucunu
Takip ediyoruz
Var-yok o yıldızın
Işık izini

Ne çok nokta hâlbuki
Kâinatın gözüyle
Gösteren olmasa
Seç seçebilirsen yerini

Bir ağacı söyleyip / çizerken bütün derinlikleri ve çoklu yaşamıyla ormanı hissettiren bir metni okuyordum sanki, baktıkça sana. Zerre-kâinat ilişkisi…

Sevgili dünya, baktıkça sana neler söyletmiyorsun ki bize. Tümcelerin önce köy, mahalle sonra, sözcüklerin ev olması insanın zaman yolculuğunda sesleri, kokular, ışığı ve renkleri, gölgeyi elbet, harflere dönüştürmesiyle başlayan bir anlama ve anlatma sürecinin geleceğe mektuplarıdır aslında. Bu zorlu süreç hem harf hem de bir sayı olan Pi ile özetlenebilir. Ne sonsuz bir özettir bu.

Sevgili dünya,

Senin şeylerin dönüştüğü o çok renkli ve çok sesli düzenine bir rakip ve/veya bir düşman gibi bakıp da ona hükmetmeye başlamadan önce ki bu insanın en acımasız yabancılaşmasıdır bir parçası olduğu doğaya ve kendine. Doğayla amansız rekabetin baskın olmadığı, şaman kültürünün egemen olduğu hayatlarımızı Sadık Usta şöyle özetliyor.

“Şaman avcılar, ok atarken neden önce oku öperek üflerdi?
Ya da insanlar, zar atarken önce zarları avucunda öperek üflemelerinin nereden ve ne anlama geldiğini biliyorlar mı?

Ya da bugün bazı keskin nişancılar, mermiyi namluya sürmeden önce mermiyi öperek üflemelerinin altında yatan insani davranışın ne olduğunu biliyorlar mı? Öpüp üfleme geleneğinin kökeni, atalarımızın şaman kültürüyle yoğruldukları 50 bin yıl öncesine kadar gider.

Şaman kültürüne mensup avcı-toplayıcı topluluklar, bugün modern insanların yaptıkları gibi kendilerini doğadan ayırıp ona hükmetmeyi hedeflemezlerdi. Onlar açısından doğadaki her şey, kendileri de dahil olmak üzere kutsaldı.
Felsefenin diliyle ifade edersek: özne-çevre ayrımı/çelişkisi henüz bilinçte ayrışmamıştı. Şaman kahinlerin algıları bugünkü insanlarınki gibi parçalı değildi ya da bugünün değişmiş bilinci gibi kısıtlı değildi. Varlığı bütünlükte arama arzusu esastı. Onlara göre avlanmak bir eğlence değil, aç kalmamak için bir zorunluluktu. Avladıkları ayılar,
bizonlar, geyikler onların güle oynaya avladıkları düşmanları değildi. Avlanmak hem bir zorunluluktu hem de doğada yaşayan bir canlı ruha kastetmekti. Onlar hedefi vurmadan önce oklarını öper ve üflerlerdi, çünkü böylece avlarının ruhlarına bir mesaj göndererek onlardan özür dilerlerdi. Üflemek ve göndermek ava bir mesajdı, özür ve af
dileme mesajı... Şamanlar bunu kestikleri ağaçlara da uygularlardı. Şaman için hiçbir şey gereksiz yere
kırılmamalı, öldürülmemeli ve kesilmemelidir. Her şey essah bir zorunluluğun sonucunda olmalı ve ruhlar dünyasında kabul görmelidir.

Peki bugün savaşlarda uygulanan vahşet görüntülerine ya da babamızın şahsi malıymış gibi, denizlerin, ormanların ve savunmasız hayvanların canına okumamıza ne demeli?”

Biz insanların bir parçası olduğumuz doğayla, kâinata elbet, yabancılaşmamızı ne güzel anlatmış.

Sevgili dünya, seni ve sende vücut bulan kâinatı okuyabildik mi acaba? Evet sanat, felsefe ve bilim yolunda nice okumalar yapsak da hep gündelik çıkar beklentisi ve hırs baskın çıktı her seferinde.

Oku… Okumak… Yüzeysel anlamda yazılı metinlere götürür bizi. “Yazılı metin” ifadesinin salt kitap değil, müzik, resim, dans (beden dili) ayrıca her türlü simgeyi de içerdiğini söylemeliyim. Ve elbette doğa ve kâinat… Bu bağlamda okumanın geniş kanatlı olanı ise olguları (bireysel, toplumsal, uluslararası) sebep-sonuç ilişkisiyle yapılan analitik bir derinliktir. Düş-düşün sarmalında bir yolculuk. İşte bunu yapabildiğimizi ve yaygınlaştırabildiğimizi söylemem pek de gerçekçi olmaz.

Gündelik çıkar ve hırs demiştim ya. Son dönemde kazan-kazan diye ifade edilen bir duruş ve davranış biçimi var. Kazan da nasıl kazanırsan kazan diye de anlatabiliriz bunu.

İktisat derslerinde hocamız “Müteşebbis kâr peşinde koşan bir heriftir” diye anlatırdı yüzlerce yıldır yaşanan sistemin öznesini ve eklerdi “İktisat lâahlaki bir bilimdir.”

Sevgili dünya, senin üzerinde biz insan denen tür olmasaydı ne denli dingin ve huzurlu bir hayatın olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Hani son yıllarda bir virüs saldırısı ile karşı karşıya kaldık ya. İşte o günlerde sokağa çıkma yasağı getirildi bize. O dönemde eskiden İstanbul’da çıplak gözle bakıldığında görülen Uludağ görülmez iken görülür olmuş yeniden. Fotoğrafları yayınlanmıştı. Denizlerde azalan, nesli tükendi denilen balıklara rastlanmıştı.

Sevgili dünya,

Senin kurulu düzenin hiçbir şeyin kaybolmadığı, sadece şekil/suret değiştirdiği bir döngüdür. Biz o acımasız kâr hırsımızla o evrensel düzeni bozduğumuzu hâlâ pek anlayamadık.

Şiddet hayatlarımızda en baskın öge. Peki, dünyanın kendi düzeninde şiddet yok mu, diye soranlar çıkacaktır. Şiddet doğadaki varlıkların hayatında yaşayabilmek için beslenme zorunluluğu ve üreme konusunda eş seçiminde vardır. Bu iki konu da hayatın olmazsa olmazı beslenme ve üreyip çoğalma içindir.

Seneler önce bir belgesel seyretmiştim. Bir aslan ağaçlara takılan kamera ile izleniyor. Önünde yüksek otlar var. Karşıdan bir ceylan sürüsü göründü. Ben de heyecanlandım, aslan ne zaman hamle yapacak diye. Sürü gitti gider, bizin aslan yerinden kalktı ve koşmaya başladı. Sürü neredeyse uzaklaşmak üzereydi. En arkaya kalmış en zayıf, cılız ceylanı yakalayarak karnını doyurdu ve yerine geçip oturdu. Biraz sonra karşıda bir ceylan sürüsü daha belirdi. Aslan hamle yapacak mı diye boşuna bekledik. Sürü gelip geçti. Aslan bakmadı bile.
Ah dedim, şimdi aslanın yerinde elinde dürbünlü tüfekleriyle bir safari grubu olsaydı kaç
ceylan ölmüştü.

Sevgili dünya, senin doğal düzenini anlamamış olmamız ne yazık ki mümkün değil. Gel gör ki bizde bir terslik, bir uyumsuzluk var sana karşı. Başımıza gelenlerin çoğu da işte bu sana olan yabancılaşmamızdan kaynaklanıyor. Gerisi ayrıntı.

Sevgili dünya, “Güç iştir bir tarihi insan gibi yaşamak / Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir” der Edip Cansever, Salih Mercanoğlu ise henüz yayımlanmamış “Pi” adlı kitabındaki bir şiirinde şöyle demektedir. “İnsan, / tanrının güzel kusuru / tek günahı yeryüzünün”

Bu da bizden olsun diyerek mektubumu bir şiirle bitirmek istiyorum.

Bize kalan hikâye
Ertesi vakitti
Son çizdiğimiz eskiz
O bittikten sonra bizde kalandı
Esas hikâye

Kuyu suskunluğu sandık uykuyu
Taş misal bulut taşıyan başında
Yavaş çekim filmi
Ertesi vakitlerin

Ayakkabı çizimleriyle Van Gogh
İzini sürendi şüphesiz
Gece gezgini yıldızların
Bizde kalan hikâye

Ah o etkilenme sanatı
Doğadan elbet
Sarmalında kâinatın

Işıkla hasbıhâl

Bu yazı toplam 444 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim